Bozkurt: “totem” mi, “sembol” mü?

BOZKURT’un ne anlama geldiği -yani “totem”mi, “ongun”mu, “sembol”mü olduğu- tartışmaları yeni değildir. Bu konu, popüler yayın organlarında olduğu kadar bilim dünyasında da günümüze kadar tartışıla gelmiştir. Bu yazımızda totem, ongun, sembol kavramları üzerinde durarak konuyu genişletmeye çalışacağız.
Bir kısım bilim adamları (tarihçiler, din tarihçileri, sosyologlar ve edebiyat tarihçileri)(1) Bozkurt’un totem olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Bozkurt’un “totem” olduğu iddiası, başlıca şu delillere dayandırılmaktadır:
1- Türklerin Bozkurt’a saygı duyması ve onu ata olarak tanıması,
2- Câmiü’t-tevârih’te 24 Oğuz boyundan söz edilirken her boy için bir kuşun ongun olarak belirtilmesi,(2)
3- Orta Asya’da yaşayan Türkler arasında 19. yüzyılda yapılan araştırmalarda put-fetiş olarak adlandırılan eşyalara rastlanması.(3)
Gerçekten, Türk destanlarında Bozkurt (Gök Böri)’tan, Türk soyunun devamını sağlayan bir ata (veya ana) olarak bahsedilmektedir. Göktürk Destanı’nda, düşmanın ellerini ve ayaklarını kestiği son Türk gencinin Bozkurt tarafından kurtarılması ve aynı Bozkurt’un Türk neslinin devamını sağlaması(4) dikkat çekicidir. Türkler, Bozkurt’u ilk ataları olarak kabul etmişler ve ona saygı göstermişlerdir. Acaba, Bozkurt’a gösterilen saygı, onun totem olduğu, dolayısıyla Türklerin totemizme bağlı oldukları anlamına mı gelmektedir?
İlkel toplumlara özgü bir inanç sistemi olan totemizmin esası, tabiatın bir şifre sunması ve toplumun da bundan hareket ederek bir mesaj vermesidir. Bir başka tanım da şudur: “Bazı toplumlarda fert veya fert grupları ile bir hayvan, bir nesne, canlı yaratık grubu veya fenomenler topluluğu arasındaki ilişkiye dayanan inançlar ve ibadetler bütünü.”(5)
Totemcilikte her klanın bir veya birkaç totemi vardır ve klan üyeleri bu totemler için âyin yapar veya yasaklar koyarak bunlara uyarlar.(6)
Totemciliğin diğer belli başlı karakteristik yönleri şunlardır:
Totemciliği benimsemiş topluluklarda her klan tarafından ata olarak tanınan ayrı ayrı hayvanlar vardır. Klanların mensupları, tapındıkları totemin adıyla anılırlar. Dokunduğu her şeyi kutsallaştıran “mana” (gizli bir kuvvet) anlayışı, totemciliğin ayırıcı özelliklerinden biridir. Tanrı fikrine ve ruhun ebedî olduğu tarzında bir anlayışa totemcilikte tesadüf edilmez.(7)
Totemcilikte hukukî bakımdan mülkiyet ortaklığı, aynı toteme bağlı olanlar arasında akrabalık ve ana hukuku yürürlüktedir. Ekonomik bakımdan ise avcılık ve devşirmecilik geçerlidir. Ayrıca, sadece hayvanlar değil, bir taş parçası, yağmur suyu, ağaç gibi varlıklar da totem olabilmektedir.
Türklerdeki yaşayışın sosyal, hukukî ve ekonomik yönleri ile totemcilik arasındaki farklar ise şöyle belirtilebilir:
Türkler, klanlarının adları ile anılmazlar; her ailenin ve her ferdin kendine özgü ayrı adı vardır. Totem, klanlar arasında ayırıcı bir rol oynarken, meselâ kurt efsanesi Türkler arasında birleştirici, toplayıcı niteliktedir. Türkler, ruhun ölmezliğine yani ebedî olduğuna inanırlar(8) ve “mana” telâkkisine de sahip değillerdir. Hukukî açıdan: Türk ailesinde baba hukuku ağırlık taşımaktadır(9), ortak mülkiyet yerine özel mülkiyete önem verilmektedir. Totemcilikteki totemden gelen akrabalık yerine kan akrabalığı câridir. Ekonomik bakımdan: Avcılıktan çok hayvancılık ve tarım çevresinde gelişen bir ekonomik hayat söz konusudur.(10) Türkler, yerlerin ve göklerin sahibi tek Tanrı’ya inanırlar.(11)
Bütün bunların gösterdiği gibi, Türklerin dinî inancı totemcilik esasına göre gelişmemiştir. Totemciliğin bulunmadığı bir toplumda totemin de bulunmayacağı açıktır. Totemcilik başlı başına bir sistemdir ve totem de ancak bunun bir parçasıdır. Bu bakımdan, kurt’un totem olarak tanınması Türk toplumu için imkân dahilinde değildir. Esasen, totemcilik ilkel toplumlara özgü bir inanç sistemidir. Türkler ise, ilkel bir toplum olma vasfını tarihin karanlık dönemlerinde aşmışlar, Hun ve Göktürk dönemlerinde ileri bir toplum seviyesine yükselmişlerdir.
Bu sebeple, Bozkurt’a gösterilen saygının totemcilikle, Bozkurt’un da totemle bir ilgisi bul unmamaktadır.
Câmiü’t-tevârih (tarihlerin toplamı) adlı eserde, Oğuzların 24 boyunu temsil eden ongun kuşlarına işaret edilmesi, Türklerde ongun yani totem bulunduğuna delil sayılmıştır.
Câmiü’t-tevârih, İlhanlı veziri Reşidüddin’in başkanlığında telif olunmuş bir dünya tarihidir. Bu eserde Türklerin ve Moğolların tarihi, Reşidüddin tarafından kaleme alınmıştır. 14. yüzyıl başında yazılmış olan Câmiü’t-tevârih, Moğol kültür çevresinin izlerini taşımaktadır. Ayrıca, İlhanlıların henüz girdikleri İslâmiyetin etkileri de eserde hissedilmektedir. Meselâ, daha önceki yüzyıllarda Uygur alfabesiyle yazıya geçirilmiş olan Oğuz Destanı(12), Câmiü’t-tevârih’te Bozkurt motifinden arındırılarak, yani bir bakıma tahrif edilerek yer almaktadır.(13) Bu bakımdan, Reşidüddin’in Oğuz Türklerine ongunlar (totemler) atfetmesini ihtiyatla karşılamak lâzımdır.
Türk kültür tarihinin en önemli eserlerinden biri olan Divânü Lûgati’t-Türk’te (11. yüzyıl), Oğuz boylarını temsil eden kuşların (damgalar aynen bulunduğu hâlde) ongun olarak yer almaması dikkat çekicidir.(14) Bu durum, Oğuz boylarına ongunlar atfedilmesinin daha sonraki dönemin eseri olduğunu göstermektedir. “Ongon” deyimi de Moğol kültür etkisine bir başka işarettir.(15) Kelimenin kökü olan “ong” Türkçede uğur, doğru, sağ taraf anlamlarına gelmektedir.(16) Ancak, bu kökten türetildiği anlaşılan “ongon” deyimine ise Moğol döneminden önceki Türk kültür eserlerinde rastlanmamaktadır.(17) Şu hâlde, Türklerin ongun (totem) kavramına yabancı olduklarını, bu deyimin geç dönemdeki Moğol etkisiyle Oğuz (Türk) boylarına izafe edilmiş olduğunu söyleyebiliriz.
Türklerin aksine Moğollar, bir orman kavmi olarak asalak ekonomiye, sahip, ana hukukunun(18) ve totem anlayışının geçerli olduğu yani totemizmin bütün unsurlarının bulunduğu bir topluluktur. İlhanlı Devleti, ana merkezden uzakta kurulmuş olmasına rağmen, Moğol kültür unsurlarını büyük ölçüde muhafaza etmekteydi. Ayrıca, Türk ve İslâm kültür çevrelerinin etkisine gittikçe daha büyük ölçüde girmekteydi. Bu üç kültürün birbirleriyle karıştığı bir dönemde Moğol totem telâkkisinin Türklere de yakıştırılmış olmasında yadırganacak bir taraf yoktur.
Ongun kuşlarının Tarih-i Âl-i Selçuk (15. yüzyıl, Yazıcıoğlu) ve Şecere-i Terâkime (17. yüzyıl, Ebû’l-Gâzi Bahâdır Han)(19) adlı eserlerde de yer alması fazla bir şey ifade etmemektedir. Çünkü her iki eser de Câmiü’t-tevârih’ten yararlanılarak kaleme alınmıştır.
Nihayet, Türklerin Asya Hun Devleti döneminden itibaren kayıtlara geçirildiği şekilde Gök Tanrı dinine mensup oldukları bilinmektedir.(20) Daha eski dönemlerle ilgili olarak bir tez ileri sürebilmek için yeterli bilgiye sahip değiliz. Ancak -fazla ilmî değeri olmayan- bazı varsayımlarda bulunmak kabildir. Totemizm anlayışının, oldukça erken dönemde Türker arasında yaygın olduğu faraziyesi bunlardan biridir. Bu anlamda, totemcilikten kalma bazı izlerin sonraki dönemlere intikal etmiş olabileceği ileri sürülmüştür.(21) Bozkurt’un da başlangıçta totem olabileceği, ancak zamanla bu vasfını kaybederek yeni bir kimliğe büründüğü düşünülmüştür. En azından, Hunlar ve hele Göktürkler dönemlerine gelindiğinde Bozkurt’taki totem niteliğinin tamamen kaybolduğu belirtilmiştir.
•••
Orta Asya’da yaşayan bazı Türk boyları arasında 19. yüzyılda yapılan araştırmalarda keçeden ve hayvan postundan yapılmış bazı eşyalara rastlanmıştır. Bu eşyalara dinî bir anlam atfedilerek put-fetiş şeklinde niteleme yapılmıştır. Ayrıca, totemcilikteki şuringa ile benzerlik kurularak Türklerde totemciliğin izleri aranmıştır.
Öncelikle, belirli ve dar bir çevredeki buluntuların, bütün bir millete ve onun uzun geçmişine mal edilmesi, eski kültürüne bu yönde anlamlar yüklenmesi yanlış bir metoddur. Bu bakımdan, üzerinde ciddiyetle durulmasını gerektirmeyebilir. Ancak, bu vesile ile Türklerde töz (tös) anlayışına ve atalar kültü meselesine temas edilmesi ve konunun bir de bu açıdan aydınlatılması yararlı olacaktır.
Fetiş, sahibine uğur getirdiğine ve tabiat üstü özelikler taşıdığına inanılan nesneye veya hayvana verilen addır. Bu kelimeden türetilen fetişizm ise, ilk olarak Batı Afrika halklarının dinini ifade etmek için kullanılmıştır ve animizm ile bağlantısı vardır. Esas itibariyle, dinî bir dünya görüşüne, yani dünyanın büyü açısından ele alınışına bağlıdır. Ancak, fetişizmin Orta Asya toplulukları arasında geçerli olduğuna dair deliller bulunmamaktadır. Buna karşılık, Türklerde töz kavramı gelişmiştir. Töz, felsefede “değişen nesnelerin hiçbir değişikliğe uğramayan kısmı” olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde halk arasında temel, esas anlamlarında kullanılmaktadır. “Aynı cinsin fertlerinin gerçek bir varlık gibi düşünülen ortak mahiyeti” olarak da tarif edilebilir. Töz kelimesi, anlam bakımından asıl, kök, menşe demektir. Uygur ve Çağatay lehçelerinde de bu anlamını korumuştur. Yakutlarda ise töz’e tangara denilmekteydi. Altaylılar ise koruyucu ruhlara tös derlerdi.(22) Türkler, atalarının tasvirlerini yapıp saklarlardı. Böylece ataların ruhları somut bir hâtıra hâline getirilirdi.
Türklerdeki atalar kültü gereği gibi tanınmadığı için tözler “Çin kaynaklarında “tanrıların tasvirleri” olarak bildirilmektedir. Bir kısım araştırmacılar da bu kayıtlara dayanarak, tözlerin fetiş olduğu sonucuna varmışlardır. Halbuki Türklerin puta taptıklarına dair hiçbir belgeye rastlanmamıştır.(23)
Türklerde baba hukukunun geçerli olduğunu belirtmiştik. Bunun din alanındaki belirtisi ise ölmüş büyüklere ve atalara saygı gösterilmesidir. Ata ruhlarına kurban kesilmesi, atalarla ilgili hâtıralar taşıyan kutsal mağaralarda törenler tertiplenmesi atalar kültünün tezahürleridir. Ancak, başka kavimlerde de görülen atalar kültünde ölmüş büyüklerin zamanla yarı ilâh sayılmaları gibi aşırılıklar Türklerde görülmemiştir. Türkler töz’e ilâhî bir mânâ yüklememişler, buna karşılık onu ölmüş büyüklerinin (erkek veya kadın) hâtıralarını canlı tutacak bir sembol olarak görmüşlerdir.(24) Bu bakımdan Moğollardaki ongon deyimi ile Türklerdeki töz deyimi arasında da farklılıklar bulunmaktadır. Her iki deyim tam olarak örtüşmemektedir.
13. yüzyılda Budist uygurların tapınaklarında bu tözlerden bulunuyordu. Halbuki Uygurların totemcilikle hiçbir ilgileri yoktu. Uygurlar, tözleri hiç şüphesiz Tanrı tasviri olarak değil, ölen yakınlarının sembolü olarak yapıp tapınaklarında saklıyorlardı.
Ebû’l-Gâzi Bahâdır Han da, eserinde, tözlerle ilgili olarak “bir kimsenin yakını öldüğünde onun suretini yapar ve evinde saklardı” şeklinde bir ifade kullanmaktadır.
Fetiş olduğu ileri sürülen tözlerin aslında ataların tasvirinden ibaret ve atalar kültünün bir parçası olduğu anlaşılmaktadır. Yani töz’lerin fetişle, totemle, ongunla ayniyeti bulunmamaktadır. Tözler arasında görülen Bozkurt tasvirleri de bu bakımdan totem olarak nitelendirilemez. Bu tasvirler, ata olarak kurt’a duyulan saygının sembolleştirilmesidir.
Totem konusunda son olarak şunu da belirtmeliyiz: Oğuz Kağan Destanı’nda Bozkurt, Oğuz’u sefere teşvik etmekte, sefere çıkınca da ona ve ordusuna yol göstermekte, yani rehberlik yapmaktadır. Bu rehberlik işlevi, Oğuz’un cihan devletini kurmasıyla sona ermekte ve bir daha Bozkurt’tan bahsedilmemektedir.(25) Bozkurt totem olsaydı bir görevi yerine getirdikten sonra kaybolmaz, süreklilik gösterirdi.
•••
Şimdi şu soruyla karşılaşıyoruz: Bozkurt (veya kurt) totem olmadığına göre Türklerde neyi ifade etmektedir?
Türk destanlarındaki Bozkurt motiflerinin incelenmesinden çıkan sonuç şudur: Bozkurt, Türkler tarafından kurtarıcı, neslin devamını sağlayıcı (ilk ecdat) ve yol gösterici (rehber) olarak kabul edilmekte ve bu sebeplerle büyük saygı görmekteydi. Bu saygı, çeşitli sembollerle ifade edilmekteydi: Bazen bir töz olarak, bazen Oğun Kağanın buyurduğu gibi (Kök Böri bolsungıl uran=Bozkurt savaş nâramız olsun) savaş haykırışı, bazen gönderin tepesine konulan altın kurt başı heykelciği ile.
Özellikle gönderinde kurt başı bulunan bayraklar, tuğlar dikkat çekicidir. Kurt başı, hâkimiyet ve bağımsızlık sembolünün bir parçası hâline gelmiş görünmektedir. Batı Göktürkleri, bayrak gönderinin ucuna bir dişi kurt başı takarlardı. “Çin İmparatoru, elçisini Tardu Kağana (İstemi Yabgu’nun oğlu ve Batı Göktürklerinin kağanı. A.D.) yollayarak ona kurt başlı bir gönder armağan etti. Böylece kendisine (Doğu Göktürklerinin hükümdarı Işbara Kağandan A.D.) daha fazla saygı duyulmasına ve daha fazla pâye verilmesine gerek olduğu anlatılmak istendi”.(26)
Kurt başlı gönderlerin Göktürklerden sonra da önem taşıdığı anlaşılıyor. Çin İmparatoru, ucunda kurt başlı olan dört bayrağı 638’de Tarduşlara göndermişti. Uygur kağanının da Çin askerî valisi Tzu-i’ye kurt sancağı önünde baş eğdirdiği kaynaklarda belirtiliyor.(27)
Manihaist Kuça Uygurlarının tapınaklarındaki duvar resimlerinde kurt başlı kargı ve bayraklar görülmektedir.(28) Yine eski duvar resimlerinde, elinde kurt başlı bayrak bulunan Türk hükümdarı ve kurt başlı bayrak taşıyan asker resimleri bulunmaktadır.
Bütün bunlar, Bozkurt’un -hukukî nitelik de taşıyan- semboller olduğunu açıkça ifade etmektedir. Esasen, tarihî kayıtların başından, yani Hun çağından itibaren Bozkurt’un dinî nitelik taşımadığı, dinî bir sembol (totem veya ongun) olmadığı bellidir. Bu sayededir ki, Türklerin girdiği çeşitli dinlerle bir tezat teşkil etmemiştir. Çünkü, millî bir sembol olarak Bozkurt, dinlerle aynı kategoride yer almamaktadır. Onun için, dinî inanışla Bozkurt arasında bir karşıtlık bulunması söz konusu olmamıştır. Bunun dışındaki iddialar ilmî bir değer taşımamaktadır.

KAYNAK: Altan DELİORMAN

DİPNOTLARI
(1) a) Togan, A.Z.V., Bozkurt Efsanesi, Bozkurt dergisi, (Mart özel sayısı) İstanbul 1969.
b) Gökalp, Z., Türk Medeniyeti Tarihi, İstanbul 1976, s.40.
c) Banarlı, N.S., Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, C.I, İstanbul 1971, s. 32.
(2) Togan, Z.V., Oğuz Kağan Destanı, İstanbul 1972.
(3) İnan, A., Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara 1986.
(4) Yıldırım. D., Ergenekon Destanı, Türkler, c.3, s. 538.
(Chou Shu 50 Pekin; Chung-hua shu-chü yayını, 1995 (6. baskı) c.3, s.907’den İsenbike Togan tarafından Türkçeye çevrilen metin).
(5) Lacoste, C., Totemcilik, Meydan Larousse, c.12, s. 238.
(6) Levi-Strauss, c.l., Totemism, Penguin Books, 1973.
(7) Taplamacıoğlu, M., Dini Sosyolojisi, Ankara 1961.
(8) Fındıkoğlu, Z.F., Türk Aile Sosyolojisi, Hukuk Fakültesi Dergisi, 1946, s. 254.
(9) Eberhard, W., Çin’in Şimal Komşuları, Ankara 1942.
(10) Kafesoğlu, İ., Eski Türk Dini, Ankara 1980.
(11) Ergin, M. (nşr), Orhun Abideleri, İstanbul, 1970 KT G1.
(12) Ergin, M., Oğuz Kağan Destanı, İstanbul 1970.
(13) Bang, W.-R. Rahmeti (nşr), Oğuz Kağan Destanı, İstanbul 1936.
(14) Kâşgarlı Mahmud, Divan-u Lugat-it-Türk (nşr ve türk. trc. Besim Atalay), I-IV, Ankara 1939-1944. [DLT] s. 55-56.
(15) Kafesoğlu, İ., Türk Millî Kültürü, İstanbul 1983, s. 286.
(16) Caferoğlu, A., Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, İstanbul 1968, s. 250.
(17) a) DLT, I. s. 55-58; Kutadgu Bilig III., İstanbul 1979, s. 344.
b) Ergin, M. (nşr), Orhun Abideleri, İstanbul 1970, Uygurca metinler; DLT.
(18) Eberhard, W., Çinin Şimal Komşuları, Ankara 1942, s. 45.
(19) Ebulgazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime (Hz. Z.K. Ölmez), Ankara 1996.
(20) a) Schmidt, W., Eski Türklerin Dini, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, XIII-XIV, 1965-1966, s. 81 vd.
b) Ögel, B., Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Ankara 1979, s. 311.
(21) a) Ögel, B., Türk Mitolojisi, c.I, Ankara 1971, s. 40. (B.Ögel de bu ihtimali “belki” kelimesiyle belirtmektedir).
b) Divitçioğlu, S., Kök Türkler, İstanbul 2000, s. 65. (Divitçioğlu da Ögel’in varsayımına katılmaktadır).
(22) Ögel, B., Türk Mitolojisi, c.I, Ankara 1971, s. 441.
(23) Doğan, A., İslâmiyetten Önceki Türk İnancına Dair, Türkler, c.3, s. 305.
(24) İnan, A., Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara 1986, s. 43.
(25) Ögel, B., Türk Mitolojisi, c.I, Ankara 1971, s. 125.
(26) Chavannes, Ed., Documents sur les Tou-kiue (Turcs) occidentanux, Petersburg 1903 (Kafesoğlu, İ, Türk Millî Kültürü’nden naklen).
(27) Divitçioğlu. S., Kök Türkler, İstanbul 2000, s. 64.
(28) Esin, E., “Alp Şahsiyetinin Türk Sanatında Görünüşü” Türk Kültürü, 70, 82, Ankara 1968, 1969, s. 785-786.

Reklamlar

About this entry