Makale Eleştirisi 1 – Kazım Mirşan

Sayın Prof. Dr. Osman Fikrî Sertkayanın
1. ORKUN Dergisinin Kasım 2002’deki sayısında yayınlanan “Köl Tigin Yazıtı ne zaman yazıldı ve dikildi?” başlıklı makalesi.
2. Bu yazıya Kâzım Mirşanın, Türk Dünyası Tarih-Kültür Dergisinin Aralık 2002’deki sayısında yayınlanan (sayı No.192), “Makale Eleştirisi” başlıklı yazısı ile verdiği cevap.
Mirşanın bu yazısı üzerine Sertkaya Beyin ORKUN Dergisinde yayınlanan aşağıdaki makaleleri:
3. Kâzım Mirşana cevap (1) (sayı 60, Şubat 2003).
4. Kâzım Mirşana cevap (2) (sayı 61, Mart 2003).
5. Göktürk metinlerinde geçen YIS (YIŞ?)/YİS/YİŞ kelimeleri ile akrabaları bugünkü Türk lehçelerinde vardır ve ‘orman’ anlamında kullanılırlar (sayı 62, Nisan 2003).
6. İnşaat yüksek mühendisi Kâzım Mirşana cevap (sayı 63, Mayıs 2003).
Not: Dilimizdeki agglutinativ tendensli ifadeler aşağıdaki şekillerde yazılacaktır:
Normal ifade Yazılış 1 Yazılış 2
ne olur no’lur –
ne ulan bu !? ne’lan bu !? ne lan bu !?
bu dahi – bu da
bunda dahi – bunda da
böyle ise böyley’se böyley se
alır isem alır’sam alır sam
gelir iken gelir’ken gelir ken
onun ile onun’la onun la
bilgi ile bilgiy’le bilgiy le
Kırk yıldır Türk dili üzerinde araştırmalar yapmakta olan bir Türk olarak, son aylarda bu alanda yapılmakta olan tartışmaları olumlu görmekteyim ve destekliyorum; çünki dilimizin gelişiminin ve, buna göre, tarihimizin irdelenecek çok yanı var.
Bunu daha açık olarak belirtmek ister isek, ben şimdiye kadar okunmamış olan birçok yazıtları okudum ve bunu yapar iken, ayni zamanda, şimdiye kadar bu alanda yapılmış olan çalışmaların tutarsızlıklarını da belirtmekten geri kalmadım. Meselâ,
_ Etrüskçeyi nasıl okuduğumu söylemek le kalmıyorum, âlimlerin şimdiye kadar Etrüskçeyi okuma alanında ne gibi hatalar yaptıklarını da gösteriyorum.
_ Pra-Mısır yazıtlarını okur ken Champollion’un, doğru yanları ile beraber, hatalı yanlarını da söylüyorum.
_ Skandinavya yazıtlarını okur ken de bu yazıtların şimdiye kadar niye okunamadıklarının sebebini açıklıyorum.
Burda okuyucularıma şunu belirtmeliyim ki, ben Ulu-Kem, Baykal-Lena, Altay, Talas, Moğulstan, Başkurtstan, İskiteli, Val Camonica, Anadolu, İsviçre, Etrüsk, Yunanistan, Makedonya, Fransa, Portekiz, Pra-Mısır ve Skandinavya yazıtlarını okumak la kalmadım; Türklerin birçok takvimlerin sahibi olduklarını da ortaya çıkararak, Türk yazıtlarında sözkonusu edilen BOLBOL’ların [tarihlerin] añlaşılır bir hale gelmesini—bunların yazılış tarihlerini de belirtmek suretiy le—mümkün kıldım; elimden geldiğince, Erken-Türk gramerini de yazdım.
Bu çalışmalarım gösterdi ki, Türkologların Türkler hakkında şimdiye kadar ortaya attıkları pek çok görüşler dayanaktan yoksundurlar. Bunların başlıcalarını şöyle belirtebiliriz:

1. Alfabelerin temeli
Batı bilginlerinin iddialarının tersine, bugün dünyada kullanılan alfabel erin hepsinin temeli Türkler tarafından, 18 bin yıl öncelerinden beri, geliştirilen tamğalara dayanıyor. Bakınız:
Mirşan,K. 1994; Alfebetik Yazı Başlangıcı; s. 97-111.
Mirşan,K.2000; Şölgentaş Mağarası Resim ve Yazıları; s.28-34.
Mirşan,K.1998; Erken-Türk Devletleri ve Türük Bïl; s.26-31.
Mirşan,K.2000; Hieroglifler; s.18-24, 45-47.
Mirşan,K.1998; Pra-Mısır Hieroglifleri; s.9-10.
Mirşan,K.1998; Etrüskler; s.54-58.
Türklerin alfabetik yazıyı geliştirdikleri çağlardan daha geç çağlarda, Sümerler, Hititler ve, çok daha sonraları, Çinliler tarafından geliştirilen hierogliflerden (ideogramlardan) bir alfabetik yazı gelişememiş bulunuyor, çünki bu çağlarda, artık, diller stabillenmiş durumda idiler.

2. İlk takvim.
Dünyada ilk defa takvim kullanan halk Türklerdir.
Mirşan,K. 1998; Türk Takvimi.
Mirşan,K.2001; Türk ve Çinli Takvimlerri; Tarih Dergisi, sayı 180; s.14-19; Makaleler; s.28-33..

3. Türklerin Avrupadaki ayak izleri.
Romanyadaki Attila Hazinesi yazıtları, Proto-Bulgar yazıtları, Yunanistandaki Attika yazıtları, Sırbıstandaki Vinça-Tartaria yazıtları, İtalya ve Avusturyadaki Etrüsk yazıtları, Fransadaki Glozel yazıtları, Pra-Portekiz yazıtları, Başkurtstan yazıtları ve Skandinavya yazıtları ile ben Türklerin Avrupada bıraktıkları ayak izlerini tanıtmış bulunuyorum. Yani, bugünkü Avrupa medeniyetini kuranların yazı yazmasını bilen Türkler olduğu ispat olunmuş durumdadır.
Bu alanda çok ilginç olan husus, Türklerin AT-OY BÏL [AT-UQUŞ BÏL, AT ÏL] dedikleri ve Ïdil-Oralda MÖ [Msïxa Teñriden (İsa) önce] 1517’de kurulmuş olan devletin adının Thames bronz muskasında (İngiltere) şu şekilde geçmesidir: “ÖKİK [Rabbanî, sembolik] akın anıdı olan, ARILT [talih getirici] denen AT-ÏL sembolü akınlara şans getiren semboldür”.
Mirşan,K.2003; Erken-Türklerin Skandinavya Yazıtları; Yazıt No.15.
Burda geçen ÖKİK sözü, ayniı tamğalar la yazılmış olarak, Urqun Yazıtı ID3 ve IID4’de şu şekilde geçiyor: “İleri yönde OQ-UDURIQIN YIŞ’a kadar, geri yönde Demir Kapıya kondurmuş; bu ikisi arasında OQ asıllı ÖKİK TÜRÜK [Rab Türkü, veya, İmanlı Türk], eğitilerek, anca oluşmakta imiş”.
ÖKİK sözünün Moğulstan yazıtlarında kullanılışı alanında şu örnekleri de verebiliriz: ÖKÜGİMİN YIŞ [Oral Dağlarında yaşıyan Erken-Türklerin kurduğu devlet], ÖKÜGİMİN UŞ [sözü geçen devletin başkanı], ÖKÜGİMİN YÏR-SUB [sözkonusu devletin bulunduğu arazi], ÖKÜLİ ÇUR [bir Türk generalinin adı], ÖKÜL TÏGİN [bir Türk hakanı], ÖKÜL TODI [ÖKÜL TÏGİN’i kasteden bir deyim].
Romanyada bulunmuş olan (Buzen, Wallachia) bir bilezik yazıtında ise şöyle deniliyor: “Sahiplenerek (bu) hediyeyi; hatırla—aklına getirerek bu hediye—AT-ÏL varlığını”.
Mirşan, K. 2003; Erken-Türklerin Skandinavya Yazıtları.Yazıt No.56.
4. Urqun-Seleñe yazıtları.
Urqun Yazıtlarından taş II, Msïxa Teñriden sonrasına değil, MÖ’sine aittir.Bundan, şimdiye kadar, hiçbir Türkologun haberi yoktu.
Taş I ise, Taş II’nin kopyasından ve bu kopyaya ilâve edilen Kül-Tïgin yazıtından ibarettir.
Mirşan, K. 1983; Urqun-Seleñe Yazıtları için kabul olunan tarih tespitlerinin yeniden gözden geçirilmesi;Türk Kültürü Dergisi No.240,241.
5. Kül-Tïginin ölüm tarihi
Batı bilginlerinin, Türklerin aşağılanmasına vesile teşkil eden, hatalarının en önemlisi Kül-Tïgin anıdının MS 732’de (Taş I) ve Qañım Qağan yazıtının MS 734’de (Taş II) dikildiğini kabul etmiş olmalarıdır.Bunun kanıtı olarak ileri sürülen Çin takviminin 57inci dönemine bir bakalım:
Yıl adı K’ai-yüan Yıl
1. Kösi 0 724
2. Ud 1 725
3. Barş 2 726
4. Tabışğan 3 727
5. Balıq 4 728
6. Yılan 5 729
7. At 6 730
8. Qoñ 7 731
9. Bïçin 8 732
10.Taqığu 9 733
11. İt 10 734
12. Toñız 11 735
Bu dönem MS 724’den başlamakta ve —eğer, Çinlilerin hesap tarzına göre, yılları sıfırdan başlatarak (0,1,2, …) sayar isek—dönemin 7inci yılı MS 731 QOÑ yılı (bilginlere göre Kül-Tïginin ölüm yılı), 8inci yılı MS 732 BÏÇİN yılı (YUĞ yılı) etmektedir.
Mirşan, K. 2002; Kitap Eleştirisi; Tarih Dergisi, sayı 181.
Diğer taraftan, Kül-Tïginin bitigtaşına yazılan Çince metinde onun ölüm yılı için şöyle deniliyor: “Ta-Tañ [Büyük Tañ], K’ai-yüan erh-shih nien [K’ai-yüan’ın 20inci yılı]”. Buna göre, Kül-Tïginin ölüm yılı için dönemin 8inci değil, 20inci yılı sözkonusudur ki, bu da MS 744 eder.
Bu cümlede geçen ve Türük Bïlin kuruluş “tañ”ını [sabahını] ifade eden ve Çince BÏL [regnum, Reich] olarak yorumlanan Ta-Tañ [Büyük BÏL] ÏKİTİ ËTİGMİŞ BÏL’in iki ilinin her ikisine birden verilen isimdir. KÖSİ yılından başlıyan K’ai-yüan ise, MÖ 524 yılından başlıyan QIRQIZ QAĞANIĞ ÖD’dir ki, bunu Çinliler 60 yıllık kendi BAĞ’larının başlangıç yılı olarak benimsemişlerdir, çünki MÖ 501’de TABIĞAÇ Türkler tarafından işgal edilince, Çinliler de TÜRÜK BÏL camiasından bir QIRQIZ Kağanlığı haline gelmiştir.
Taş I’deki tarih tespiti dışında, iki Çin kaynağı daha bu veriyi şu şekilde dile getiriyor. Bunlardan birincisi: “19uncu yılda K’üe T’ê-lê öldü” diyor. İkincisi ise “20inci yılda K’üe T’ê-lê öldü” diyerek, Kül-Tïginin —Çinlilerin noter olarak iştirak ettikleri—YUĞ merasimini dile getiriyor.
Liu Mau-Tsai 1958; Die chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken (T’u-küe); s.228 ve 179.
Eğer biz bu yılları Kral Hüan-tsung’un tahta geçiş yılı olan MS 712 KÖSİ yılından itibaren sayar sak—birinci yıl sıfır sayılmak üzere—19ıncı yıl MS 731 QOÑ YIL ve 20inci yıl MS 732 BÏÇİN YIL olur. Fakat bu takdirde Çin takviminin 57inci BAĞ’ı sözkonusu edilemez, çünki yaptığımız işlemi Kral Hüan-tsung’un saltanat takvimine göre yapmış bulunuyoruz. Halbuki hesabımızı Çin takvimine göre yapacak sak, bu 19 ve 20 yılları MS 724’den başlıyarak saymamız gerekiyor. Bu mümkün olmadığına göre (çünki, bu takdirde, 7inci yıl MS 731 ve 8inci yıl MS 732 edecektir), olsa-olsa K’üe-T’ê-lê “Kül-Tïgin” [K’üe T’ê-k’in] değildir (?).
Diğer taraftan, eğer biz Çin takviminin 54inci BAĞ’ını ele alır sak, 19ıncı yıl olarak MS 575 QOÑ yılını ve 20inci yıl olarak MS 576 BÏÇİN yılını buluruz ki, işin doğrusu da budur. Nitekim, Bizans tarihçisi Menander Protektor da, “Sizabulos” (yani, SİZE BOLUS [Your Achiever]) dediği, Kül-Tïginin ölüm tarihi olarak MS 575 yılını bildiriyor. Ayrıca, Türük takvimine göre de ayni yılı elde etmekteyiz.
Mirşan,K. 1999; Türk Takvimi; s.48-51.
El Tabarî (MS 838-923) “Resuller ve Hükümdarlar Üstüne Bilgiler” isimli kitabında şöyle diyor:
“Ali Bin Muhammedin bildirdiğine göre; Küteybe—Nizek ile bir anlaşma yaptıktan sonra—MS 705 yılında (“Tüccar Şehri” olarak tanınan) Baykente doğru yola çıktı”.
Arapların MS 707’de Buharayı, MS 711-712’de Samarkandı küçük çapta ordular ile aldıkları da biliniyor.
Diğer taraftan, Çin kaynakları şöyle diyor: “(Sse-kin; yani, SİZE-KİN [Size Mahsus]) gücü sayesinde Çin sınırı dışındaki bütün devletleri boyunduruk altına aldı ki, bu mıntıka doğudaki Lïao-Denizinin (yani, TALUY’un) batısından, batıdaki Batı Denizine (Hazar Denizine) kadar, 10.000 li [5.000 km], ve güneydeki çölün (Taklamakan Çölünün) küzeyinden Küzey Denizine (Baykal Gölüne) kadar, 5.000 veya 6.000 li [3.000 km], büyüklüğünde idi”.
Lïu Mau-Tsaï 1958; Die Chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken (T’u-küe), s.8.
Nasıl olur da böyle büyük bir hakandan (Çinlilerin Sse-kin dedikleri Kül-Tïginden) Arapların haberi olmaz ve nasıl olur da bu büyük Türk devleti Arap katliamlarına göz yumar? Ki, Türük Bïl hakanları hiçbir zaman katliamlara (meselâ, Kyros ve Dareios I katliamlarına) göz yummamışlardır.
Çinlilerin yazdığı bütün bu tarih haberlerinin çelişkiler le dolu olduğunu görmemek mümkün değil:
_ K’ue T’ê-lê’nin ölüm yılı olarak, bir yerde Hüan-tsung saltanatının 20inci yılı, diğer bir yerde de 19ıncı yılı deniliyor.
_ K’üe T’ê-k’in [Kül-Tïgin ?] yerine, K’üe T’ê-lê deniliyor.
_ “20inci yılda K’üe T’ê-lê öldü. Hakan, bir buyuruk ile, Kin-wu Tsiang-kün Tschang K’ü-ï ve Tü-kuan-lang-tschung Lü Hiang’a barbarlara bir saltanat yazısı ile taziyeye gitme emri verdi. Ayni zamanda, Hakan ölen için bir mezar taşı diktirdi ve mezar yazısını bizzat kendisi kaleme aldı. Ondan sonra, bir türbe inşa ettirdi, taştan bir heykel yaptırdı ve (türbenin) dört duvarına ölenin savaşmış olduğu savaş resimlerini resmettirdi” deniliyor ki, bunların (taşa yazılmış olan Çince yazı dışında) hiçbirinin doğru olmadığı artık taştaki Türkçe bitiglerden açıkça añlaşılmış bulunuyor. Bitigtaş Türkler tarafından yazılarak dikilmiş ve, “noter” olarak çağırılan Çinliler, Kül-Tïginin ölümünden bir yıl sonra yapılan YUĞ merasimine iştirak ederek, yazılarını dikili taş üzerine yazmışlardır.

KAYNAK: Orkun Dergisi Sayı 67


About this entry