Kafatasçılık Nedir? Anlayan Beri Gelsin

Brakisefal

“Ceviz Kabuğu” mu, “Kabuklu Ceviz” mi nedir, adını bir türlü ezberleyemediğim bir televizyon programı var. Yapımcısı Hulki Cevizoğlu beni geçen yıl İsmail Cem’le birlikte programına davet etmişti. Üzerimde iyi tesir bırakmıştı. Konusunu iyi araştırıyor, hazırlıklı oluyordu. İdeolojik bir sapıklık da farketmemiştim kendisinde. Dostça ayrıldıktı.

Geçenlerde, Bozkurt Güvenç gibi kimselerle bir program yapmış, haberim yoktu, seyredemedim. Seyredenler anlattı, beni de ismen söz konusu ederek ve Türkçüleri “kafatasçılar” tabiriyle anarak aleyhte konuşmuş. Tam ne demiş belli değil ama, “kafatasçılığa” kafayı takmış.

Bunda yalnız değil. Son zamanlarda, özellikle solcu “entel” takımı bu sıfatı bir karalama aracı olarak kullanıp duruyor. İçlerinde “prof” mertebeliler bile olduğu hâlde, kelimenin tam anlamını bilmiyor, cahil demagoglar gibi kullanıyorlar.

Onlara göre “kafatasçılar”, vatandaşları kafataslarının şekillerine göre yuvarlak: brakisefal ve uzun: dolikesefal olarak ayırıyor, buna göre “sen Türksün, sen Türk değilsin” diyerek ırkçılık, faşistlik, nazilik yapıyorlarmış!

Hep tekrarladıkları bir de şu sözleri vardır: “Biz kafatasçı milliyetçisi değil, Atatürk milliyetçisiyiz!”
Bununla da, hem tarih bilgisizliklerini, hem de Atatürk’ü bilmediklerini belli ediyorlar!
1970’lerde, Evren Paşa’nın fanatik Atatürkçü rejimi sırasında da bu sloganlar bol bol ve bilinçsizce kullanılıyordu.

Hürriyet’in çıkardığı “Yıllar Boyu Tarih” dergisi benden yazı isteyince, ben de “Türklerin Antropolojik Ölçüleri” başlıklı bir makale yazdım. Arabaşlıkları çok kullanırım; bunda da öyle yaptım, ara başlıklarından biri de “Atatürk de Kafatasçıydı” şeklindeydi. Dergi bana ulaştığında baktım bu ara başlığı koymamışlar -ama altındaki yazıda, Atatürk’ün nasıl bir “kafatasçı” olduğunu anlatıyordum, bunu atlamışlar, basmışlar!

Bu konuya kitaplarımda da birkaç defa değindim.(*) Bir daha anlatayım.

Atatürk’ün “Brakisefallik” tutkusu

Ben lise sonuna kadar okullarda Atatürk devrinde okudum. Resmî tarih ders kitaplarımız hep Türklerin “brakisefal” kafatasından söz ederdi. Dinleyici olarak katıldığım ve Atatürk’ün de, sahnesinin üstünde altın Bozkurt bu lunan halkevinde (eski Türk Ocağında) ve locasından seyrettiği 1. Türk Tarihi Kongresi’nde de tarihte Türklük ölçüsü kafatası ölçüsü olarak geçerdi. İsviçreli Prof. Eugene Pittard bile öyle tebliğ vermişti.

Ayrıca rahmetli babam da, devletin yüksek kademelerinde olduğu için bir iki kere Çankaya’ya çıkmıştı; Atatürk’ün, her davetlisine yaptığı gibi, onun kafatasını da bir pergelle yarı-şaka ölçtüğünü bana anlatmıştı.

Dahası var: Atatürk’ün mânevî kızı Afet Hanım (sonraki Prof. Dr. Afet İnan) Cenevre’de doktorasını yaparken Türklerin vücut (antropolojik) ölçülerinin iyi araştırılmamış olduğunu, tezi için lüzumunu belirtip yardım istemiş. Atatürk de “Sıhhiye Vekâletine” (Sağlık Bakanlığına) emir vermiş, Anadolu’da iki kerede 40.000 ve 60.000 Türk’ün ölçülerinin alınmasını istemiş. Tez, 1939’da Cenevre’de Fransızca olarak yayınlandı: “Recherches sur les Caracteres anthropologiques des population de la Turqui” Genève.

Kitapta Türklerin yalnız kafatası ölçüleri değil, boy ortalamaları, cilt-göz-saç renkleri ve göz kapağı çekikliği gibi yirmi kadar özellik tesbit edilmiş.

Atatürk, Mimar Sinan’ın da kemiklerinin mezardan çıkartılıp kafatasının ölçülmesini istemişti (son aylarda nedense “dindar” bir dergi ve bir gazete bu konuya pek merak sardı, gelip gidip benimle röportaj yaptılar.)

Kafatası ölçümleri Faşistlik midir?

Atatürk’ün bu “kafatasçılığı” benimki gibi “halkımızda kim Türk, kim değil” şeklinde bir amaç gütmüyordu. Nasıl Türkiyelilerin çoğunluğu hangi dili konuşur (Ural-Altay/Türkçe) sorusunu sormak ırkçılık sayılmazsa (Türkçe konuşmayanlar da vardır ama, “Türkler şu dili konuşur” deriz); hattâ şimdilerde “Penis uzunluğu ortalama 14 cm’dir” gibi saçmalıklar bile yapıyorsak, yarın da “genetik-DNA özelliği şöyle şöyledir” araştırması tabiî karşılanacaksa, antropolojik ölçülerini (yani çoğumuzun vücut özelliklerini) bilmek de milletimizi tam tanımanın bir yöntemidir. Bütün milletler bunu yapar ve kimse buna “kafatasçılık” demez.

Peki, “kafatası” ölçüsü meselesi neden acaba Faşizmle ve Nazizmle eş anlamlı gibi kullanılıyor? Mussolini’nin Faşizmi bu konularla hiç uğraşmazdı. Hitler’in Nasyonal Sosyalizminin doğru düşünmeyenler için -bu çağrışıma sebep olabilecek bir yanı var: Nazilerin bir “Aryen ırkı” ırkçılığı vardı. Dolikosefal -yani topatan kavunu gibi uzun kafalı- sarı saçlı, mavi gözlü Aryan soyunun güya en temiz kalmış Almanlar “über-alles” (en üstün) ırktılar, o yüzden de başka “aşağı ırklar”ı alt etmeleri, sömürmeleri ve soykırımı yapıp yok etmeleri haklarıydı!

Bu kötü, emperyalist ve zalim ırkçılıktan ayrı olarak, bir de milletlerin ırk özelliklerine, dil ve kültür özellikleri kadar önem veren, kabul eden; kendi ırkının hususiyetlerini sevmekle beraber, diğer ırkların farklı güzelliklerini de küçümsemeyen, hattâ kaybolmasını, “küreselleşip” “ne idüğü belirsiz” hâle gelmesini istemeyen başka bir ırkçılık-yani her ırka değer verme şeklindeki ırkçılık vardır.
Bu ırk özellikleri de (kafatası dahil), ölçüler alınarak yapılır. Dünyanın bütün üniversitelerinde Antropoloji kürsüleri ve dersleri vardır- bizde de var. “Fiziksel Antropoloji”, beden ve kafa ölçüleriyle, cilt, göz, saç renkleriyle ve kan gruplarıyla ilgili bilim dalıdır, bir toplumda bu özelliklerin dağılım oranlarını araştırır, okutur. “Sosyal Antropoloji” ise, toplumların kültür ve gelenekleriyle uğraşır.

Fiziksel antropolojide kafatası şeklinin ölçümleri önemli bir yer tutar: 65-75 arası “dolikosefal” (uzun kafataslı) 75-80 arasındakiler “mezosefal” (orta yuvarlak başlı), 80-90 ve ötesi “brekisefal” (yuvarlak kafataslı) demektir.

Kafatası şekli Türklüğü belli eder de etmez de.

Biz Türkler, Kafkaslardaki ve Orta Asya’daki Türkler dahil- çok büyük bir çoğunlukla (% 80-90) yuvarlak başlıyız. Ama bu demek değildir ki brakisefallik sade bizim tekelimizdedir: İsviçrelilerin, Bavyeralı Almanların, Fransa’nın orta bölümündeki halkın, Boşnakların ve Gürcülerin de büyük bir kısmı “brakisefal”dirler.(**) Sarışın, mavi gözlü ,ak tenli İsveçliler ise “dolikosefal”dir; ama Afrika zencilerinin hemen hepsi de onlar gibi “uzun kafataslıdırlar”. Yani şimdi İsveçlileri zenci mi sayacağız?

İşte onun için tek başına kafatası şekli ve ölçümü, ırk ve milliyet tayini için yetmez. Ama “Kafaları sapık” (o da bir kafa ölçüsü!) milliyetçi düşmanları bizim, kafatasına göre Türklük tesbiti yaptığımıza fetva verir ve saldırıya geçerler!

Türklerin kafatası ölçüsünü şüphesiz öğrenmek, bilmek isteriz. Cilt ve saç rengi gibi, ortalama boyu gibi, konuştuğu dilin aile grubu gibi (Ural-Altay), çoğunluğunun inandığı din gibi (İslâm).
Bunlar bizi biz yapan ve başka milletlerden farklı yapan şeylerdir. Milliyetçiler de, bilim adamları da bunları bilmek isterler.

Arkeolojide kafatasları neye yarar?

Bir sebep daha var:

Tarih-öncesi çağlarda, henüz yazı yokken- veya kazılarda çıkmamışsa- arkeolojik bir enkazda bulunan kültür kalıntılarının kimlere ait olduğunu nasıl bilebileceksiniz? Testi dekorasyonları, mızrak uçları bazen ipucu verir, bazen de vermez. En sağlam kimlik tesbiti, çıkarılan iskeletler sayesinde olur. Kafatası ölçüsü ilk adımdır. Eğer o semtin civarındaki halkların iskeletleri o kazıda bulunanlardan hep iyice farklı çıkıyorsa, tesbiti istenen kültürün onların eseri olmadığı hemen anlaşılır. Kafatasları diğerlerine benzer çıkarsa, bu sefer vücut ölçüleri DNA parçaları vesaire ayniyeti veya başkalığı belirtir.

Bir misal vereyim:

Mezopotamya’da Ur kenti ortaya çıkarılınca, arkeolog sir Leonard Wooley, insanlığın ilk medeniyetini keşfettiğini anladı: Sümer uygarlığı (M.Ö. 4500-3500). Bu “müthiş” Sümerliler hangi milletten, hangi ırktandılar? Tabletlerdeki çivi yazısı henüz okunmamıştı. Daha önce ilk tabletlerdeki yazıyı Prof. F. Lnormant çözebilmiş ve Şarkiyatçılar Kongresinde Sümercenin “Ural-Altay” dil grubundan olabileceğini bildirmiş, bu Türklerle akrabalık demek olacağından kıyamet kopmuştu. Aksi iddialar ortaya atılıyor, Gılgamış’ı sırtında balıkla gösteren kabartma yüzünden, denizden yani körfezden, güneyden geldikleri zannediliyordu. Bu, “sematik” (Arap veya İbranî) demekti. Derken Sümerlerin kafatasları ölçüldü ve “Yuvarlak” çıktı. Oysa “Semit”ler ve Pers kökenliler hep “uzun” kafataslıydılar. Kafatası ölçümü dil kadar, tarihin ilk medeniyetini kurma şerefini bize kazandırmış, işe yaramıştı.
(*) “Biz Kimiz?”, Yükselen Milliyetçilik.
(**) Ermenilerin ölçümü de 80-90 civarındadır ama, arkadan öne uzunsa da, ensede baş yamyassı olduğundan farklı bir şekilde “braki” ölçüde çıkıyor (plano-accipital” deniyor.

KAYNAK: Prof.Dr. Reha Oğuz TÜRKKAN

Reklamlar

About this entry