Tarihimizi Abartmak Zararlı mı?

Yıllar önceydi.
Altan Deliorman kardeşimizle arabayla Tire’den dönüyorduk. Çanakkale’den çıkmış, dümdüz otoyolda yol alıyorduk. Bu uzun düz yola hiç tahammülüm yoktu ve uykum geliyordu. Altan’a “konuşalım, yoksa uyuklayacağım, Dr Süleyman Yalçın gibi kaza yapacağım” dedim. O da, şundan bundan söz ettikten sonra lafı Etrüsklerle Sümerlere getirdi. “Sen ne dersen de onların Türklükle ilgisi yok” der demez ateşli bir tartışmaya giriştik. Bir de baktım, Edirnekapı’ya gelivermişiz. Ben şaşırınca Altan güldü, “uykun kaçsın diye o sözleri mahsus söylemiştim!” dedi kurnazca.
* * *
Yıllar sonra, dün aynı konuda konuşmak için Altan’a telefon ettim. Bir dergi elime geçmişti, burada “Etrüskler Türktür, konu kapanmıştır” deniyordu ve benimle birlikte o yazıya göz atan Selçuk adındaki ahbabım “ne diye okulda okurken bize bunu öğretmediler” diye yakınmıştı. Okullar için tarih kitapları yazan ve yayıncılığını yapan biri olarak Altan, en iyi bilirdi. Telefonda ahbabımı doğruladı, Orta öğretim müfredatında Etrüsklerin Türklerle ilişkisi diye bir şey yokmuş! Sebep de, bunun henüz ıspatlanmamış oluşuymuş. Millî Eğitimimiz, ya da “Talim Terbiye” böyle buyurmuş.
Acaba bu tutumun asıl sebebi neydi? Gayrı – millî görüşler mi, yoksa vaktiyle tarihimizin abartılışı günlerinde, her kavmin “Orta Asya’dan çıkma Türk” ilân edilişine karşı tepki miydi?
Atatürk, Tarih Kurumu’nu kurduğunda, Batı’nın Türkleri medeniyetten nasibi olmayan bir millet gibi göstermelerine karşı gerçeklerin araştırılmasını istemiş ve Sümerlerle Etrüskleri hedef göstermişti. Ben o zaman (1937’de) üniversitedeydim ve 2. Tarih Kongresinin toplantılarını dinlemek için dersleri asardım. Avusturya-Graz üniversitelerinden Prof. Brandenstin’in Etrüksler hakkındaki tebliği İsviçreli Prof. Pittard’ın antropolojik tesbitleri konuların bilim sınırında tutulmasına yaradı. Derken o güzel günler geride kaldı, dalkavukların ve fanatiklerin “kraldan fazla kralcı” davranışları havayı bulandırdı. Helenler de, Franklar da, Mısır uygarlığını kuranlar da, Aryen-Cermenler de Türk kökenliydi. Bütün diller türkçeden türemişti!
Böyle saçmalıklar Batılı tarihçileri güldürürken, bizim tarihçileri de usandırdı. Artık Ön-Tarih ve İlk-Tarih konularına toptan şüpheyle bakılır oldu. Rahmetli Prof. Faruk Sümer bile Sümerlerin Türklüğüne pek inanmazdı! Rahmetli Ahmet Kabaklı da şüphecilerdendi. Yayınladığı Türk Edebiyatı dergisine, Sümerlerle Etrüsklerin Türklerle ilişkisi konusunun önemli olduğunu, bunu gösteren kuvvetli kanıtlar bulunduğunu anlatan bir yazı yazıp verdim. Basmamazlık etmesinler diye bir kurnazlık yaptım, makaleme şu başlığı koydum. “Yani şimdi Etrüsklerle Sümerler de mi Türk?” Kabaklı, “Türk değiller” tezini savundu ğumu sanmış, yazıyı okumadan basmış. Neden sonra farkedince buluştuğumuzda çok güldük!
* * *
Etrüskler beni rahat bırakmaz ki!
1990’lı yıllarda arabayla İtalya yoluyla İstanbul’a dönüyordum. Floransa’dan yeni çıkmıştım ki otoyolunun yanındaki kayalıkların tepesinde bir çift kurt gördüm. Öyle duruyorlardı ve besbelli heykeldi. Ani frene basmışım, arkamdaki araba az daha bana çarpıyordu! Kenara çektim, kayaya tırmandım. Evet, iki kurt heykeliydi, altındaki yazıda da Etrüksklerden kalma olduğu yazılıydı: R.Asena! Heykellerin fotoğrafını çektim ve Etrüsklerin Türklerle ilişkisini anlatan bir yazı yazıp Altan’ın Orkun’una verdim. Fotoğraflarla birlikte yayınlandı.
Etrüsk maceralarımın en hoşu, rahmetli Etrüskolog Adile Ayda ile oldu. 1985’de yayınlanan “Les Etrusques etaient des Turcs” adlı kitabını bana “Etrüskler konusunda bana inanan ve güvenen” diye ithaf eden Adile Hanım bir gün bana bir mektupla bir çek yollamıştı. Floransa’da 40 yıldan beri 2. defa yapılacak “Etrüskoloji” kongresine davet edilmiş, fakat kocası ölmek üzere olduğundan gidemeyecekmiş, Etrüsk/Türk tezini en iyi savunacak olan benmişim, onun için uçak bileti parasını yollamış. Şaşırdım kaldım, çünkü Amerika’ya bir seri konferans vermek üzere gidiyordum, özür dileyip çeki iade ettim.
Az sonra İstanbul’da bir dergi benimle “Etrüskler Türklerin atası mı?” diye bir röportaj yaptı, ben de “hayır, atası değil, fakat Türklerin bir kolu olabilirler” dedim. Bir iki gün sonra Adile Hanımdan zehir zemberek bir mektup aldım. “Sen de mi Brütüs!” diye başlıyordu ve “Etrüskler Türk değil demişsiniz! Ne oldu, böyle diyesiniz diye para mı aldınız!” diye bitiyordu!
Önce kızdım. Ama Adile Hanımın babası Sadri Maksudî Arsal hocamdı, onun için kızına saygım vardı, telefon ettim, yanlış anlayışını düzelttim.
Bu deyim kargaşası konunun esasını oluşturuyor. Ecdat – torun ilişkisi başka, aynı soydan türeme “kardeşler” olma daha başka şeydir. Etrüsklerle (ve Sümerlerle) ilişkimiz bu ikinci türdendir – veya bu yolda güçlü kanıtlar vardır.
Kargaşanın diğeri de, iki kere iki dört eder gibi akrabalık ilişkisinin kanıtlandığını yazmaktan doğuyor. Batı eğitiminde, en kabül edilen tarihî olayların bile aksi tezleri olduğu belirtilir (bir örnek: Hint-Avrupalıların ilk yurtlarının Avrasya bölgesinde olduğu tezi gibi).
Etrüsklerin de, Sümerlerin de Türklerle akrabalığı hâlâ herkesçe kabul edilmiyor. Ama lehimize kanıtlar bizim için değerlidir. İnsanlığın ilk şehir medeniyetini kuran, yazıyı, tekerleği ve matematiği icat edenler Sümerlerdir. Roma uygarlığının temelini atanlar, bugün bile kullanılan şehrin kanalizasyon sistemini kuranlar Etrüskler. Ve daha neler icat etmemiş, ne çığırlar açmamış bu iki toplum!
Onun için, “ceffelkalem”, “Sümerlerin, Etrüsklerin bizimle ilgisi yok” diye kesip atmak olsa olsun Orhan Pamuk gibileri sevindirir.
Gene de heyecana kapılıp bilim – dışı fetvalara kalkışmamalı.
* * *
Son günlerde milliyetçi istikamette bir dergi, Etrüsklerin Türklüğünü kapak yapmış, içinde bir yazıda da millî heyecanı belli olan bir hanım yazar, “Etrüskler Türklerdir, buna eklenecek çekilecek, sündürülecek (?), uzatılacak bir yanı yok, konu noktalanmıştır.” diyor.
Keşke.
İtalya’da Ferrara Üniversitesi’nin bu konudaki genetik raporu “The American Society of Human Genetics”in 2004 senesindeki 74. sayısında yayınlanmış, elime sade iki özet geldi, tamamını bekliyorum. Özetteki ifadeler kesin hüküm vermiyor. Etrüsk mezarlarından alınan güvenilir DNA’lar, sadece şu eski tezleri güçlendiriyor:
1- Etrüsklerin DNA’sı, aynı çağda İtalya’da yaşayan diğer toplumların DNA’sıyla uyuşmuyor. Onlar farklı;
2- Etrüsklerin DNA’sı Türkiye’nin Batı kıyısındaki eski Lidyalı’ların DNA’sıyla uyuşuyor. Böylelikle, Herodotus’un “Etrüskler açlık dolayısıyla göçen Anadolulu Lidyalılardır” iddiasını doğruluyor gibi.
Peki, ya Türk DNA’sıyla ilgileri?
Bunu, raporun tamamı, Lidya fosillerinin DNA’sıyla Egedeki bugünkü Türklerin DNA’sını karşılaştırıp. “evet” diyorsa anlayacağız. O zaman da biri çıkar, “Egede bugün yaşıyan yerli halk “Türk” adını taşısa da, belki eski Anadolulu Greklerin torunlarıdırlar” diyebilir. O zaman da, bugünkü Egelilerin DNA’sını Orta Anadolu ve Orta Asya Türklerinin DNA’larıyla karşılaştırmak gerekecek.
Görüyorsunuz ya, DNA yöntemiyle iş “konu noktalanmıştır.” noktasına henüz gelmemiştir.
Böyle tereddütlü durumlarda bilimin diğer disiplinlerini imdada çağırmak gerekecek: antropoloji (kafatası ve iskelet analizleri), heykel-resim tasvirleri, dil, kültür unsurları gibi,
Bunu 1947’de Sorbonne’de okurken “La Republique”de, sonra da 1970’de Amerika’da “Turkish-American Encyclopedic Digest”te, yakın zamanlarda da Hasan Celâl Güzel’in yayınladığı 25 ciltlik “Türkler” Ansiklopedisinde (1. Cilt, sh-415 ve ötesi) etraflıca araştırıp yazdım. Adile Ayda Hanım aynı konuyu, kimi fransızca, kimi türkçe, esaslı şekilde araştırdı.
Ben de “Biz Kimiz”in 1. baskısında tekrar işledim (hem Sümerlerin, hem de Etrüsklerin Türklüğü konusunu.)
Bu yazım bir tarih tezi olmadığına göre okuyucularımı benim ve diğer araştırmacıların incelemelerine (özellikle Prof. Dr. Brandenstin’in 2. Türk Tarih Kongresindeki bildirisine) havale etmek mecburiyetindeyim (yakında 2. büyütülmüş baskısı yapılacak olan “Biz Kimiz” kitabında Viyanalı profesörün konferansını aynen nakledeceğim).
Ancak şu kadarını şimdi söyleyebilirim:
Bu Ön-Tarihin iki önemli toplumunun Türklerle akrabalığı, iskelet yapılarıyla (yuvarlak-başlı, brakisefal), hafif göz çekikliği (tabutlardaki heykellerden), dil yapılarıyla (bazı kelimeler, gramer ve özellikle “yapışkan-ekli” (agglutinant), kültür ve gelenekleriyle (Etrüsklerin ecdat kabul ettikleri dişi bozkurt R.Asena-Türklerde Açena-, sülâle adlarının Tarkın-Tarkan oluşu, Herodot’un menşelerini kesinlikle Batı Anadolu’ya Lidyalılara bağlaması ve bu kavmin Greklerden farklı “Turanî” özellikleri taşıması gibi.
Bu kadar çeşitli bilimsel kanıtlar örtüşürken, bizimle akrabalıklarını toptan yok farzedip silip atmak, yalnız milliyetçi davranışa değil, bilime de uymaz.
Kristof Kolomb’un Cenovalı İtalyan bir aileden değil, İspanyol Katalan soyundan geldiği şüpheleri kuvvetlenirken bile İtalyanlar Amerika’nın kâşifine sarılmaya devam ediyorlar. İlişki zayıf bile olsa. Oysa bizim ilk medeniyet kurucularla bağlarımız çok daha güçlü ve aşikârdır.
Evet ve hayır şeklinde rest çekmemek şartıyla.
Not:
Kemal Ermetin Beyin büyük yardımı sayesinde raporun tamamı (ingilizce olarak) elime şimdi ulaştı. Ona teşekkür borçluyum. Rapor, çoğunluk ilmî yazılarda görüldüğü gibi, kesin bir şey söylememeye çalışıyor. Bir yandan, “Etrüsk DNA’ları bugünkü, İtalyanların ve Avrupa halkının DNA’larına benzemiyor” diyor. (sah. 699) Bir yandan da “İskoç ve Germen haplotype”larla da örtüşüyor” diye yazıyor (sah. 700). Ardından da, “mamafih DNA’nın haplotype benzeyişleri güvenilir bir istatistik ölçü sayılmaz” deyip geri adım atıyor (s. 700). Bütün bu bir ileri – iki geri adımların sonunda kesin sonuçlara varıyor gibi. İşte bizi ilgilendiren noktalardan birkaçı:
• Etrüsk dili Hint-Avrupa dillerinden değildir. (sah. 694)
• Etrüsklerin ve Türklerin “genetik havuzları” gerçekten de bir mikdar genetik akıntı olduğunu belirtiyor” (sah. 702)
• Etrüsklerin Küçük Asya/Anadolu – Ege ile genetik bağı, kültür ve ticaret bağları kadar güçlü gözüküyor, ama illâ “Lidyalılar” olduklarını söyleyemeyiz” (Sah. 703)
• Yüksek sosyal tabaka ve soylular, hanedan sınıflarına ait DNA’ların, Roma ve bugünkü İtalyan insanlarının DNA’sından farklılığı, halk tabakasınınkinden daha fazla ve gene hem Egeye, hem de Güney Afrika’ya bağlanıyor. Özellikle Türk genlerinin Etrüsk genlerindeki payı başka genlere kıyasla üç katı daha fazladır” (701)
• “Başka iddialar da var ve daha fazla DNA elde edilinceye kadar tartışılacak ama, biz bu son görüşe katılıyoruz” (701)
* * *
11 sahife tutan bol istatistikli rapordan benim çıkardığım sonuç şu: Etrüsk’ler, Sümerler gibi bir Ön – Türk koluydu ve bir süre Ege kıyılarında yerleştikten sonra bir kısmı İtalya’ya göçtü. Orada yerli halkların üstüne “uygarlık ve nizam getiren”ler olarak egemen oldular. Tıpkı Aryen İskit’lerin başına geçen “Kralî İskitler” ve Çindeki, İran’daki, Arap ülkelerindeki Türk hanedanları gibi.

KAYNAK: Prof.Dr. Reha Oğuz TÜRKKAN

Reklamlar

About this entry