Orhun Anıtlarının Türkçesi üzerine

ORHUN ANITLARI HAKKINDA GENEL BİLGİ
Tarih sahnesine çıkan Türk devletleri içinde Türk adını taşıyan ilki Göktürk Kağanlığı’dır. bu devletin Çin etkisiyle inkıraz bulmasını müteakip yaşanan geçici esaret döneminden sonra Göktürklerin devamı ve uzantısı olan ve kurucusu Kutluk (İlteriş) Kağan’ın adını taşıyan Kutluk devletinin güçlü hükümdarı Bilge Kağan ve kardeşi Kültigin ve devlet adamı Tonyukuk adlarına dikilmiş yazılı taş anıtlar yaklaşık 1260 yıl öncesinden çağları aşıp bugünlere seslenmektedir.
Kuzey-Doğu Asya’daki Baykal Gölü’ne dökülen Orkun Irmağı’nın iki kolu arasında ve bugünkü Moğolistan sınırları içerisinde kalan Orhun anıt ve yazıtları, Türk millî tarih ve kültürünün temel taşlarını oluşturan ilk ve önemli yazılı belgelerdir.

ORHUN ANITLARININ  TÜRKLÜK İÇİN ÖNEMİ
Bu belgelerin önemini Prof. Dr. Muharrem Ergin şu tarzda dile getirmiş bulunmaktadır:
“Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin;
İlk Türk Tarihi;
Taşlar üzerine yazılmış tarih;
Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi;
Devlet ve milletin karşılıklı vazifeleri;
Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası;
Türk askerî dehasının, Türk askerlik sanatının esasları;
Türk gururunun ilâhî yüksekliği;
Türk feragat ve faziletinin büyük örneği;
Türk içtimaî hayatının ulvî tablosu;
Türk edebiyatının ilk şaheseri;
Türk hitabet sanatının erişilmez şaheseri;
Hükümdarâne eda ve ihtişamlı hitap tarzı;
Yalın ve keskin üslûbun şaşırtıcı nümûnesi;
Türk milliyetçiliğinin temel kitabı;
Bir kavmi bir millet yapabilecek eser;
Asırlar içinden millî istikameti aydınlatan ışık;
Türk dilinin mübarek kaynağı;
Türk yazı dilinin ilk, fakat harikulâde işlek örneği;
Türk yazı dilinin başlangıcını milâdın ilk asırlarına çıkartan delil;
Türk ordusunun kuruluşunu en az 1250 sene öteye götüren vesika;
Türklüğün en büyük iftihar vesilesi olan eser;
İnsanlık âleminin sosyal muhteva bakımından en mânâlı mezar taşları.”*

ORHUN ANITLARI ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR
Orhun anıtları ve üzerinde yer alan yazıt metinleri yeterince araştırılıp incelenmiş değildir. Bu metinler okunmuş ve bugünkü Türkçe karşılıklarıyla birlikte yayınlanmıştır. Bu metinlerin önemi ve üstün nitelikleri, bu alanda yapılacak çalışmalar için ışık kaynağı ve hareket noktası olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kuşkusuz, araştırmalar bir bütünün değişik yönlerinde yapılacaktır:
a. Anıtların bulunduğu mevkiin coğrafyası;
b. Metinlerde anlatılan olayların tarihi;
c. Türk devlet felsefesi ve siyaset anlayışı;
d. Türk toplum yaşayışında yeri olan temel değer ve kavramlar;
e. Türk toplum yapısı ve devlet teşkilâtı;
f. Devletlerarası diplomatik ilişkilerin dayandığı esaslar;
g. O çağ Türklerinin uyguladığı savaş taktikleri;
h. Türk ırkının karakter özell ikleri;
ı. İfade ve hitabet kudreti;
i. Türk dilinin zenginliği;
j. Metinlerdeki seslenişin günümüz için ifade ettiği mânâ ve milletçe alınacak dersler…
Biz bu makalemizde öz Türkçe olan metnin kelimeleri üzerinde durmak istiyoruz. Tabiî bu konuda yapılacak asıl araştırmaları uzmanlarına bırakarak…
Denilebilir ki sadece Orhun Yazıtları için bir ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ kurulsa yeridir.

ORHUN METİNLERİNDEKİ KELİMELERİN SINIFLANDIRILMASI
Orhun metinlerinde yer alan kelimeleri birkaç açıdan ele almak mümkün. Şöyle ki:
a. Günümüze kadar aynı kalan ve aynen kullanılan kelimeler;
b. Bir-iki harfi değişenler;
c. Fazlaca değişikliğe uğrayanlar;
d. Birden çok mânâya sahip bulunanlar;
e. İslâmî dönem edebî metinlerinde yaşayanlar;
f. Bugün kullanılan kelimelerle etimolojik benzerlik, yakınlık, ilgi ve ilişkisi olanlar;
g. Türk dilinin mevcut lehçelerinde yaşayanlar.
Burada saydığımız hususların son ikisi uzun vadeli geniş araştırma konusu olup bu işin uzmanlarınca ele alınmalıdır.
Şimdi, yukarıda sıraladığımız ara başlıkların ışığında Orhun metinlerinin kelimeleri üzerine beraberce eğilelim.

AYNI KALAN VE AYNEN KULLANILAN KELİMELER
Aç, ak, altı, arka, aş, aşsız, at, ay, az.
Baş, ben, bengü, bilge, bir, biz, boz, bu, bunda, buyruk.
Çorak, çöl.
er, eren.
Irak.
İç, iki, il, ilk, ilki, iş.
Kalın, kalmış, kan, kar, kara, kaş, kılıç, kış, kışın, kız, kızıl, kim, kişi, kokuluk, kurgan, kul, kum, kut, kırk.
Ne.
Oğlan, oğul, otuz.
Öd, öz, özüm, özlük.
Saç, sekiz, semiz, sen.
Taş, taşra, ter, tok, tümen, Türk.
Uç, uzun.
Üç.
Yağız, yan, yaş, yaz, yazı, yıl, yoğun, yol, yok, yurt, yüz, yüz.
Fiiller (Kök olarak):
Aç, ağ, ağrı, al.
Bas, başla, bat, bil, bilme, bin, birik, bul, bulma.
İn.
Kal, kalma, kat, kıl, kılma, kılıçla, kılın, kılınma, kışla, kız, kon, kork, korkma.
Öl.
Sök, sözleş.
Tut, tutun.
Yarama, yarat, yat, yığ.

BİR-İKİ HARF DEĞİŞİKLİĞİ GEÇİRENLER
Açsık (açlık), adak (ayak), adgır (aygır), ağar (ağır), altın (alt), altun (altın), artuk (artık), at (ad), azça (azca), azuk (azık).
Beg (bey), beglik (beylik), bening (benim), berü (beri), bilig (bilgi), biligsiz (bilgisiz), bing (bin), bini (beni), biş (beş), bişinç (beşinci), bişyüz (beşyüz), bizni (bizi), bod (boy), boğuz (boğaz), bor (bora), böri (börü), buka (boğa), bulıt (bulut), bung (bun).
Çabış (çavuş).
Eb (ev), egri (eğri), elig (el), elig (elli). emgek (emek).
Iğaç (ağaç), ıt (it).
İkin (ikisi), ikinti (ikinci), illig (illi), ingek (inek), isig (ısı).
Kalıng (kalın), kapığ (kapı), katun (hatun), keçig (geçit), keçigsizin (geçit vermeksizin), kedim (giyim), kedimlig (giyimlik), kelin (gelin), kentü (kendi), kergek (gerek), kergeksiz (gereksiz, kırk artuk yiti (kırkyedi), kiçig (küçük), kirü (geri), kiyik (geyik), koduz (kuduz), koyu (koyun), kök (gök rengi), köl (göl), köngül (gönül), köz (göz), kulkak (kulak), kulluğ (kullu), küç (güç), kümüş (gümüş), kün (gün), küntüz (gündüz).
Neke (neye), nençe (nide).
Ortu (orta).
Ögsüz (öksüz), ölüg (ölü), özi (özü).
Senge (sana), sini (seni) süngüg (süngü).
Tag (dağ), takı (dahi), tam (dam), tamgacı (damgacı), tang (tan), temir (demir), tirig (diri), tiz (diz), tokuz (dokuz), tokuzunç (dokuzuncu), toruğ (doru), tört (dört), törtünç (dördüncü), törü (töre), tügün (düğün), tün (dün), tüz (düz).
Uçuz (ucuz), udluk (uyluk), uluğ (ulu), umuğ (umut).
Üçüng (üçüncü).
Yabız (yavuz), yadağ (yaya), yalıng (yalın), yana (yine), yaşıl (yeşil), yay (yaz), yımşak (yumuşak), yig (yeğ), yigirmi (yirmi), yigün (yeğen), yir (yer), yiti (yedi), yitmiş (yetmiş), yuyka (yufka).
Fiiller (Kök olarak):
Adrıl (ayrıl-), adrılma (ayrılma-).
Bar (var-), bıç (biç-), bintür (bindir-), boğuzlan (boğazlan-).
Ebir (evir-çevir), eşid (işit-), eşidme (işitme-).
İçger (içer-), ilt (ilet-), ir (er-).
Kabış (kavuş-), kazgan (kazan-), keç (geç-), kel (gel-), kelme (gelme-), kelür (gelir-), kir (gir-), kod (koy-), kontur (kondur-), kör (gör-), körme (görme-), küzed (gözet-).
Olur (otur-), olurt (oturt-), opla (hopla-).
Ög (öv-), ölür (öldür-), ölüt (öldür-).
Sebin (sevin-).
Tıngla (dinle-), ti (de-), tik (dik-), tile (dile-), tir (der-), tiril (diril-), tiril (derlen-), tod (doy-), tog (doğ-), togla (tozla-), töküt (tüket-), türü (türe-), tüyma (duyma-), tüş (düş-), tüşür (düşür-).
Udı (yıprat-), udıma (uyuma-), unama (onama, onaylama-), ur (vur-), urtur (vurdur-).
Yabrıt (yıprat-), yangıl (yanıl-), yangılma (yanılma-), yarama (yarama, yaraşma-), yaratıt (yarattır-), yaratur (yarattır-), yet (yed-), yorı (yürü), yorıt (yürüt-), yorıtma (yürütme-), yüzüt (yüzdür-).

FAZLACA DEĞİŞİKLİĞE UĞRAYANLAR
Basıt (bastır-); batsık=güneşin batışı, batı yönü; bir (ver-), birle=ile, beraber, birlikte; bizinte (bizden).
Köbürge=köprü, ayrıca bir mûsiki âleti (bu mânâda değişmemiştir).
Tabışgan=tavşan; toğsık=güneşin doğuşu, doğu yönü. töküt (döktür, akıt-).
Üçegü=üçü birlikte, üçün herbiri; üze=üstte.
Yangılık=yanılgı; yukarı.

BİRDEN ÇOK MÂNÂYA SAHİP BULUNANLAR
Söyleyişte Değişikliğe Uğramayanlar:
Akıt (fiil kökü): Akıtmak, göndermek, sevketmek.
Al (fiil kökü): Almak, yenmek, zapt, işgal ve fethetmek, dinlemek, dikkate almak.
Alp: Kahraman, cesur, yiğit. zor, çetin, sert, müthiş.
Bark: Ev-bark, mezar, türbe, anıt-kabir.
Buyruk: Âmir, emir.
Eğir (fiil kökü): ötmek, kükremek, gürlemek.
Sakın (fiil kökü): Düşünmek, endişelenmek, plan kurmak, yas tutmak.
Tüketi: Bütün, tamamiyle, tamamen, tüketerek, sonuna kadar.
Artur (fiil kökü): Kanmak, kandırmak, aldanmak, aldatmak, celbetmek, sakınmak, üzmek, yanmak.
Bir Harfi Değişenler:
Ağar: Ağır, değerli, şerefli, muhterem, önemli.
Arıl (fiil kökü): Temizlenmek, arınmak, mahvolmak, yok olmak, harap olmak.
Aşur (fiil kökü): Aşırmak, geçinmek, kovalamak, takip etmek.
Kötür (fiil kökü): Kaldırmak, yükseltmek, çıkarmak.
Teg (fiil kökü): Değmek, yetişmek, dokunmak, saldırmak, çarpışmak.
Ur (fiil kökü): Vurmak, dövmek, koymak, yapmak, tapmak, kazımak, yontmak, geçirmek, kaydetmek.
Urtur (fiil kökü): Yukarıdaki fiilleri başkasına yaptırmak.
Söyleyiş Değişikliğine Uğrayanlar:
İçreki (ki zamiri ilâvesiyle): İçerdeki, içindeki, maiyetteki, içe ait, saraydaki.
Katığdı: Çok katı, pek sert, pek sıkı, çok kuvvetli, sapasağlam.
Tüzül (fiil kökü): Dizilmek, sıraya girmek, düzelmek, anlaşmak, barışmak.
Ulayı: Ulayarak, takiben, bilhassa, aynı zamanda.

İSLÂMÎ DÖNEM EDEBÎ METİNLERİNDE YAŞAYANLAR
Alp-Eren: Serdengeçti, yiğit.
Anı, anın, anda: Onu, onun, onda.
Aytmak: Söylemek, demek.
Bay: Zengin.
Bolmak: Olmak.
İçre: İçinde.
Kaçan: Ne zaman ki…
Kalıng: Mal, servet, çeyiz.
Kanı: Hani.
Men: Ben.
Ot (od): Ateş.
Teg: Gibi.
Til (dil): Casus.
Tiyin: Diye, diyerek, deyip.
Ton (don): Elbise.
Tonluğ: Elbiseli.
Tonsuz: Elbisesiz.
Uçmak: Cennet (e gitmek).
Üçün: için.
Yağı: Düşman.
Yalabaç (yalvaç): Tanrı elçisi Peygamber.
Yarlıkamak: Bağışlamak, esirgemek, korumak.

GÜNÜMÜZ ANADOLU HALK AĞZINDA YAŞAYANLAR
Bugün Anadolu’nun bazı yörelerinde:
İni: Küçük kardeş.
Kalın: Çeyiz.
Okımak: Çağırmak, davet etmek.
gibi kelimeler halk ağzında kullanılmaktadır.
Anadolu halk ağzından yapılan derlemeler gözden geçirilecek olursa bu konuda sayısız örneklerin belirlenmesi mümkündür.

BAZI KELİMELER ARASINDA ETİMOLOJİK İLGİ VE BAĞINTI
Şu kelimeler arasında organik ve etimolojik bir ilgi ve bağıntı bulunması imkân ve ihtimali dikkatli gözlerden kaçmayacaktır:
Apa-âbâ: Aynı anlamda babalar, ecdâd.
Bedizemek-bezemek.
Bişük (nesil)-beşik.
Ertmek-ertelemek.
Tamag: Tam karşılığı kamu.
Tögün (damga)-döğme.
Uz (san’at)-uzman (san’atçı)
Ülüg (pay)-üleştirmek (paylaştırmak)
Yanmak (dönmek) -yansımak.
Yuğ (cenaze töreni, yas) – yığlamak (ağlamak)
•••
SONUÇ: 1300 yıla yakın zaman öncesinden günümüze seslenmeye devam eden Orhut Yazıtları tarih ve kültürümüzün sönmeyen bir meş’alesi olup taşlara kazılmış öz Türkçe kelimelerin pek az değişimlerle de olsa günümüzde bütün canlılığı ile yaşıyor olması biz Türkler için gerçek bir sevinç ve övünç kaynağıdır. Bu gerçek, büyük milletimizin tarih ve kültür bütünlüğü ve sürekliliğinin ölümsüz göstergesi olarak önemini daima koruyacaktır. Biz Türklere düşen, bu tarihî mirasımızın ve kültür hazinemizin gereğini yerine getirmede yeterince özen göstermektir.

* Kaynak: Prof. Dr. Muharrem ERGİN: Orhun Âbideleri (Boğaziçi Yayınları, İstanbul-1973).


About this entry