Çöldeki Gizemli Niya Kenti

Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Tarım Havzası’nda Çin’in en büyük çölü olan Taklamakan Çölü yer alıyor, Taklamakan, aynı zamanda dünyanın en büyük akan çölü olma özelliğine sahip. Bu ürkütücü akan çöl içinde bir zamanlar eski Roma’nın Pompeii ve Güney Amerika Kıtası’ndaki Maya gibi gizemli bir ülke bulunuyordu. Özgün eski uygarlığa sahip bu ülkede yaşayanların kullanıkları dil eşeğin dudağına benziyordu ve ipek dokumalı kumaşları da son derece zarif ve güzeldi. Ancak günümüzde bu uygarlık çölde kayboldu ve yalnızca kalıntısıyla insanların dikkatini çekiyor.

Taklamakan çölünün yüzölçümü 330 bin kilometrekareyi buluyor ve Kore Cumhuriyeti’nin yüzölçümünün üç buçuk katına denk geliyor. Taklamakan kelimesi Uygurca’da “dağın eteğindeki büyük çöl”anlamına geliyor. Ancak yerel halkın ağızında “girip çıkmamak” anlamında kullanılıyor. Çünkü buranın yüzölçümü son derece büyük, havası ise sıcak ve kuru, üstelik fırtınayla bütün kumulun şekli değişir. Uzun bir zaman dilimi içinde sayısız insan çöle girip, susuzluk veya yolu kaybetmeden dolayı kayboldu. Bu nedenle çöl ayrıca “ölü deniz” olarak da adlandırılıyor.

Bu “ölü deniz”in ortası Niya gibi parlak bir uygarlığın beşiği olmuştu. Niya, tanınmış Loulan tarihi kenti gibi tarihi İpek Yolu’nun önemli ulaşım merkezlerinden biriydi. Niya sitinden Doğu ve Batı uygarlıklarının özelliklerini taşıyan eşyalar çıkarıldı. Bunlar arasında hem Çin’in eski çağlarındaki bronz aynalar ve üzerinde Çince karekterleri bulunan ipek dokumalı kumaşlar, hem de eski Roma döneminin cam eşyaları ve Orta ve Batı Asya’dan çıkan koyu yeşil camlar bulunuyor.

Ancak bir zamanlar Doğu ve Batı uygarlıkları arasında köprü rolü oynayan bu tarihi kentten günümüzde yalnızca çöl içinde uyuyan sitler kaldı. Niya siti, Çin’in devlet düzeyindeki bir koruma bölgesi olarak sıkı koruma altına alındı ve sitin ana bölgesi ziyaretçilere kapalı tutuluyor. Buna rağmen, gizemli Niya yine insanların dikkatini çekmeye devam ediyor ve çevresinde bulunmak bile çöl içindeki mucizeyi hissettirebilir.

Gu Jianjun, iki kere Niya sitini görmüş olan biri. Gu, Niya’yı ilk gördüğündeki duygusunu “şok” kelimesiyle açıkladı ve şunları söyledi:

    “Uzaklarda aniden karşınıza çıkınca şok oluyorsun.”

Çölün ortasında bulunan Niya sitinin merkezinde bir tapınak yer alıyor. Sitin güney-kuzey uzunluğu 22 kilometreyi ve doğu-batı genişliği de 10 kilometreyi buluyor. Sit içinde toplam 72 ev, 7 ağaçlı bölge, 3 sur ve 8 mezarlık sitleri bulundu.

Ancak insanı daha çok şaşırtan Niya sitinden çıkarılan ve 1700 yıl önceki gizemli tarihi kentin uygarlığının izlerini taşıyan kültürel eserlerdir. 20. yüzyılın başında Niya siti ilk kez bulunduğunda bölgede üzerinde yazılar bulunan tahtalar fark edildi. Tahtada yer alan bükük ve sağdan sola okunan bu yazı “eşeğin dudağı yazısı” olarak adlandırıldı.

1995 yılında Çinli ve Japon arkeologların işbirliğiyle Niya’nın bulunmasından sonraki en uzun süreli ve en geniş boyutlu arkeolojik araştırma gerçekleştirdi. Söz konusu araştırma çalışmalarında yeni kültürel eserler bulundu. Bunlardan en değerlisi mezarlardan çıkarılan sırmalı ipek kumaş parçasıdır. Bu kumaşların üzerinde uzun ömrü, zenginliği ve uğuru dileyen Çince karekterlerin nakışları bulunuyor. Ancak karı kocanın birlikte gömüldüğü bir mezardan çıkarılan beş renkli sırmalı ipek kumaşı parçasında bulunan yazılar ise son derece özeldir, bunda “beş yıldızın Doğu’da görülmesi Çin’in yararınadır” diye yazıyor.

Xinjiang Kültürel Eserler ve Arkeoloji Enstitüsü Başkanı Yu Zhiyong, söz konusu araştırmaya katıldı. Tabut açılınca üzerinde Çince karekterleri bulunan sırmalı ipek kumaş parçasını ilk gören kişi olan Yu şunları söyledi:

“Sırmalı ipek kumaşı parçası, tabut içinde yatan karı-kocanın üzerindeydi. Tabutun dört köşesine, çömlek ve ahşap eşyaları yerleştirilmişti.”

Sırmalı ipek kumaş parçasının üzerinde Çince karekterlerin yanı sıra mavi zeminde beyaz, kırmızı, sarı ve yeşil ipliklerle kaplan, kuş, canavar ile güneş ve ayı temsil eden kırmızı ve beyaz halkalar dokunmuştu.

1700 yıl önce dokunan bu kumaşta kullanılan dokuma tekniği günümüzde bile hayal edilemez. Xinjiang Arkeoloji Enstitüsü’nden ipek uzmanı Li Wenying, kumaş hakkında şu bilgiyi verdi:

“Beş renkten oluşan bu kumaştaki Han sırmalı ipek kumaşına nadir rastlanır. Sıklığı milimetrekareye 220 iplik şeklindedir. Günümüzdeki teknikle yapılabilir, ancak yapılanlar ona hiç benzemiyor.”

Kumaş üzerindeki Çince karekterlerden bahseden Li Wenyin, eski çağlardaki insanların kumaşla astronomik bir görüntü kaydettiğini, bunun Venüs, Jüpiter, Merkür, Mars ve Satürn gezegenlerinin aynı anda doğuda görünmesi olduğunu söyledi ve şunları kaydetti:

“Venüs, Jüpiter, Merkür, Mars ve Satürn gezegenlerinin aynı anda doğuda görünmesi, Han hanedanı kitaplarında yazıyor. Eski çağlardaki insanlar, böyle bir astronomi görüntüsünün o tarafta bulunan ülkenin askeri işleri için yararlı olduğunu düşünüyordu.”

Xinjiang Kültürel Eserler ve Arkeoloji Araştırma Enstitüsü Bakanı Yu Zhiyong, bir bilimadamının yaptığı hesaba göre, beş gezegenin 9 Eylül 2040 gününde yeniden bir araya geleceğini söyledi.

Bu astronomi görüntüsü belki bir kez daha ortaya çıkabilir, ancak bunu kaydeden Niya tarihi kenti de sonsuza kadar tarih oldu. Niya’nın kayboluşuyla ilgili farklı açıklamalar yapıldı, ancak hiçbiri Niya’nın tüm gerçeğini açıklayamıyor. Bu nedenle Niya, insanlara sonsuz bir hayal bıraktı.

Eğer Xinjang’a gelme fırsatınız olursa ve koşulunuz müsaitse, siz de Taklamakan Çölü’nü geçip Niya sitini ziyaret edebilirsiniz. Böylece Niya kentinin gizemini yerinde hissedebilirsiniz.

Reklamlar

About this entry