Türkler ve Sonsuz Feza

“Yeşil Gök yarattı,

“Üstüne de yıldızı!…”

Kutadgu Bilig

Tanrı, Uzayın sonsuzluğunda otururdu:

Burada “Uzay” deyimi ile, göğün mavilikleri içinde kaybolmuş, sonsuz bölgelerini anlatmak istiyoruz. Dünya, bir “Gök kubbesi” ile, sonsuz uzaydan ayrılmıştı. Türkler, Gök Kubbesi ile ayrılmış olan bu göğü, Uzaydan ayrı bir varlık olarak görüyorlardı. Onlara göre gök kubbesi, daha çok Dünya ve yer ile ilgili idi. Mitoloji bilimlerinde, “Uzay ile Dünyanın tümüne Cosmos adı verilir”. Bilim adamlarına göre, “Dünya, Micro – Cosmos”, yani “Küçük Âlem” dir. Yıldızların dolaştıkları gökler ile sonsuz Uzay ise, “Macro-Cosmos”, yani “Büyük Âlem” dir. Türkler, genel olarak Gök Kubbesini, Dünya, yani Micro-Cosmos’la ilgili tutmuşlardı.

Türklerin, canlıların kaynaştığı ve kuşların uçuştuğu havayı, bu sonsuz kutsal mavilikle karıştırmağa gönülleri ve akılları el vermemişti. Bunun için de “Kalık” eski türkçede hemen üsütümüzdeki hava, yani Micro-Csmos idi. “Kök Kalık” ise göğün sonsuzluğunu, Macro-Cosmos’u ifade ede gelmişti. Yıldızlar âlemi de, bu göğün içinde idi.

Eski Türklerin “Üze-Kök Tengri” deyimi, Çinlilerin Şang-T’ien, yani “Yüksek, kutsal gök” deyimlerinin karşılığı idi. Cengiz Han’ın ataları olan Bozkurt ile güzel geyik de, bu yüksek ve kutsal gök’ten, (Yani moğolca De’ere Tenggeri’den) yere inmişlerdi. Bu yüksek gök, ay ile güneşin, yıldızların ve nihayet en üstünde de, Büyük Tanrı’nın oturduğu bir bölge idi.

Türklüğün eski ve büyük kültür hazinesi Kutadgu-Bilig, gökle, büyük ve kutsal göğü birbirinden şöyle ayırıyordu:

“Yaşıl Kök yarattı, öze yulduzı”. Yani Tanrı, “Yeşil bir gök yarattı, üstüne de yıldızı!”

Eski Türk düşüncesine göre Tanrının bulunduğu yer, yıldızların, ayın ve hatta güneşin de üstünde idi. Tanrının yeri ise, yükseklerin yükseği ve daha yükseği olmayan sonsuzlukta idi. Bu sebeple eski Türkler bu sonsuz yüksekliği “Üzeliksiz”, yani “Daha yükseği bulunmayan ebedî sonsuzluk” adını verirlerdi. Kutsal kitaplarda bu yere, yine türkçe “Üstünki”, yani “En üstün olanı” adı da verilmişti. Tabiî olarak göğün bu yüksekliği yanında, yerin ve kâinatın da sonsuz bir derinliği vardı. Türkler, bu sonsuz derinlik için de “Tüpsiz tering”, yani “Dipsizcesine derin”, deyimini kullanıyorlardı.

Tanrıların oturduğu göğün en yüksek katı ve sonsuzluğu için söylenmiş eski türkçe başka bir deyimde de vardır. Eski Türkler bu kutsal yerleri “Tengri yerleri”, yani “Tanrının oturduğu yerler” diye adlandırırlardı. Bu konuya, Gök katları ile ilgili bölümümüzde yeniden döneceğiz.

KAYNAK: Bahaeddin ÖGEL

Reklamlar

About this entry