Çaştani Bey Hikayesi

Hikâye, Orta Asya’da Baykal gölünün güneyinde VIII.-XII. Yüzyıllarda hüküm sürmüş olan Uygurlara aittir. Uygurlar, kabul ettikleri Budizm dininin esaslarını, ahlakî telakkileri ortaya koyan birçok kitabı Türkçeye çevirmişlerdir.
Bunlardan elimize ulaşan Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi, Altun Yaruk, Kuanşi im Pusar, Türkische Turfantexte, Uigurica ve Türkçe Mani El Yazıları gibi eserler, gerek dilbilim gerekse halk edebiyatı açısından kayda değer nitelikte kültür varlıklarımızdır. Altun Yaruk’ta Üç Prensle Aç Bir Parsın Hikâyesi, Türkische Turfantexte’te Şeytan Atavaka’nın Burkan’a karşı yaptığı mücadele kayda değerdir. Adı geçen eserler içinde hikâye karakteri taşıyan en fazla eser bulunduran külliyat ise Uigurica’dır. Külliyatta yer alan hikâyeler Çaştanî Bey Hikâyesi (1945) ve Uygurca Üç Hikâye (Maymunlar Beyi Hikâyesi, Padmavati Kızın Hikâyesi, Dantabali Bey) (1946) olmak üzere iki ayrı kitap halinde yayımlanmıştır.

Çaştanî Bey Hikâyesini önce, Prof. Friedrich Wilhelm Karl Müller, Prof. Dr. Von le Coq’un transkripsiyonuna dayanarak tercüme etmiş, ancak çalışmasını bastırma imkânı bulamamıştır. Eseri, Dr. Annemare Von Gabain daha sonra ele geçen Budizmle ilgili yeni metinlerle zenginleştirerek Uigurica IV-A adıyla 1931’de yayımlanmıştır. Bu çalışmayı Türkçeye çeviren S. Himran ise, tercümesini, Türk Dil Kurumu yayınları arasından İstanbul’da 1945’te yayımlatma imkânı bulmuştur.

Hikâye önce Sangadas adlı biri tarafından Ugu-küşen dilinden Tohari diline, bu dilden de Şilazin adlı biri tarafından Türkçeye çevirilmiştir. Hikâyede, Budizm inancıyla kaleme alınmış diğer Uygur hikâyelerinde olduğu gibi yer yer eksik satırlar bulunmaktadır. Toplam satır sayısı 318’dir. Eser, Türk dili açısından önemli olduğu kadar, belli bir dönemdeki Türk inancını aksettirmesi ve ihtiva ettiği konunun verdiği mesajlar açısından da önemlidir. Hikâyede, ülkesi insanlarının başına türlü hastalık ve musibetler getiren şeytanlara karşı, irfanı, yüksek ahlâkı ve benzersiz fazileti ile savaşan Çaştani Bey’in mücadele, ıztırap ve sabır örneği sergilenmiş ve sonunda Çaştani Bey’in Nirvana’ya yükselmesine yer verilmiştir.

Hikâyenin özeti:
Çaştani Bey, Uçayini’den kalkıp sağa sola doğru giderken yolda, insanların etini yiyen, kanını içen, bağırsaklarını vücutlarına saran şeytanlar görür. Bunlar korkunç benizleriyle, sert sesleriyle bağırarak, ellerinde üç dişli yaba ve bayrak tutarak, kapkara ulu yüksek dağ gibi vücutlarıyla, ateş rengi örgü saçlarını omuzlarına düşürüp zehirli yılanlarla vücutlarını süsleyip yürümektedirler. Çaştani Bey, korkmadan onların arasına girer. Şeytanlar, çepeçevre etrafını kuşatıp kim onun olduğunu sorar. O da şehrinin halkını niçin yediklerini sorar ve kılıcını çekip onları ölümle tehdit eder. Şeytanlar, buna çok öfkelenip üzerine yürür. Çaştani Bey, daha önce davranıp Urumukha adlı şeytanın saçını keser, tam başını keseceği sırada, onun kuvvetinden korkan şeytanlar aman diler. Çaştani Bey onlara, ülkesindeki hastalığın sebebini sorar. Şeytanlar da bunun güneydeki, üç gözlü, ateş rengi saçlı, meşale alevli gibi gözbebekleri olan şeytandan kaynaklandığını söylerler. Çaştani Bey, tekrar bunların üzerine saldırır. Kalaşodara adlı şeytanın saçını yakalar. Şeytanlar, tekrar aman diler. Uru ve Agnikeşa adlı iki kötü şeytana bağlı olduklarını, onları yenerse belâdan kurtulacağını söylerler. Saçını tuttuğu şeytanlardan biri yalvarır, canın rehin almasını, kendisinin Duşta adlı bir şeytana bağlı olduğunu söyler. Çaştani Bey, onu aramaya gider. Duşta, Çaştani Bey’i uzaktan görünce çok sevdiği suretine girerek arkasına düşer. Kendisini nerelere bırakıp gittiğini söyleyerek kandırmaya çalışırsa da ikna edemez. Tekrar şeytan suretiyle ayaklarına kapanır, ülkesindeki hastalıklara sebep olan Trijata adlı şeytanın olduğunu, kötülükleri o istediği için yaptığını söyler. Çaştani Bey, onu aramaya giderken, kulağına bir şarkı gelir. Bunu kendisini kandırmak için Trijata’nın yaptığını anlamakta gecikmez. Onu yakalayıp saçlarını tutar. Trijata bağırır, pek çok şeytan etrafını çevirir. Bu arada tanrılar (Ezrua, Kauşika, Kormuzta, Varuna) ve Bodisatva Yaşomitra aralarında konuşur. Tanrı Varuna, sihirbazlar beyi adil Kamarakta’yı da Çaştani Bey’i içinde içinde bulunduğu durumdan haberdar eder. Sözleri savaş alanında dahi duyulur. Kormuzta, tanrının oğlu Çitravirya, yayını eline alarak Çaştani Bey’e yardıma gelir. O sırada deprem olur. Bodisatva Maitreya ve Yaşomitra da gökten inerler. Maitreya, Yaşomitra’ya, Çaştani Bey’in bu savaştan galip ayrılacağından emin olduğunu söyler. Çünkü, Çaştani Bey de Bodisatva soyundandır. Yüreğini elmas gibi kıymetlendirmiş, hep hayırlı işler işlemiş, iyilikte yorulmamış, ülkesi insanları için canını hiçe saymış, Bodisatvaları geride bırakmış birisidir.

Yakında Çaştani Bey, güneş tanrı olarak yükselecek, üstteki tanrılara, alttaki insan ve şeytanlara egemen olacaktır. Yaşomitra, bunun üzerine Maitreya’ya, Çaştani Bey’ye yaklaşmasını, o kutlu mahluku görmesini teklif eder. Birlikte oraya giderler. Bunun üzerine şeytanlar, ağız, göz ve burunlarından ateş saçarlar, dişlerini gıcırtatıp avuçlarını yumarlar. Satagiri, Haimavata, Pançika ve diğer şeytanlar dağılırlar. Şehirdeki uğursuz hastalık yok olur, şeytanların sesleri bir daha işitilemez.

Çaştani Bey Hikâyesinden bir bölüm:
(151. ötrü duşta atlg rakşas ertinü korkup 152. öz rakşas körkin ök ilig beg-nen 153. adakın-ta bagarın suna yatıp ince tip 154. tidi. Ulug ilig amtı mn sana sanlg 155 erür mn. Neteg yrlıkasar anı bütürgeli 156. anuk turunmn. munta ınaru ay ı irak 157. ermez tariçanta atlg yavlak rakşas 158. bar.

151. bunun üzerine Duşta adlı rakşasi ziyadesiyle korkup 152. öz rakşasi kılığıyle, han beyin 153. ayağına bağrını sunarak (=yüzü koyun) yatıp şöyle 154. dedi. “Ulu han, şimdi ben sana tabi 155. im. Her ne buyurursan onu yerine getirmeye 156. hazır duruyorum.

KAYNAK: Dr. Doğan KAYA

KAYNAKÇA:

MÜLER, F. W. K. / A. Von Gabain (1945); (Tercüme: S. Himran), Çaştani Bey Hikâyesi, İstanbul.

SAKAOĞLU, Saim (1973), Gümüşhane Masalları Metin Toplama ve Tahlil, Ankara.


About this entry