Göktürk Metinlerinde Geçen yıs (yış ?) Bugünkü Türk Lehçelerinde Vardır ve “orman” Anlamında Kullanılır

SAYIN Hulki Cevizoğlu’nun ATV’de sunduğu ‘Ceviz Kabuğu’ programına 2002 Haziran-Temmuz aylarında bir kaç kez konuk olan İnşaat Yüksek Mühendisi Kâzım Mirşan Eski Türkçe metinlerde YİŞ diye bir kelimenin olmadığını, ayrıca birçok kişi tarafından YIŞ ve YİŞ şekillerinde okunan bu kelimenin de ‘orman’ anlamına gelmediğini söyledi. “Türk Tarihi’nde ‘orman’ diye yiş sözü hiçbir yerde kullanılmıyor, yoktur; yani ne geçmişimizde vardır, ne geleceğimizde vardır, hiçbir yerde yok” ve “Bugünkü Türk lehçelerinin hiçbirinde yok yış’ın orman olduğu” diyerek de bu görüşünü pekiştirdi.(1)
Acaba K. Mirşan’ın bu iddiaları doğru muydu? Doğru değil ise doğrular neler idi? Gerçekten de tarihî Türk lehçelerinde yıs ~ yış ve yis ~ yiş şekillerinde geçen bir kelime veya bu kelimenin yaşayan Türk lehçelerinde ses değişmeleri ile sis ~ siş; çis ~ çıs; çıs ~ çış; d’iş ~ d’ış; ciş ~ cış olarak geçen çağdaş şekilleri “orman” anlamına gelmiyor muydu? Zaman zaman derslerimde öğrencilerimle paylaştığım bu konudaki görüşlerimi bu küçük yazımda meslektaşlarımla da paylaşmak istiyorum.
I. Merhum Prof. Dr. Osman Nedim Tuna Genel Türkçedeki kelime başı y- sesinin Türk lehçe ve şivelerindeki gelişme ve değişmelerini şu cümlelerle ifade etmiştir: “Mahmud Kaşgarî, Oğuzların kelime başındaki y’nin yerine c kullandığını kaydettiği gibi, Orta Türkçenin başında y yerine ç kullanıldığına dair Oğuz Kağan Destanı tanıklık etmektedir. Bundan başka bugün, kelime başı y’leri Yakutça ve Çuvaşçada s ve s’ ile; Altay (Oyratça)’da d’, Kazakçada j, başta Kırgızca olmak üzere birçok şivede c, Tuva ve Hakasçada ç, Balkarcada dz ile karşılanır.”(2)
Buna göre eski Türkçe yis ~ yiş; yıs ~ yış şekillerinin;
a) Yakut Türkçesinde sis ~ siş şeklinde geçmesi gerekir.
sis 3) les na vozvışennosti [tepelerdeki orman], les v goritskoy mestnosti [dağlık yerlerdeki orman]; sihi bıha tüs- perevalit çerez lesistuyu vozvışennost [Ormanlı tepeyi (dağı) aşmak], bk. P. A. Sleptsova, Yakutsko-Russkiy Slovar (Sahalıı-Nuuççalıı Tıld’ıt), [Yakutça-Rusça Sözlük], Moskova, 1953, s. 327.
b) Hakas Türkçesinde çis ~ çıs şeklinde geçmesi gerekir.
çıs [ HYS ] I gustoy les [balta girmemiş orman]; yerel. çern’ [dağdaki ovanın ormanı] krş. tayga. bk. Nikolay Aleksandroviç Baskakov, Hakassko-Russkiy Slovar [Hakasça-Rusça Sözlük], Moskova, 1953, s. 327.
çıs [ HYS ] 1 çern’ [dağdaki ovanın ormanı], gustoy les [balta girmemiş orman]; bk. Viktor Yakovleviç Butanayev, Hakassko-Russkiy İstoriko-Etnografiçeskiy Slovar [Hakasça-Rusça Tarihî Etnografik Sözlük], Abakan, 228a.
c) Şor Türkçesinde çıs ~ çış şeklinde geçmesi gerekir.
çış Sık orman, balta girmemiş orman, kara orman. bk. Nadejda Nikolayevna Kurpeşko Tannagaşeva-Şükrü Haluk Akalın, Şor Sözlüğü, Türkoloji Araştırmaları: 2, Sözlük Dizisi: 1, Adana, 1995, s. 19b; E. F. Çıspıyakov, “Folklornıye, ¿udojestvennıye i bıtovıye şorskiye tekstı [Şorların folklorik, edebî ve günlük hayatla ilgili metinleri]”, Şorskaya Filologiya i Sravnitelno-Sopostavitelnıye İssledovaniya [Şor Filolojisi ve Karşılaştırmalı Dil Araştırmaları], 1, Novosibirsk, 1998, metin: s. 174, str. 14 Çış çerbe parcalar. sözlük: s. 195b çış gustoy les, çern”, çış. 1. 14.
ç) Teleüt Türkçesinde d’iş ~ d’ış şeklinde geçmesi gerekir.
d’ış Orman, Tayga ormanı; d’ışta Ormanlı. bk. L. T. Ryumina Sırkaşeyeva, N. A. Kuçıgaşeva, Teleüt Ağzı Sözlüğü, Ankara, 2000, s. 29.
d) Kırgız Türkçesinde ciş ~ cış şeklinde geçmesi gerekir.
cış gustoy [balta girmemiş, yoğun, sık, gür], sploşnoy [bütünüyle, tamamıyla]; cış urganday çıgıptır : (bitkiler hakkında) çok sık, yoğun bitmiş; cış urganday kalıñ tokoy : balta girmemiş yoğun orman; cış urganday köp kişi : kalabalık; cış-cış : sıksık, yoğun; cıştan cış : Çok çok. Konstantin Kuzmiç Yudahin, Kirgizsko-Russkiy Slovar = Kırgızça-Orusça Sözdük, Moskova, 1965, 285a.
Ses denkliklerine göre Çağdaş Türk lehçelerinin sözlüklerinden verdiğimiz bu örnekler Göktürk harfli metinlerde YIS (YIŞ ?) ~ YİS1 ~ YİS ~ YİŞ şekillerinde geçen ve bir çok araştırıcı tarafından YIŞ ve YİŞ olarak okunan bu kelimenin Eski Türkçede de “orman” anlamına geldiğini göstermektedir. Ancak Türk lehçelerinde “orman” anlamına gelen başka kelimeler de vardır. Onları da burada gösterelim.

a) Altay Türkçesi
a∫aş : ağaç, ağaçtan yapılmış; üzüt agaş mürver ağacı, karçı ağaç : 1. haç, 2. orman; bütken ağaş yetişmiş orman. Oyrotsko-Russkiy Slovar [Oyrotça (=Altayca)-Rusça Sözlük], N. A. Baskakov Ve T. M. Toşakova, Koskova, 1947, s. 12a. Bu sözlükte koñi a∫aş madde başı yok.
gustoy les : koñi a∫aş bk. Russko-Altayskiy Slovar / Orus-Altay Sözlik [Rusça-Altayca Sözlük], M. 1964, s. 120b.

b) Tuva Türkçesi
şır∫ay arı∫ büyük ağaçların bulunduğu balta girmemiş orman. Ethem Rahimoviç Tenişev, Tuvinsko-Russkiy Slovar [Tuvaca-Rusça Sözlük], s. 590a.
gustoy les : şır∫ay arı∫ bk. D. A. Monguş, Russko-Tuvinskiy Slovar / Orıs-Tıva Slovar [Rusça-Tuvaca Sözlük], M. 1980, s. 125a.

c) Tofalar Türkçesi
arı∫ I [ arıı ] : ovadaki, nehir deresindeki orman. (12b); les [orman] : (dağda) Tayga; (vadide ise ) arıg (174a) Valentin İvanoviç Rassadin, Tofalarskiy-Russkiy Slovar / Slovar Russ ko Tofalarskiy [Tofalar Türkçesi – Rusça Sözlük/ Rusça-Tofalar Türkçesi Sözlük], İrkutsk, 1995, s. 12b;
II. Önce Eski Türkçede ‘bitki, çalı, çalılık, ağaç, orman’ anlamına gelen kelimeler üzerinde duralım.
I. ı
Runik metinlerde Tonyukuk yazıtının 4. ve 27. satırları ile Şine-Usu yazıtında olmak üzere sadece üç yerde geçer.
a) datif eki ile: ı-∆a
(a)t(ı)∫ : ı∆a : b(a)yur (e)rt(i)m(i)z (Ton. I K 3 )
b) lokatif eki ile: ı-da
ıda t(a)şda : ∆(a)lm(ı)şı : ∆ubr(a)n(ı)p : y(e)tiyüz boldı : (Ton. I B 4)
ıda ∆(a)b(ı)ş(a)l(ı)m (ŞU D 10-11)
Sir Gerard Clauson XIII. Yüzyıl Öncesi Türkçesinin Etimolojik Sözlüğü adlı eserinde bu runik kullanışlar ve daha sonraki Uygur ile Karahanlı devri örnekleriyle ilgili şu bilgileri vermektedir.(3)
ı ‘çalı, çalılık’
ı: genellikle ‘bitkiler’ olarak çevirilmekte, ancak metinler ot ile ağaç arası bir şey, muhtemelen ‘çalı, çalılık’ (teklik veya topluluk ismi) anlamında kullanıldığını göstermektedir; sadece aşağıdaki gibi kaydedildi.
Göktürk: VIII. yy. ıda: taşda: kalmışı: ‘çalılıkta ve taş çölünde kalmış olanları’ T 4; atığ ıka: bayu:r ertimiz ‘atları çalılığa bağladık’ T 27:
Uyğur: VIII. yy. ıda kavuşalım ‘çalılıkta toplanalım’ Şu. D 10-11; VIII. yy. vd. Man.-A béş törlüg ıda ığaçda ‘beş çeşit çalı ve ağaçta’ M I 8, 19-20; kaltı ığ yanı yérden témin örtürürçe ‘yeni dikili yerden hemen çalı yetiştirircesine’ M I 14, 10; bir narwan (?) atlığ ı ‘narwan (?) adlı bir çalı (Farsça n®rw®n ‘karaağaç çalısı, Ulmus montana’) Man.-uig. Frag. 400, 4; ol ı uçında olurdı ‘o çalının üstüne oturdu’ Man.-uig. Frag. 401, 1; Man. ne tağları ı ığaç kaya kum barı ‘ne dağlar, çalılar, ağaçlar, kayalar ve kum varsa hepsi’ M III 8, 3-4 (II) Bud. (yetişen meyveler) ı ığacda U I 27, 5; ı tarıg ‘çalılar ve sürülmüş toprak’ U I 27, 3; U II 77, 27; TT IV 10, 6; TT VIII K. 4; ve başka tekerrürler:
Hakanlı: XI. yy. yı: yıga:ç ‘birbirine dolaşmış ağaçlar’ için söylenir (m®’ltafta mina’l-şacar), esasen yigi: ‘çalıyla kaplı’ (mutar®◊◊) ama kısaltılmış olarak Kaş. III 216 (muhtemelen yanlış bir etimoloji); bir diğer tekrar Kaş. III 25 (yigi:).
II. ıgaç ‘ağaç’(4)
ığaç (ığa:ç) aslen ‘ağaç’, Uyğurcada özellikle ı: ığaç ibaresinde ‘çalılar ve ağaçlar’; buradan ‘odun (genel), bir odun parçası’. En azından XI. yy.’dan sonra kelime ayrıca büyük bir uzunluk ölçüsü olarak da kullanılmıştır, ananevî olarak 4 veya 5 millik bir fersenk’tir, belki de aslında ‘bir saatlik seyahat’ gibi bir zaman-mesafe ölçüsüdür; iki anlam arasında herhangi bir semantik bağ bulmak güçtür. Fonetik tarihi de ığla:-’ınki gibidir, ığla:- maddesine bk. XI. yy’dan önce biçim devamlı olarak ığaç idi, ancak Hakaniyede şimdi sadece Merkezî Güney dil grubunda Özbekçede yagaç(5) ‘odun’ (‘ağaç’ için Farsça dara¿t kullanılır) olarak ve Çuvaşçada yavåş/yivåç (yavaş, yıvasy) Aşmarin, IV 161, 297, olarak kullanılan protez y- ile birlikte yığaç oldu. Diğer bütün çağdaş dil gruplarında Merkezî Kuzey-doğu dil grubundaki ve Merkezî Kuzey dil grubundaki -ç varyasyonuyla birlikte biçim ağaç’tır.
Göktürk: VIII. yy. çından ığaç kelürüp ‘kütüklerce sandal(ağacı)-odunu getirip’ II G II; at yete: ya‰ağın ığaç tutunu: ağtu:rtım ‘adamları atlarının önünde onları çekerek ve ağaçlara tutunarak tırmandırdım’ T 25: VIII. yy. ve devamı çıntan ığaç üze: olu:ru:pan ‘bir sandal-odunu ağacı üzerine oturup’ Irk B 4; ve diğer tekerrürler, anlamı ‘ağaç’ Irk B 14, 56; Manice béş törlüg ot ığaç ‘beş çeşit sebze ve ağaç’ Chuas. 59, 317; ı ığaç M III 14, 12 (i):
Uyğur: Mani-A. (aynı ateş gibi) ığaçda ünüp ığaçağ örteyür ‘odundan çıkar ve odunu yakar’ M I 7, 2; ı ığaç M I 8, 19; 13, 8: Mani. ı ığaç M II 12, 5: Budist. ı ığaç 621, 5; ığaç ‘davul tokmağı’ Suv. 375, 7; uzun sıruk ığaç başında ‘bir uzun sırığın tepesinde’ USp. 104, 12-13; ve diğer tekerrürler, TT VI 323; Pfahl. 8, 10: Sivil. küzki ığaç yaÓkusı ‘ağaçların sonbahardaki hışırtısı’ TT I 134; ığaç ‘odun’ beş unsurdan birisi olarak ve Müşterî (Jupiter) gezegeni için mecaz olarak TT VII I, 32, ve 79 (yığaç olarak yazılır); 10, 6; kara kaç ığaç kasıkın ‘bir siyah kaç ağacının kabuğu’ H I 26:
Hakanlı: XI. yy. yığaç al-¿aşab ‘odun’; yığaç �akaru’l-racul ‘bir adamın penisi’; yığaç al-farsa¿ mina’l-ard ‘bir fersenk yer’; dolayısıyla bi:r yığaç ye:r ‘bir fersenk yer’ denir; yığaç al-şacar ‘bir ağaç’; dolayısıyla üzüm yığaçı: şacaru’l-‘inab ‘bir şarap’ ve yağa:k yığa:çı: şacaru’l-cawz ‘bir fındık ağacı’ denir; yığa:ç -a:- ile daha iyi yazılıştır (acwad) Kâşgarlı. III 8; yı:ğaç, yığaç III 28’in alternatif bir biçimi (luğa); ve yaklaşık 120 diğer tekerrür : KB (yeşil kapaklar) kurımış yığaçlar ‘kuru ağaçlar’ 70; yémişsiz yığaç ‘meyvesiz ağaç’ 2455: XIII. yy. (?) Atebet. yemişsiz yığaç 323, 324; Tefsîr. ağaç / yağaç / yığaç (1) ‘ağaç’; (2) ‘kiriş’; (3) ‘fersenk’ 37, 132, 133: XIV. yy. Muh. (?) nacc®r ‘marangoz’ ığa:ç (ünlüleştirilmemiş) yoncı: Rif. 158 (sadece); al-‘a◊® ‘baston, asa’ ığa:ç 173; al-farsa¿ ığa:ç 178:
Çağatay: XV. yy. ve devamı. yığaç eğer bir adam belli bir yerde durursa ve başka iki kişi o bağırdığında duyabilecek şekilde iki tarafında durursa bu uzaklığın üç katına (üç martaba bu mikdarın) yığaç (alıntılar) denir; ve ayrıca bann® arş‚n … karı ma‘n®sına ‘bir inşaatçının dirsekten orta parmağın ucuna kadar olan eski bir ölçü birimi (cubit, yaklaşık 30 inç) (alıntı) Vel. 413 (sonraki bir hatadır, mısra 12.000 kari’yi bir yığaç olarak tanımlamaktadır); yığaç (1) ç‚b ‘odun’; (2) fars®ng ‘fersenk’ Sanglâh. 150b. 3 (alıntılar):
Xârezm: XIII. yy. yığaç ‘ağaç’ ‘Ali 49: XIII. yy. (?) ığaç (bir kez yığaç yazılmıştır) ‘ağaç’ yaygındır Oğuz Kağan D.: XIV. yy. ağaç / yığaç ‘ağaç, fersenk’ Qutb 4, 90; Nahc. 24, 2; 186, 13:
Koman: XIV. yy. ağaç ‘ağaç; odun, kiriş, direk, (eyer /semer) -ağacı’ CCI, CCG; Gr. 28 (alıntılar):
Kıpçak: XIII. yy. al-şacara wa’l-¿aşab wa’l-‘a◊a ağa:ç Houtsma. 7, 10: XIV ağaç al-‘a◊a wa’l-şacar; alma: ağaçı: ‘elma ağacı’ denir İd. 17: XV. yy. al-‘a◊® ağaş Kavânîn. 31, 7; 39, 8: alma: ağa:şı:’nda olduğu gibi al-şacar ağaş: ve ağa:ş al-¿aşab Kavânîn. 59, 3; carid ‘bir soyulmuş hurma ağacı dalı’ ağaş Tuhfet. IIb. 10; ¿aşab aynı şekilde 14b. I; ‘a◊® aynı şekilde 25b. 3:
Osmanlı: XIV. yy. ve devamı. ağaç ‘ağaç; değnek, değneğin vuruşu’ ve iki kez (XIV. yy. ve XVI. yy.) ‘fersenk’; bütün dönemlerde ortak olarak TTS I 5; II 7; III 4-5; IV 5.
III. Kelime Sir Gerard Clauson tarafından sözlüğüne kalın sıralı olarak yış şeklinde madde başı alınmıştır.
III. yış(6)
yı:ş ‘dağ ormanı’, dağın ormanla kaplı ancak ağaçsız çimenli vadileri de olan yüksek kısımları (bk. K. Czegledy, ‘‘Çogay-quzı, Qara-qum, Kök-öng’, Acta Orient. Hung. XV/1-3, s. 55). Aynı anlamda Kuzey-Doğu dil grubu Alt., Leb., Tub.’da da yaşar R III 497; Hak. çıs.
Göktürk: VIII. yy. Genellikle coğrafi isimlerde bulunur, Altu:n yış T 20, vb.; Ötüken yış I G 3, vb., ve diğerleri; (Doğuda gün doğusuna, Batıda gün batısına, Güneyde Çine) yırya: yış[ka: tegi:] ‘‘Kuzeyde dağ ormanlarına’ Ongin 2: VIII. yy. vd. Irk B 17 (kör-):
Hakaniye: XI. yy. al-◊a‘‚d ‘yüksek yer’; é:n (aynen böyle) al-hab‚ş; art al-‘aqaba ‘sarp bir dağ yolu, geçit’ Kâşgarlı: III 4 (açıkça bozuk); yı:ş al-hab‚ş; buradan art yı:ş al-◊a‘‚d wa habşa (aynen böyle) denir III 143 (her iki kayıt da karmaşıktır; Kâşgarlı: muhtemelen gerçek bir yı:ş görmemiştir, belki de art’ın ‘yüksek kıraç bölgeler’ ve yı:ş’ın da kayalık sırtlar arasındaki ‘daha verimli yerler’ olduğunu zannetmiştir):
Komanca: XIV. yy. yış ‘açık ekilmemiş arazi’ CCG; Gr.
•••
IV. Eski Türkçe runik metinlerde YIS (YIŞ?) ~ YİS ~ YİŞ kelimesinin 24 örneği 5 ayrı imlâ ile geçmektedir.
I. YİS (YİŞ ?) ( SJ ) ve ( SiJ ) [Y2S2; Y2YS2] (4 örnek)
y(i)r y(i)s SJ RJ Altay 36. Kalbak-taş 1
yis[ke tegi] … [ SiJ ] Ongin 2
b(i)rig(e)rü : uçı : (a)ltun yis : ( SiJ ) Terh/Taryat B 5
yis üze azU SiJ Irk Bitig 17
II. YIS1 (YIŞ ?) ( siJ ) [Y2YS1] (1 örnek)
kök ög(ü)g yo∫(u)ru ötük(e)n y2ıs∫(a)ru (orgsiJ) ud(u)zt(u)m ig(e)k köl(ü)k(i)n Ton. 15
III. Y2IŞ ( wiJ ) [Y2YŞ] (12 örnek)
a) yalın halde:
türk : k(a)∫(a)n : öt(ü)k(e)n : y2ış : (wiJ) ol(u)rs(a)r : KT G 3; BK K 2
öt(ü)k(e)n : y2ış : (wiJ) ol(u)rs(a)r : b(e)Óü : il t(u)ta ol(u)rt(a)çı s(e)n : KT G 8; BK K 6
öt(ü)k(e)n : y2ış : (wiJ) bod(u)n : b(a)rd(ı)∫ : KT D 23; BK D 19
ço∫(a)y : y2ış : (: wiJ) KT G 6; BK K 5
∆(a)d(ı)r∆(a)n : y2ış : (wiJ) kon … BK D 39
b) akkuzatif halde:
ol yıl∆a : türg(i)˜ : t(a)pa : (a)ltun y2ış(ı)∫ : (: gwiJ : notl) (a)şa : (i)rt(i)˜ öğ(ü)z(ü)g : k(e)çe : yorıd(ı)m(ı)z KT D 36-37; BK D 27
∆(a)d(ı)r∆(a)n : y2ış(ı)∫ : ( : gwiJ : nkrdk ) (a)şa : bod(u)n(u)∫ :(a)nça ∆ondurt(u)m(u)z KT D 21; BK D 17
kögm(e)n :y2ış(ı)∫ : (: NmGUK : gwiJ) to∫a : yorıp : KT D 35; BK D 27
c) datif halde:
ilg(e)rü : ∆(a)d(ı)r∆(a)n : y2ış∆a ( akwiJ : nkrdk ) t(e)gi : KT D 2; BK D 4
y2ış∆a : ( : akwJ ) (a)∫dı BK D 37
ç) lokatif halde:
∆(a)∫(a)nin : birle soÓa y2ışda : (adwiJahos) süÓ(ü)şd(ü) m(ü)z KT D 35; BK D 27
öt(ü)k(e)n : y2ışda : ( NQTU : adwiJ :) yig : idi yo∆ : (e)rm(i)˜ KT G 4
IV. YIS (YIˆ?) ( sij ) [Y1YS1] (6 örnek)
a) yalın halde:
ol üç k(a)∫(a)n : ögl(e)˜ip (a)ltun yı˜ öze : ( azU sij notl) k(a)b(ı)˜(a)l(ı)m t(i)m(i)˜ : Ton. 20
b) akkuzatif halde:
(a)ltun yı˜(ı)∫ : (: gsij notl) yols(u)z(i)n : a(˜)d(ı)m : Ton. 35
(a)ltun yı˜(ı)∫ : (: gsij notl) a(˜)a : k(e)lt(i)m(i)z : Ton. 37
kögm(e)n yı˜(ı)∫ : (: NmGUK : gsij) (e)b(i)rü : k(e)lt(i)m(i)z Ton. 28
c) lokatif halde:
(a)ltun yı˜da : (: adsijnotl) ol(u)r(u)Ó tidi : Ton. 31
(a)ltun yı˜da : (: adsijnotl) ol(u)rt(u)m(u)z : Ton. 32
V. YIS (YIŞ ?) ( Wij ) [Y1YS1] (1 örnek)
öt(ü)k(e)n : yıs : (: NmTUK : Wij) b(a)ş(ı) :nda ŞU D 9.
Bu malzemeyi Türk lehçelerindeki ses denkliklerine göre değerlendirirsek;
1. Etü. y- : Sahalar s- ; Etü. -s/-ş : Sahalar -s
etü. y(i)s / y(i)˜ (SJ); yis / yi˜ (SiJ); y2is1 (siJ) (Altay, Ongin, Terh/Taryat, Irk Bitig) = Sahalar sis
2. Etü. y- : Hakas ç- ; Etü. -s/-ş : Hakas -s
etü. y2is (siJ) veya ys (sij) (Ton. 732 ?); ys (Wij) Şine-Usu = Hakas çs
3. Etü. y- : Şor ç- ; Etü. -ş : Şor -ş
etü. y2ş (wiJ) (Köl Tigin ve Bilge Kağan – 732-735) = Şor çş
4. Etü. y- : Krgz c- ; Etü. -ş : Krgz -ş
etü. y2iş (siJ) (Köl Tigin ve Bilge Kağan – 732-735) = Krgz cş
Sonuç: Eğer bugün çağdaş Türk lehçeleri varsa, dün de tarihî Türk lehçeleri vard.
V. Yış kelimesinin etimolojik açıklanması Cengiz Alyılmaz tarafından ı ~ (y)ı “ağaç” kökünden -ş çokluk eki ile yış < (y)ı-ş “ağaçlar = orman” şeklinde yapılmıştır ve bu etimolojik açıklama doğrudur.(7)
Gerçekten de Genel Türkçede Göktürk yazıtlarındaki kullanılışları yukarıda verilen ı ~ (y)ı şeklinde ve “ot, çalı, çalılık, ağaç ile çalı arası bitki, ağaç” şekillerinde anlamlandırılan bir kök kelime vardır. Bu kökten -gaç eki ile ı-gaç ~ (y)ı-gaç şeklinde bir kelime türetilmiş ve metinlerde de ikileme olarak ı ıgaç ve yı yıgaç şekillerinde kullanılmıştır.
ıgaç ~ (y)ıgaç kelimesinin gelişmesi şöyle açıklanabilir. Türkçede kullanılan bütün ünlüler kısadır, ancak ı ünlüsü normalden de kısa olduğu için kendisini ya y önsesini alarak yı şeklinde uzun hâle getirecek veya düzleşerek a şeklinde normal kısa ses hâline gelecektir. Yani yıgaç kelimesinin gelişmesi (y)ıgaç > (y)ağaç > ağaç şeklinde olmuştur. Türkçedeki benzer şekiller arasında (y)ılpagut > alpagut, (y)ıgla- > aglamak örnekleri zikredilebilir.
Eski Türkçede -s/-ş eki ile teşkil edilen çokluk şekilleri için Talat Tekin ışbaras tarkat “ışbaralar, tarkanlar” ibaresindeki -s ve -t eklerini çokluk eki olarak açıklar ve ayrıca tölis, tardus ( ~ tarduş) ve türgis şekillerini de diğer örnekler olarak verir. A. N. Kononov da bu örnekleri tekrarlar ve bunlara oğuş, oduş ve ödüş örneklerini ekler.(8) Karl Heinrich Menges ise kengeris < keng-er-i-s “kagnılılar” kelimesinde bu eki bulmaktadır.(9)
Sonuç olarak Sayın K. Mirşan “canım ben yış ~ yiş kelimesinin bugünkü Türk lehçelerinde geçmediğini söylemiştim” maazeretinin arkasına saklanabilir. O zaman da bellibaşlı çağdaş Türk lehçelerini okuyup, anlayıp konuştuğunu söyleyen bu zatın Türkçenin tarihî ve çağdaş lehçelerinin ses denkliklerinden haberi olmadığı itiraf-ı zünûb olarak oraya çıkar.
Not 1: A. P. Dulzon’un “Etnolingvistiçeskaya differentsiatsiya tyurkov Sibiri”, adlı araştırmasında şu bilgi görülüyor:(10) “Tubalar kendilerine ‘Yışkiji’ (yış = dağ ormanı) derler; Altaylılar (Altaykiji), Teleütler ve Tuvalılar ise onlara ‘Yışkiji’ yerine ‘Tuba’ veya ‘Tubalar’ derler”. Dulzon’un bu tespitinden çok küçük bir etnik grup olan Tuba Türkleri’nin kendilerine endoetnonim olarak Yışkiji demelerinin çok arkaik bir geçmişe sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Ahmet Caferoğlu bu endoetnonim hakkında şu açıklamayı yapmıştır:
“4. Tubalar: Tuba’lar diğer bir deyimle “Tuva” veya “Tuma” adlı bu Türk halkı kendine “Yış-Kiji”, yâni “Orman halkı” adını verdiği halde Rus idaresi bunları, Biya, Katunya ırmakları ile Teles gölü arasındaki bölgede yaşadıklarından dolayı, sırf komşularına izafeten “Çernovıye Tatarı” gibi yanlış bir etnik ad altında zikretmiştir. Radloff bu deyimi “Karaorman Tatarları” diye çevirmiştir. Uymen, Puja, Büyük ve Küçük İşa, Sarı ve Kara Kokşı, Mayma gibi küçük ırmaklar etrafında yaşamaktadırlar. Daha fazla Altay Türkleri topluluğundan sayıldıklarından sayıları hakkında bilgimiz tam değildir.”(11)
Nâdir Devlet ise “Çağdaş Türkîler” adlı eserinin dokuzuncu bölümünde verdiği levhada Sibirya Türklerinin Altay (Oyrot) kolunun Kuzey dalını “Tuba = Yiş-kiji (Karaorman Tatarı)” şeklinde tavsif etmektedir.(12)
Not 2: Bir önceki yazımda Edebiyat Fakültesinde bir dil profesörünün “Akşam Kâzımın karizmasını çizdiniz” dediğini yazmıştım. Bunun üzerine bir tarih profesörü gelerek “Kardeşim adama iltifat etmişler. Kâzımın karizması yok ki çizilsin” dedi. İlgilenenlere duyuruyorum.

KAYNAK: Prof.Dr. Osman Fikri Sertkaya

DİPNOTLARI
(1) Hulki Cevizoğlu, Tarih Türklerde Başlar. Türk Dilinin Kökeni, Ceviz Kabuğu yayınları, Ankara, 2002, s. 108; 139-140 ve 275-276.
(2) Osman Nedim Tuna, Sümer ve Türk Dillerinin Târihî İlgisi ve Türk Dili’nin Yaşı Meselesi, Ankara, 1997, s. 37.
(3) Sir Gerard Clauson, An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish, Oxford, 1972, s. 1a-b.
(4) Sir Gerard Clauson, a. g. e., s. 79b-80a.
(5) Sir Gerard Clauson Kiril harfli Özbek imlâsına göre yoğoç şeklinde transkripsiyonlamış!
(6) Sir Gerard Clauson, a. g. e., s. 976a-b.
(7) T. Tekin, A Grammar of Orkhon Turkic, Bloomington, 1968, s. 121-122.
(8) A. N. Kononov, Grammatika Yazıka Tyurkski¿ Runiçeski¿ Pamyatnikov (9) Karl Heinrich Menges, “Etymological notes on some Päçänäg names”, Byzantion, XVII, 1944-1945, s. 269.
(10) Struktura i İstoriya Tyurkski¿ Yazıkov, Moskova, 1971, s. 201-202.
(11) Ahmet Caferoğlu, Türk Kültürü, II, 23 (1964), s. 47-50; Türk Kavimleri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, No 52, Ankara, 1983, s. 8, İkinci baskı, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1988, s. 8.
(12) Nâdir Devlet, Doğuştan Günümüze Kadar Büyük İslâm Tarihi. Ek cilt: Çağdaş Türkîler, İstanbul, 1993, s. 375.

Reklamlar

About this entry