Hepimiz Troyalıyız

Homeros uzmanlarının araştırmaları ve arkeolojik çalışmaların ışığında İlyada’nın gerçeği yansıttığı savı güçleniyor. Halikarnas Balıkçısı, “Türklerde Etrüsk kanı var” demişti. Ya Troya kanı?

Troyalılar Türk müydü? – 4 / Haluk Şahin yazıyor (Milliyet Gazetesi)

Troya filminde, birçok değişiklikler yapılmış olsa da senaryoya esas alınan İlyada Destanı gerçek olaylara mı dayanıyor, yoksa tamamen hayal gücünün eseri mi? Yüzyıllar boyunca çok araştırılmış bir soru bu. Son yıllarda tarihçilerin, Homeros uzmanlarının ve arkeologların yaptıkları araştırmalarla bu büyük destanın gerçek bir tarihsel fona oturduğu görüşü güçleniyor.
Örneğin, J.V. Luce adlı bir Homeros uzmanı İlyada’da adı geçen yöreleri teker teker dolaştıktan sonra Homeros’un topografyasının doğru olduğunu belirtiyor. İlyada’da adı geçen fiziksel nirengi noktaları da son kazılarla doğrulanıyor. Örneğin, destanda adı geçen mağara-pınar birkaç yıl önce keşfedildi.
Ayrıca, Hitit metinlerinin çözülmesiyle bu sav daha da kuvvetleniyor. Birkaç yıl önce çözülen bir metinde deniz ülkesi Ahhawiya (Akha?) ile Luviler arasında büyük bir savaş yaşandığından söz ediliyor. Öyle anlaşılıyor ki, bu dönemde Troya uzaktaki kavimlerin iştahını kabartacak kadar zengin bir ticaret merkeziymiş. Bu yüzden saldırılara uğramış.
Troya’ya Ege tarafından bakanlar ve onu antik Yunan uygarlığı bağlantısı içinde değerlendirenler, Troyalıların da denizden gelip yerleşmiş Yunan kökenli bir kavim olduğunu öne sürüyorlardı. Bu savın bilimsel olarak savunulabilmesi artık mümkün değil. Troyalılar Anadolulu.
Kaldı ki, Homeros da Troyayı savunanların Yunanlılardan farklı diller konuştuklarını belirtmişti. Yiğit Hektor ve arkadaşları deniz ötesinden talan için gelmiş saldırganlara karşı çarpışan, farklı kavimlerden Anadolu çocuklarıydı. Bu açıdan da Çanakkale Savaşı ile paralellikler kurulabilir.

‘Etrüsk kanı vardır’
Atatürk milliyetçiliği Türk’ün tanımını ırksal olarak değil, yurttaşlıkla, gönüllü bağlılıkla açıklıyor. Anadolu’da yaşayan tüm etnik grupları yurttaşlık düzeyinde Türk sayıyor. Konuyu ille kan bağına indirgemek isteyenlere verilecek en iyi yanıtın Halikarnas Balıkçısı’nın Etrüsklerle ilgili olarak söyledikleri olduğunu düşünüyorum. Güneş-Dil teorisi çerçevesinde Etrüsklerin Türk olup olmadığı da bir zamanlar tartışılmıştı. “Hayır,” demişti Balıkçı, “Etrüskler Türk değildir, ama Anadolu’daki Türklerde Etrüsk kanı vardır.”
Biz de, ırksal anlamda Troyalıların Türk olup olmadıklarını bilmesek de, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: “Günümüz Türklerinde Troya kanı vardır!”
Daha bile kesin olarak söyleyebileceğimiz bir şey var: “Günümüz Türkleri Troyalıdır.”

Troya Savaşı devam ediyor
Troya Savaşı döneminde Troya’nın Doğu ile Batı, Asya ile Avrupa arasındaki geçiş çizgisini temsil ettiğini daha önce belirttik. Eski Yunanlılar kendilerinden farklı diller konuşan halkları “barbar” sayıyorlardı. Troya, uygarlık olarak onlardan üstün olsa bile, bir “barbar” ülkesiydi. Daha ilerideki dönemlerde, Avrupa Hristiyan olduktan sonra da Ege’nin iki yakası arasındaki uygarlık farklılığı devam etti. Batı tarafı Hristiyan, Doğu tarafı ise Müslüman dünyanın bir parçası oldu. Bu nedenle, Troya savaşları bir ganimet savaşı olsalar bile, hep uygarlıklar savaşı olarak algılandı. 1915 Çanakkale Savaşları’nda da şair Mehmet Akif bölgeye yönelik saldırının “medeniyet” denilen bir “canavar” tarafından yapıldığını söylememiş miydi?
Türkiye’nin Avrupalı olup olmadığı tartışmalarının alevlendiği 2004 yılında durumun hâlâ bu şekilde algılandığını görüyoruz. Ege’nin bir tarafında yaşayanları aralarına kabul ederken öne sürülmeyen itirazlar, öte yanında yaşayanlar için ısrarla kullanılıyor. Troya’nın günümüzdeki sahiplerine ilişkin bir “kültür” farkından söz edilmekte. Bu tabii ki, Doğu-Batı, Asya-Avrupa, Müslümanlık-Hristiyanlık farkının adlarından biridir.
Bazılarının kafasında Troya savaşı devam ediyor. Troya onlar için hâlâ o eski Troya’dır. Türkler ise çağdaş Troyalılar!


About this entry