Bir Sentez / Tez

GEÇENLERDE Tempo dergisi, Gölköy’deki telefonumu bulmuş, aradı. Gelecek sayılarda (21 Ağustosta), “Türklerin Atası” konusunu işleyeceklermiş. Tempo’nun yazarı Enis Tayman şehirlerarası telefonlu teypli uzun bir röportaj yaptı benle ve söylediklerimin onda bir kadarı da yayınlandı (kısaltmışlar ama, Allah’tan bazen yapıldığı gibi yalan-yanlış çıkmamış).
Magazin türünden olan Tempo’nun böyle ciddî ve ilmî bir konuya nerden olup merak ettiğini ben de merak etmiştim. Derginin o sayısını okuyunca anladım: İstanbullu bir Rum yazar ve tarihçi Stefanos Yerasimos, 14. yüzyıla ait bazı rivâyetlerden yola çıkarak, Türklerin atasının Truvalı “Tarcos” yoluyla Roma’nın kuruluşuyla ilgili soruları tartışan bir kitap yazmış. Yerasimos’la yaptıkları uzun röportajda AB’ye alınıp alınmayacağımız bile görüşülmüş! Eh, Roma’yı biz kurmuşsak, Berlusconi’nin de yardımıyla neden olmasın?
Turgut Özal’ın, Türkçeye korkulup tercüme edilmeyen “La Turquie en Europe”(1) kitabında iddia edildiği gibi biz Türkler Yunan-Roma medeniyetini taklit eden millet sıfatıyla AB’ye haklı aday gösterilme yerine bu sefer “Siz bizi taklit ettiniz” deyip gene de, Yerosimos sayesinde AB kapısında bağırabiliriz artık!

Tuhaf İddialar ve Doğru Olanlar
Şaka bir yana, bu Truva-Roma tezleri uzun zamandır tartışılır. Biraz gerçek payı var ama, konum bu değil. Tempo magazini başka medyatik konuları da ortaya atmak istediğini, Mu ve Atlantis kıtaları gibi efsanevî tezleri de bana sormasından anladım. Bir de, o her kimse Erdoğan Aydın adında “araştırmacı/yazar” birine epey yer vermişler. adam durup dururken, Türklerin tarihteki bazı rollerini “ırkçı-Turancı” diye damgalamış ve “Türklüğümüz Bozkurt efsanesindeki gibi ırka dayalı bir Türklük değildir” fetvasında bulunmuş! “Bu ırkçılıktan kurtulursak Avrupa Birliği’ne uyumlu hâle geliriz” diye de nasihat veriyor! Başlık da ilginç: “Tarihi Türkler için zorlamak gereksiz” demiş bu bey.
Tempo başka yazar ve araştırmacılara da başvurmuş. Türklerin atası ne ola ki diye. Tanıdığım gayretli bir araştırmacı (aslında mühendis) Selâhi Diker, “Turcos” adlı bir prensin Truva’yı kurduğunu ileri sürdükten sonra, haklı olarak, Sümerlerin Türk olduğunu belirtiyor. İyi ki “Türklerin atasıdır” demiyor. Vaktiyle iyi dostum merhume Türkolog Dr. Adile Ayda, “Etrüskler atalarımız değil” diye yazdığım için çok kızmış, “sen de mi Brütüs?!”le başlıyan bir mektup yollamıştı bana. Ben de telefon edip, “ata başka şey, aynı kökün bir dalıdır demek başka şeydir. Etrüskler şüphesiz Türk soyunun bir koludur” demiştim. Affetti beni.
Bir de bir Sümeroloğun fikrini almışlar: Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ. Sümercenin Türkçeyle akrabalığına tereddütle yaklaşıyor (ama inandığı belli oluyor); ve doğru olarak, “Türkler Romalıların değil, Romalılar Türklerin mirasçısıdır” diye belirtiyor.
Bu röportajlarda biraz ipin uçu kaçmış, çünkü, Adile Ayda ile olan yanlış anlaşılma hikâyemde olduğu gibi, “Türklerin Atası” konusu ile “Tarih içinde Türkler” bahsi birbirine karışmış. Tempo’nun yazı başlığı “Türklerin Atası”; Truvalıların, Romalıların bununla ne alâkası var? İyi ki akıllarına benim eski dost ve yayıncım Hasan Celâl Güzel gelmiş. Ona da sormuşlar. “Türk Kökeni 6 bin yıllık” demiş ve “proto-Türk”leri Türkmenistan’daki Anav kültürüne bağlamış. O da, herhâlde sorulduğu için, Sümer, Eti (Hitit) ve Friglerden söz etmiş ve Atatürk’ün başlattığı -fakat sonradan abartılarla yozlaşan- “Türk Tarih Tezi”ne atıf yapmış.
Benim cevabımı merak ediyorsanız, “Türkler: iki ırkın evliliği” başlığıyla yayınlanmış. O uzun röportajdan kalan kısa alıntıda, Türklerin doğumunu Tunç Çağı’na (M.Ö. 6000’lere) uzandığını. Hazarla Aral gölü arasında Ön-Türklerin doğduğunu, Sumer, Ön-Hitit, Saka ve Etrüsk (Turska) ların bunların nesli olduğunu, İlk-Türklerin ise binlerce yıl sonra, gene iki ırkın evliliği sonucu Altaylarda doğduğunu, Hunların, Arapların, Gök-Türklerin bunların çocukları ve torunları olduğunu anlatmışım (ayrıntısı az sonra).

“Biz Kimiz?” sorusu sürüp gidiyor.
“Türklerin Kökeni” konusunu yıllardır dizi, araştırma, ansiklopedi maddesi ve kitap olarak yazıp durdum(2), ama gene kargaşa devam ediyor. Eskiden beri olduğu gibi.
İlk önceleri dinî köken tartışılırdı. Yok, efsanelerin Gog-Magogu (Yecuc ve Mecuc kavmi) biz miymişiz, ya da Nuh’un “beyaz” oğlu “Yafes”ten mi türemişiz?
İlk Türk efsanelerinin birinde, insan ırklarının bir ağacın dallarından doğduklarına, sonuncusu olan 9. daldan ise Türklerin oluştuğuna inanırlardı. Daha Batıda Etrüsk (Turska) ların nehre atılmış iki insan yavrusunun bir dişi kurt (R-asena) tarafından kurtarılarak emzirildiğini, bunlardan türemiş olduklarını söyler ve heykellerle vurgularlardı. Roma bile böyle doğardı.
Hunlarla Gök-Türkler de buna benzer şekilde “Türeyiş” efsanelerine inanırlardı. Prof. Zeki Velidî Togan’ın devâsâ “Türk Tarihine Methal”da (ek notlarında da daha ayrıntıya girerek) yazdığına göre, menşei çok eskilerde kalmış bir efsaneye göre dişi kurt Asena, Aral gölü civarlarında kolları kesilmiş bir yavru bulup emzirir, sonra da havada uçarak, doğuya, Altay dağlarına getirir, büyüyünce onunla birleşi; Türk soyunu başlatır. Orta Asya Türklerinin daha sonraki bir efsanesinde ise Bozkurt erkektir ve Ergenekon’dan çıkışın ve kurtuluşun simgesidir(3) İlk toplumlar “ana-erkil” olduğu için Bozkurt efsanelerinin daha eski versiyonunda “Türkün atası”, “ana-Bozkurt”tu herhâlde?
Bütün bu destanlar ve efsaneler, “Türk”ün -çeşitli adlarla-kökeninin ve atasını anlatmaya yöneliktir.

“Brakisefal” lâfları başlıyor
19. yüzyılda Avrupa’da Antropoloji bilimi gelişip de insan ırkları üzerinde çalışmalar çoğalınca, Türkleri bir yere yerleştirmek derdi çıkar. Gobineau’nun Aryen ırkçı görüşlerinin etkisinde kalanlar, Türkleri, “aşağı” görülen Sarı-Mongoloyid ırka bağlar. Batı’daki Türklerde “çekik göz” özelliği daha az görülmesine de kolay bir izah bulunur: “Yunan /Greklerle ve İranlılarla melezlik sonucu” denir. 20. yüzyılın başlarında Prof. Haddon buna karşı çıkar ve bizi halis-muhlis “Beyaz Irktan” olanlar sınıfına koyar- “ama” der 1930’ların İsviçreli Prof. E. Pittard’ı “Türkler brakisefal (yuvarlak baş) özellikleriyle, çoğunluğu ‘dolikosefal’ (uzun kafalı) olan diğer beyazlardan farklılık gösterirler”.(4)
O tarihlerde Alp dağlarında ilk “brakisefal” iskeletler bulunmuştur; Cilâlı Taş (M.Ö. 10.000) çağını başlatan bir ırktan oldukları kongrelerde anlatılır, “Türklerin atası” sayılan bu ilk brakisefallere “Alpin Irkı” etiketi konur (dikkat ederseniz, bunları ne Türk, ne de Avrupalı ırkçılar yakıştırıyordu; ilmî araştırmalar olarak yazılıp çiziliyordu).
Bu tezler Atatürk’ün çok hoşuna gitmiş olacak ki, 1930’ların başında Türk Tarih Kurumu’nu kurdu ve Birinci Tarih Kongresine Prof. Dr. Pittard’ı davet ederek, Türk Tarih Tezini başlattı: Türklerin ataları Alp’lerdi. (Alpin’ler) insanlığın ilk icatlarını bulmuş, M. Ö. 4000-3000’lerde bizden olan Sumerler de, Elamlar da, insanlığın -Mısır’dan bile evvel- ilk uygarlıklarını kurmuşlardı.
Türk Hititler ise (onlara Eti’ler denmişti) M.Ö. 2000’de Anadolu’ya girip Türk damgasını basmışlardı.
Atatürk’ün niyeti, Türklerin hep barbar, savaşçı ve hiç medeniyet yaratmamış, hep taklit etmiş bir millet gibi gösteren Batılılara yanlışlarını belirtmek, Anadolu’nun Selçuklulardan önce de Türk olduğunu ispat etmekti. Ne yazık ki “kraldan fazla kralcı” kesilen dalkavuklar işi abartmış, tarihte adı geçen her kavmi “Orta Asya’dan göçen Türkler kolu” ilân ederek, “Tarih Tezi”ne bilim dünyası (en başta Türk tarihçileri) sırt çevirmişti.
(Çözüm gelecek yazımda)

KAYNAK: Prof.Dr. Reha Oğuz TÜRKKAN

DİPNOTLARI
(1) 1988, ed. Plon, Paris.
(2) 1940, “Türkçülüğe Giriş”, 1942, “Les Tures et les Sumeriens” (La République); 1956 “Turks in Retrospect” (New York); 1970, “Turkish-American Encyclopedie” (LMP, N.y); “Biz Kimiz?” (T.2.V.); Türk Dünyası Araştırmaları dergisi; 2000, “Türkler” (Y. Türkiye, 1. cilt)… vb.
(3) Güney Amerika’da (Peru’da) Ön-İnka “Aymara”ların “Kapaktokon” efsanesinde de çıkılmaz gizli yurttan çıkışı gene Kurda benzeyen bir yaratık gösterir.
(4) Les Races et l’Histoire, 1932.


About this entry