Göğün Katları

Göğün Yedi Katı

Batı Türklerine göre gök, “Yedi kat” idi:

Göğün katlarının sayısı, Batı Türklerine göre “Yedi” ve Doğu Türklerine göre ise, “Dokuz” idi. Elbette ki bunun orijinal olanı dokuz rakamıydı. Başlangıçta bütün Türkler, herhalde göğün dokuz kat olduğuna inanıyorlardı. Fakat zamanla batının tesiri altında olarak, Batıdaki Türkler, yedi rakamına doğru kaymışlardı. Bu tesir herhalde çok erken çağlardan itibaren başlamıştı. Çünkü Batı Göktürk-Kağan “İstemi-Kağan”, Bizans İmparatoruna yazdığı mektupta kendisinin “Yedi iklim hükümdarı” olduğunu söylüyordu.

Dünyanın yedi bölümü ayrılmış olması, bilhassa İran mitolojisinin özelliklerindendir. Çin’de ise dünya 12 bölüme bölünmüştü. Altay Türklerinin türlü efsanelerinde 12,16 ve 17 katlı göklere rastlamak mümkündür. 12 ve 16 sayıları da, birer takvim rakamları idiler. Fakat 17 sayısı üzerinde biraz daha uzun durmamız gerekmektedir.

“Göktürk Yazıtları”, İkinci Göktürk devletinin kurucusu İlteriş-Kağan’dan ve onun devleti kuruşundan söz açarlar iken, önce “O’nun etrafına 17 kişinin toplandığından” bahsederler. Sonradan bu “On yedi kişi 70 oluyor ve yetmiş kişi de 700 olarak devleti kuruyorlar”. Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, Göktürk yazıtları bu bölümde, bir nevi mitoloji halini almış ve olaylar mitolojik rakamlarla ifade edilmeğe başlanmıştı.

Öyle anlaşılıyor ki Türkler, önce yediye bir on ilâve etmek ve sonra da yediyi onla çarpmak yolu ile, yeni mitolojik katlar elde ediyorlardı. Bütün bu sayıların kökü de yedi rakamından geliyordu. Yukarıda söylediğimiz gibi Doğu Türklerine göre gök “dokuz” kat; Batı Türklerine göre ise; “yedi” kat idi. Bunun sebebi, biraz da Batı Türklerinin İran’a yakın olmaları ve güneyden tesir almış olmalarından ileri geliyordu. Said Emre de Yedi kat göğü bir adımda alıyordu:

“Derviş bir adamı atmış,

“Yedi sekiden değil,

“Yedi kat göğe yetmiş!

“İşbu söz işareti!”

Gök gibi yerde yedi kattır. Hepsi 14 kat ediyordu. Bu da İran mitolojisinin bir özelliğidir. Biraz geç zamanlara ait olmasına rağmen, aşağıdaki Bosnavî‘nin şiiri, bu inanışı güzel anlatıyordu:

“Yedi yer, yedi gök bünyâd olmadan,

“Ay ile gün, yıldız icâd olmadan,

“Dünya dedikleri abâd olmadan,

“Kıbledir Muhammed, secdemdir Ali!”

Türk edebiyatı ile Türk atasözlerinde bunların örnekleri sayısızdır.

Doğru Türklerine ve eski Türklere göre “Dokuz kat” gök vardı:

Göğün dokuz kata olması ise, daha akla yakın ve astronomik bir düzene bağlı idi. Esasen 9 rakamı, Ortaasyalıların her türlü kutsal şeylerinde görülen önemli bir sayı idi. Fakat ortaçağdan itibaren Avrupa’da da, “9 planetenkreis”, yani “9 gezegen çevresi” an’anesi çok yayıla gelmişti. Buna rağmen Batı Türklerine ve hatta Osmanlılara, bu dokuz an’anenin tesir etmemiş olması, üzerinde durulacak bir noktadır. Kaşgarlı Mahmud bile, “Yetti kat kök”, yani “Yedi kat gök”ten söz açıyordu. Anadolu’da da, “Yedi kat gök” inanışı yaygındır.

Gök katlarının durumunu anlama bakımından, Şamanların “Göğe çıkma törenleri” hakkında verilen bilgiler çok önemlidir. Bu törenler hakkında verilen bilgiler arasında, Türk kültürü ile ilgili önemli haberlere rastlamak da mümkündür. Ancak bu bilgilerin çoğu geçen asra, yani oldukça geç çağlara aittir.

Bu raporlar arasında en eskisi, bir Altaylı Şamanının göğe çıkış merasimi ile ilgilidir. İsmi bilinmeyen eski bir seyyah, bu törenleri el yazısı ile tespit etmiş ve bu rapor da 1840 da, bu bölgeye gelen Rus misyonerleri tarafından ele geçirilmişti. Bu çok önemli raporun içindekileri özet olarak aşağıya vermeyi faydalı buluyoruz. Bu törenin oldukça eski olmasına rağmen, Şaman’ın 9. kata, Tanrının yanına kadar çıktığını görüyoruz.

Halbuki Şamanizmin esas prensiplerine göre, “Şaman’ın 5. kattan yukarısına gitmemesi” gerekiyordu. “Kutup Yıldızı” ile ilgili bölümümüzde de göstereceğimiz gibi, “5. katta kutup yıldızı ve ğöğün kapısı” bulunuyordu.

Bundan sonrada ruhlar ve tanrılar âlemi başlıyordu. Bu âlemde insanların yeri yoktu. “Şamanlar, bu kapıda ancak Tanrı’nın gönderdiği elçilerle konuşabilirlerdi”.

Şaman’ın binerek göğe çıktığı atın ruhu “Pura”, Hazreti Muhammed’in mirâçta bindiği “Burak”a benzemektedir. Bu törende, “Şaman’ın kutsal silahının yay ve ok olması” da, ayrıca önemli bir haberdir. Evi bekleyen ve içeriye kötü ruhları sokmayan “Eşik ruhu” Anadolu’da da vardır. Büyülerin de eşiğe yapılmasının bir sebebi olmalı idi. Bu ruhun silâhının “Bakırdan bir kılıç” olması da önemlidir. Eski Türkler gibi onlar da “Çadırın kapısını doğuya açıyorlardı…”

Göğün “Kapı bekçileri” olan “Çift başlı kartal”lar:

Yakut Türklerinin, göğün üst katında, efsanevî Çift başlı bir kartal bulunduğuna inandıklarını söylemiştik. Yakut Şamanları, “Göğe çıkma törenlerinde”, böyle çift başlı bir kuş heykelini bir sırık üzerine koyuyor ve bundan sonra da törenlerine başlıyorlardı. Böyle bir töreni, başka bölgelerin hiç birinde göremiyoruz. Törenlerde bir sırık üzerinde dikilen üç kuştan “Batıda” bulunan, çift başlı ve efsanevî “Öksökö-Kıl” adlı kuştu. Doğuya dikilen direğin üstünde de “Sour” adlı bir karga heykeli bulunuyordu. Ortadaki direkte ise, yine efsanevî “Kei-kıl” adlı bir kuşun heykeli duruyordu. Bundan sonra da göğün 9 katını temsil eden ağaçlar geliyorlardı.

KAYNAK: Bahaeddin ÖGEL

Reklamlar

About this entry