Türk Kültürünün İzinden :Truva Savaşı Ve Etrüskler

Türk kültür ve medeniyetinin izlerini Japonya kıyılarından Viyana varoşlarına, Finlandiya kıyılarına, Güney-Batı Almanya eteklerine, Macaristan-Romanya ovalarına ve İtalya’da Po ovasına, İspanya’da ve Fransa’da Basklar’a , Adriyatik Körfezi’nden, Basra körfezine, Kuzey Afrika kıyılarına kadar geniş bir kıt’alar arası sahada bulmamız mümkün. Ayrıca; Büyük Türkistan’dan, Hindistan’ın kuzeyinden kalkıp, Boering Boğazı yolu ile, Milattan önce ve Milattan sonra çeşitli tarihlerde Kuzey Amerika kıt’asına İndian ad ve kültürüyle asırlar-yıllar süren yolculukla giden Mogollar ve Türkler de bulunmaktadır. Bunun yanı sıra daha sonra Anadolu’dan Amerika’ya göç eden Melucanlar , İsveç’deki yüksek dağlık bölgede yaşayan ve Doğu Karadeniz’deki Lazlarla etnografik benzerlik gösteren yiğit , sert Baragadiler da ayrı bir araştırma konusu olmaktadır.

Mızrak-ok, kılıç-kalkanla yapılan savaşların tamamen ortadan kalktığı dünyamızda, bu asırda ancak elektronik savaşların olabileceği, dahası artık Avrupa Birliği dolayısıyla sınırların Avrupa’da kalktığı, savaşların ekonomi ve kültür ile yapıldığı Milenyumda; dostlarımızdan çok, ülkemizi parçalama amacı güden kavimler-devletler de yok değil…

Çünkü Küçük Asya, yani Anadolu, dünyanın stratejik bir mevkisinde olup, dört mevsimi bir arada yaşayabilen, maden ve bitki örtüsü, insan mozaiği zengin, iki kıt’ayı birbirine bağlayan köprü niteliğinde; göç yolları, ipek yolu, Kafkas yolu, enerji ve uyuşturucu yollarının, Orta-Doğu, Asya-Afrika geçit yollarının, deprem kuşaklarının kesiştiği bir ülkedir.

Bunların yanında, ilk çağ medeniyetinin önemli insanları Anadolu’da yetişmiş, bazıları da Anadolu’dan diğer ülkelere giderek şöhret bulmuştur. Misal olarak meşhur coğrafyacı Amasyalı Strabon, Sinoplu Diyojen, ünlü şair Homer, ünlü tarihçi Bodrumlu Herodotos, dünyanın 7 harikasından biri olan ve M.Ö. 356 ‘da Heroostratus tarafından yakılan Efes Arthemis Mabedi mimarı Theodorus, yine dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen Halikarnasos anıtı, Tıbbın temelini atan İstanköylü Hipokrat, Pisagor, Mısırlılar’ı dize getiren Hititler’in atası Hattiler diye bu listeyi uzatmak mümkün.. Mezopotamya’dan sonra su bendi ve kanalazizasyon ve çevre kültürü de yine Anadolu’da gelişmiştir.

Türk milleti, tarihte bugüne kadar 16 devlet kurmuş, tarihteki üç büyük imparatorluktan birini de yine Türkler, yani Osmanlılar kurmuşlardır. Anadolu Selçuklu döneminde , Bizans’dan sonra Anadolu kısa sürede imâr edilmiş, cami , külliye, han, hamam , kervansaray , dar’ül-kurra, dar’ül-hadis, dar’üş-şifa , bimarhane , tâbhane, imârethane , medrese , muvakkithane, kütüphane, bedesten, arasta, çeşme-şadırvan gibi sosyal, kültürel ve ekonomik eserleri bugün bile ayakta olan ve kullanılabilen anıtsal eserleri bize kültürel miras olarak bırakmışlar, 1071’den sonra çok kısa bir sürede Anadolu’daki yer isimleri sür’atle Türkçeleşmiştir .

Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Yüce Atatürk, “…Millî şuûrun ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması i¬çin dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça bütün Türk çocukları kendile¬ri için lâzım gelen hamle kaynağını o tarihte bulabileceklerdir” demektedir. Aziz Atatürk’ün tarih çalışmalarında hedef olarak aldığı “Biz daima haki¬kati arayan ve onu buldukça ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cür’et gös¬teren adamlar olmalıyız” vecizesini bir kere daha hatırlarken, yine o büyük kurtarıcının “Ne Mutlu Türk’üm diyene ! ” vecizesini de anmadan edemiyoruz.

Büyük önder, yüce Atatürk; ‘’ Türkler’in cihan tarihinde en eski çağlardan beri hakiki yeri nedir ve medeniyette hizmetleri neler olmuştur ? ‘’ sorusu, bendenizin de mezun olduğu ve 14.06.1935’de kurulup bugünkü Küçük Tiyatro’nun bulunduğu II.Vakıf Han’da 09.06.1936 tarihinde ilk defa eğitime başlayan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin de amacı bu sorulara cevap aramak değil miydi?

Biz bu yazımızda, 1984’de söylediğimiz ve bu günlerde diğer ilim adamlarının da yavaş yavaş kabul ettikleri, İtalya’yı İtalya yapan Etrüskler’in Türklerle akraba veya Türk kavmi olduğu, bugün, yani günümüzde de de Turano isminin, Etrüsk geleneklerinin üç eyalette üç bin yıl yaşadığı gün yüzüne çıkmış bulunmaktadır.

Hun Türkleri’nin ve Etrüskler’in İtalya’ya katkıları elbette vardır.Ancak çoğu Avrupalı bu konunun üzerine gitmez. Gitmek istemez. Biz ise her şey batıdan aldığımızı iftiharla söyler dururuz… Türk, Türk ırkı kelimesiyle de biyolojik anlamı dile getirmeyip, kastedilen ulus ve millet kavramları olduğu, kavimler göçü sırasında Anadolu’nun bir kavşak noktasında olması, Kuzeyden İskit-Sakalar Kimmerler ve Hiksoslar’ın Kafkas yolu ile Anadolu’ya inerek Mısır’a kadar uzanmaları, Ulu Türkistan’dan büyük kuraklık esnasında batıya Hazer Denizi güneyinden ve kuzeyinden yapılan çeşitli göçler, atlı kültür medeniyetinin getirdiği avantaj ve dezavantajlar, yerleşik düzenden çok, halkın hayvancılığa bağlı oldukları için genelde yazın yaylalar, kışın ovalara inmesi, harpler ve depremler, salgın hastalıklar medeniyetleri etkilemiş, kültür alış-verişi olmuştur.

Bilindiği gibi M.Ö. 743’de Roma’nın kurucuları kabul edilen Romlus ve Romulus kardeşler olup, efsaneye göre bir kurt tarafından emzirilmiştir. Türkler’in de Ergenekon destanında kurt yol göstermez mi? Aslında ikisi de aynı efsane değil mi? Roma’yı da Etrüskler kurmamış mı? Çizgi filmlerde seyrettiğimiz Himen’n kılıcı Türkistan’a ait bir Türk efsanesi değil mi? Yine çizgi filmlerde zevkle izlenen Galyalı , Obeliks, Asteriks aslında Hun Türk’ü Atilla’nın torunları ve ihtiyar dede rolündeki Büyüfiks ( Magigenix) ise şaman’ı simgelemiyor mu?

Öncelikle kendi kültürümüzü tam anlamıyla öğrenmeliyiz, ondan sonrada diğer kültürleri elbette öğreneceğiz. Bizim ilköğretim 5. sınıftan 7-8 sınıf talebesine kadar bütün öğrenciler; Amerika kıt’asının en uzun nehri, madenleri, Avrupa Tarihine kadar çeşitli konuları o yaşta öğretiriz. Halbuki Avrupalı, Amerikalı, Kanadalı aynı yaştaki öğrenciye sorarsan Ankara’nın ne olduğunu değil de Türkiye’nin dünyada neresi olduğunu bilmez… Çünkü öğretmezler. Belli yaşlara gelince Batı kültüründe ihtisaslaşma başlar, Latince kökenli olduğu için de İtalyanca, Fransızca, almanca İngilizce gibi diller birbirine çok benzediği ve kökenleri aynı olduğu için, birkaç dili birden bilirler.. Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder, ileri görüşlü aziz Atatürk ne demişti, ‘’ Dünyada en hakiki mürşit ilimdir, fendir ‘’ Bunu da kurmuş olduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi alnına kazıtmıştır. Ancak Dil ve Tarih-Coğrafya bir Edebiyat Fakültesi olduğundan, vecizesinin fen kısmını yazdırmamıştır. Ancak şimdiki genç nesil, Batı kültürünün her şeyini bilmekte, kendi kültürünü de garip bırakmaktadır. Unutulmamalı ki dilini ve kültürünü kaybeden milletler, başka milletlerin boyunduruğuna girerler… Onun için de tarih şuûru önemlidir…

Cumhuriyetmizin kurucusu, büyük önder, Cumhurbaşkanı Atatürk’ün yüksek himayelerinde 2 Temmuz 1932 yılında ilk defa tertiplenen ve artık günümüzde dört yılda bir gelenek haline gelen Birinci Türk Tarih Kongresinde Türk Tarihini Tedkik Cemiyeti Genel Sekreteri Dr Reşit Galip bildirisinde ; ‘’ Kadim İtalyan tarihi umumi Avrupa tarihinden:a. Etrüskleri’in gelişi,b. Roma Medeniyetini kuruluşu gibi iki mühim hususiyete ayrılır.iki kısma ayrılır, Etrüskler’in İtalya’ya garbî Anadolu’dan gitmiş oldukları bugün umumi kanaatler Arassına girmiş sayılır. Etrüsk ve sanat medeniyetinin Anadolu sanat ve medeniyeti ile en yakın akrabalığı kat’i denecek suretle tesbit edilmiştir. Baron Carra de Veaux, Sami ve Hind-Avrupa dillerinden olmadığı öteden beri sabit bulunan Etrüsk dili ile Türk dili arasındaki münasebete dair zengin materyalli bir kitap yazmış, Etrüsk dilinde pek çok Türkçe kelime bulmuştur . Baron Carra de Veaux’un bu tedkikatı Avrupa ilim âleminde, izahı bizce müşkül olmayan bir sûkut ile geçiştirilmiştir ‘’, demektedir.

Çinliler’in Türkler’e Yu-eçi, dedikleri bilinmektedir. İnsanlığın ikinci atası kabul edilen Hz. Nuh’un büyük oğlu Yafes’in Türk adında bir oğlu olduğu da kabul ediliyor. Tu-kue-Turukku Türk-Törük-Türük-Etrüsk-Etrusci-Tursci-Tursaka size neyi anımsatıyor. Rahmetli Prof.Sadri Maksudi Arsal’ın kızı Emekli Büyükelçi rahmetli Adile Ayda, İtalya ’da Roma Elçiliğinde Müsteşar bulunduğu sıralarda konu üzerinde araştırma yapmış ve rahmetli Prof. Dr. Ahmet Temir’in kurduğu, Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Şükrü Elçin’in de rahatsızlığına kadar bir müddet Başkanlığını yaptığı Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından 1974 yılında ‘’ Etrüskler Türk Mü İdi ? ‘’ başlığı ile yayımlanmıştı.

1986 yılında yapılan Milletlerarası X.Türk Tarih Kongresi’nde Proto-Türkler konusundaki tebliğimle konuya girdiğim ve daha sonra genişleterek kitap haline getirdiğim Proto-Türkler Kitabı’nda, ‘’ Tıras, Yafes’in diğer bir oğlu olup Etrüskler’in menşeidir . Etrüskler¬’in Türk soyundan geldiklerine ait Sayın Adile Ayda’nın 1974 yılında yayın¬lanan bir eseri bulunmaktadır. Zira tarihte at nallarından, kıvılcımlar çıkaran suvariler, genellikle Türkler’dir . (Bu satırların yazarı olarak ben de aynı görüşü kabul ederek destekliyor ve Anadolu’da bir atlama taşı olarak İzmir’in bir ilçesi olan bugünkü TİRE’de arkeolojik bir kazı yapıldığı takdirde bazı kitabe ve ip uçları bulunabileceğini sırası gelmişken arz etmeyi millî bir görev addediyorum ) ‘’ diye, söylemiştik .

Etrüskler’in menşei hakkında iki görüş olup, ilki nereden geldiği belli olmayan bir kavim, diğeri ve üzerinde durulan ise Türklerle aynı kökten gelmiş olduklarını vurgulayan bilim adamlarıdır . Bazıları Traklar’ın kuzeyden M.Ö. 1200-800 yıllarında gelerek , o sırada İtalya’da Demir Çağı’nı yaşayan halktan üstün oldukları için kısa sürede ülkeye hakim olmuşlardır. Bir ikinci ve daha kuvvetli iddia ise Batı Anadolu’dan deniz yoluyla gelmişlerdir. Alfabelerinin de Latin alfabesi dahil bir çok alfabeye temel oluşturmuşlardır .

Lidyalılar, M.Ö. II. Bin yıllarında Marmara Denizi’nin güneyinde Truva bölgesine yakın bir yerde oturuyorlardı. İklim değişikliği nedeniyle daha güneye bugünkü Salihli yörelerine Truva Savaşlarından sonra inmişlerdir.

Ünlü tarihçi Heredotos, Etrüskler’in Lidya’dan kuraklık sebebiyle korkunç bir açlık nedeni ile Anadolu’dan geldiklerini bahseder ‘’… Manes’in oğlu Atys’in Krallığı zamanında Lydia’da çok korkunç bir açlık hüküm sürmüştü… Kral halkı iki gruba ayırmış ve kura ile bir grubun kalıp, diğer grubun göç etmesini kararlaştırmışlardı. Lydia’da kalanlara kendi, göç edenlere oğlu Tyrrhenos kumanda edecekti. Kura çekildikten sonra bir kısım Lidyalılar İzmir kıyılarına gittiler ve orada gemiler inşa ederek hayatlarını kazanmak için ve yurt bulmak üzere denize açıldılar. Bir çok ülke geçtikten sonra İtalya’nın kuzeyindeki Umbriya bölgesine geldiler ve buraya yerleştiler… ‘’.

Yine Heredot Tarihi’nde Batı Anadolu kıyılarından yani, Phokai bugünkü ( Foça )’dan ant içerek kalkıp uzun Akdeniz yolculuğuna çıkan guruptan bir kısmı sıla özlemi çekmeğe, yurtlarının alışılmış havasını düşünerek yakınmaya başlamış ve dönmüşler, diğer kısmı Kyrnos varmışlar, yerleşmişler, beş sene yerli halk ile birlikte ortak yaşam kurmuşlar, tapınaklar inşa etmişlerdir. Çevrede çapulculuk- yağmacılık yaptıkları için de Etrüskler ve Kartacalılar aralarında anlaşarak bunlara karşı her biri 60 gemi ile sefer açmış, Foçalılar da 60 gemi donatarak Sardunya Denizi’nde çarpışmışlar, Foçalılar’ın gemilerinin 40’ı batmış, kalan 20’sininde mahmuzları kırılmış, ‘’ yeneni mahveden zaferi’’ kazanarak, Alalia’ya dönerek kadınlarını ve eşyalarını alarak Kyrnos’u bırakarak Rhegium’a döndüler . Batan gemilerin tayfaları da Kartaca ve Etrüskler arsından paylaşıldı, Etrüskler arsında bulunan Agylla’lılar, en büyük payı aldılar ve kendi yurtlarına götürdüler, orada taşa tutarak öldürdüler .

Bugünkü İzmir- Seferhisar’da eski adıyla Teos’dan kalkan bir grup da Trakya’ya göç etmiş, Abdera kentine yerleşmişler ve yarı-Tanrı katını tutmuşlardır .

Anadolu’nun Eğe kıyılarında bulunan İonia, birleşik Panion şehirleri şunlardır : Miletos, Myus, Priene, Karia, Lydia, Ephesos, Kolophon, Lebedos, Teos, Klazomenai, Phokaia, Erythrai ana karadadır. Adalarda ise, Samos, Khios bulunur. Ömer Çapar; IX. Türk Tarih Kongresi’nde sunduğu tebliğde Homeros Destanlarında Anadolu kavimleri konusunu sunmuş ve Truva Savaşlarında adı geçen kavimler ile M.Ö. 1244-1200 yılarında hüküm sürmüş olan Hitit Kralı IV. Tuthalia zamanında Aşşuwa Konfederasyonu’nda adı geçen isimler ile karşılaştırma yapmıştır .

Homeros’un İlyada’sında Truva Savaşlarına katılan Anadolu kavimlerini şöyle tasvir eder :

Kentin önünde sarp bir tepe var. 811çıkılır ovanın dört bir yanından tepeye,Batieia adını takmıştır ona halk,Ölümsüzlerse yüksek atlayan Myrrhine’in mezarı derler,Troyalılarla yardımcıları dizilirler orada. 815Troyalılar’a oynak tolgalı büyük Hektor komuta eder.Yanında kalabalık seçkin erler,Kargı atmak için yanıp tutuşurlar.

Dardanieliler’in başında Aineias var, Ankhises’in oğlu,Tanrısal Aphrodite doğurdu onu Ankhises’ten; 820Bakmadı tanrıçalığına, birleşti İda eteklerinde bir ölümlüyle.Arkhelokhos’la Akamas var yanında,Antenor’un her savaşı iyi bilen iki oğlu.

Sonra Zeleia ‘da oturanlar gelir, İda’nın ta dibinde,Aisepos’un kara sularını içen zengin Troyalılar. 825Başlarında Lykaon’un ünlü oğlu Pandaros var.Apollon kendisi vermiştir Pandaros’a yayını.

Adresteia’da, Apaisos ülkesinde oturanlar gelir sonra,Pityeia’da,Tereie’nin sarp eteklerinde oturanlar,Başlarında kendirden zırh giymiş Andrestos’la Amphios var.Perkoteli Mereops’un oğludur ikisi de. 830Mereops bilirdi falcılığı herkesten çok iyi,İstememişti gitmelerini öldürücü savaşa,Ama alıkoyamadı oğullarını bir türlü,Onları kara ölüm tanrıçaları sürüklüyordu.Perkote’de Praktios’da oturanlar gelir sonra, 835Sestoslular, Abydoslular, tanrısal Arisbe’nin yurttaşları,Başlarında Hyrtakes’in oğlu erlerin başbuğu Asios var,Selleis Irmağı kıyılarından, Arisbe’den,Kocaman kızıl atların getirdiği Hyrtakesoğlu Asios

Ünlü kargıcı Pelasg soylarına komuta eder Hippothoos, 840Otururlar toprağı bereketli Larissa’da.Başlarında Ares’in filizi Hippothoos’la Pylaios var,Pelasg soyundan Teutamosoğlu Lethos’un oğlu ikisi de.

Akamas’la yiğit Peiroos var Trakyalılar’ın başında,Hızla akan Hellespontos çeviri topraklarını. 845Kargıcı Kikonların komutanıdır Euphemos,Tanrıların beslediği Keadesoğlu Troizenos’un oğlu.Pyraikhmes komuta eder kıvrık yaylı Paionlara,Onlar ta uzaklardan gelmişler, Amydon’dan,Uzun kıyılardan Aksios’un.Aksios yayılır bir suyla toprağa. 850

Erkek yürekli Pylaimenes komuta eder Paphlagonialılara,Gelmişler yaban katırıyla ünlü Enetler’in yurdundan,Kytoros’ta, Sesamos’ta otururlar,Parthenios Irmağı çevresinde kurmuşlardır ünlü saraylarını,Kentleri Kromna, Aigialos, yüksek Erythinoi’dur 855Odios’la Epistrophos komuta eder Alizonlara,Ta uzaklardan gelirler, gümüşün yurdu Alybe’den

Mysialılar başında Khromis’le bilici Ennomos var,Biliciliği kurtaramaz onu kara ölümden,Çevik ayaklı Aiakos’un torunu öldürecek onu, 860Nasıl öldürecekse bir çok Troyalının ırmak başında.

Phorkys’le tanrıya benzer Askanios yönetir Phrygialıları,Uzak Askania’dan gelmişlerdir onlarSavaşa girmek için yanıp tutuşurlar.

Mesthles’le Antiphos’tur Maionialılar’ın önderi,Gygaie Gölü tanrıçasıyla talaimenes’in oğullarıdır ikisi de. 865Buyururlar Tmolos eteğinde büyümüş Maionialılar’a.Nastes, kaba konuşan karialılar’ın başında yürür,Miletos’da otururlar, yaprağı bol Phthiron Dağı’nda,Maiandros kıyılarında, yüksek doruklu Mykale’nin eteğinde.Önderleri Amphimakhos’la Nastes’tir 870Nomion’un alımlı iki oğlu,Amphimakhos, kız gibi, altınlarla süslenip gelmiş savaşa,Altınlar o çılgından uzaklaştıramaz ölümü,Aikos’un çevik ayaklı torunu ırmak başında ezecek onu,Atınları da koca yiğit Akhilleus alacak, 875

Lykialılar’a Sarpedon’la kusursuz Glaukos komuta eder,Gelmişler uzak Lykia ülkelerinden,Anaforlu Ksanthos’tan gelmişler.

Bu bölümde geçen Anadolu şehir adlarının bugünkü coğrafi konumları ve isimlerine bakacak olursak :

Dardanos: Yunan mitolojisinde baş tanrı Zeus ve Elektra’nın oğludur. Arkadya’dan Anadolu kıyılarına göç eder, bugünkü Çanakkale ile Truva arasında bir şehir kurar. Bu bölge de Dardanos adını taşır. Bir efsanede kıutsalPellas Athena heykelinin aslında Dardanos’a ait olduğu ve torunu Tros onu Truva’ya götürdüğü anlatılır.

Zeleia : Balıkesir-Gönen-Sarıköy’de antik bir yerleşim bölgesidir.

Apaisos ülkesi : Çanakkale- Lapseki ilçesi 10 km. kuzey-doğusu.

Perkote: Çanakkle Boğazı’nın Hellaspontos) Asya kıyısında Abydos ile Lapseki ( Lampsakos) arasında bir şehir.

Praktios : Troas’da bir şehir,

Sestos: Eceabat’a 4 km. uzaklıkta, Sarıkız mevkiinde, Yalova Köyü’nde, Akbaş limanının güneyinde kurulmuştur. M.Ö. 1200 lerde yapıldığı sanılan ve 9 yıl süren kuşatmadan netice alamayan Agamemnon, 10’uncu senede ancak sahte Truva atı oyunu ile yenebilmiştir. Truva Savaşı’nın karşılığını olarak 2650 sene sonra Doğu Roma’nın başkenti İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmet Han, Çanakkale Boğazı’ndaki Kilitbahir Kal’asını yaptırırken Sestos kalesinin taşlarını kullanmıştır.

Abydos: Çanakkale il merkezinin 6 km. kuzeyinde bulunan Nara Burnu ucudur. Pers Ordusu Kral Kserkses komutasında M.Ö.480 yılında Yunanistan Seferine çıkarken, karşı kıyıda Abydosve Sestos şehirleri arasında iki geçici köprü kurulmuş ce ordu buradan geçmiştir. Makedonyalı Büyük İskender’de M.Ö. 334’de gemilere binerek buradan geçmiştir.Alybe: Gümüş yurdu anlamına gelen şehrin Doğu Karadeniz Bölgesinde tahminen Gümüşhane (?) civarı olabileceği söylenebilir.

Arisbe: Antik Lasseki. Musaköy ile Yapıldak ( Seleis) çayı arasında, Çanakkale-Lapseki na karayolununun Yapıldak Çayı ile kesiştiği yere 300-500 m. mesafededir. Bugün herhangi bir kalıntı yoktur.

Mysia Bölgesi: Bugünkü Manisa’nın kuzeyi, Balıkesir, Bursa’nın güney-batısı, Çanakakle’nin doğusu, İzmir ilinin kuzey-batısını içine alır. Thrak boylarından olup Balkanlardan gelmişlerdir.

Paisos: Çanakkale’nin Lapseki İlçesinin 10 Km. kuzey-doğusunda, Bayramdere’nin denize döküldüğü yerde, elbetteki yüksekçe bir yerde kurulmuştur. Paisos kelimesi Luwi-Pelasag dilinde akarsu anlamına gelmektedir.

Maionialılar: Gediz Ovasının bitimi ile dağların uzantıları arasında küçük ovada kurulmuştur.

Erythinoi, bugün Amasra- Çakraz yakınındaki bir bölge,

Sesamos’un bugünkü adı Amasra,Parthenios Irmağı kıyısına kurulan saray ise Bartın’dır. Enet yurdu dediği açıkça Paflagonya’dır. Bugünün Enetleri ise; İtalya’nın Veneto bölgesinde yaşayan, Henetler, ya da Venetler

Etrüskler’in Orta İtalya’da yerleştiği saha Tiber ve Arno Nehirleri arasında olup, kuzey-güney doğrultunda 250 km., doğu-batı doğrultusunda 150 km. mesafelik bir alan içinde üç eyalettir. M.Ö. 1200 yıllarında Etruria denilen bölgeye Akdeniz’den gelen kavime Yunanlılar Tyrrnoi veya Tyrrsenoi- Tyrhenler adını vermişlerse de Etrüskler kendilerine Rasna olarak tanımlamışlardır. Tyrrsenoi, bugün İtalya’nın Güney-Batısındaki Tyhen-Tiren Denizi de anımsatmaktadır. Prof:Dr Ekrem Memiş, bunu yani Helenler’in Etrüskler’e verdiği adı Tyrhenler’i Turhanlar olarak nitelemekte ve Troyalılar ile Sakaların birleşmesinden meydana gelen kavim olarak zikretmektedir. İranlılar’ın da Türkler’e Turanlılar demesini, ayrı bir işaret sayar . Aynı zamanda kurt ve kartal figürlerini de aynı konuda , Asya kökenli olduğunda birleştirir.

Polat Kaya; Merkezi Asya 2000 Projesi ön raporunda,Tyre’nin İzmir ili Tire ilçesi değil de Eski Ahitte geçen Beyrut’un 250 Km. güneyinde İsrail Sınırına yakın, deniz kenarındaki Sur şehri olduğu, Tyre , Tyrians ( Turians), Turanians ( Tyrrians) olabileceği üzerinde durur . .Aynı sempozyumda konuşan M.Ünal Mutlu da, Sümerce ve Etrüskçe arkaik Türk dilleri konusunda bazı misaller verir . Yrd.Doç.Dr. İsmail Doğan ise Etrüsk yazısının kaynağının Türk ( Göktürk) yazısı olduğunu aynı eserde belirtir . Nilüfer Gürsoy da Homeros ve Heredotos’ta Etrüsk İzleri konulu konuşmasında; Mısır kaynaklarında Etrüsk karşılığı olarak Tursha adı olduğunu belirtir. Homeros’un Pelasg’lardan bahsederken ‘’ ünlü kargıcı Pelasg soylarına komuta eder Hippothoos, otururlar toprağı bereketli Larissa’da ‘’ derken bugünkü İzmir-Tire şehrini bize işaret eder . Homeros Truva saflarında çarpışanların arasında Pelasglar olduğunu da zikreder. Pelasglar’ın soyunun tanrısal olduğunu da belirtir. Hippemolgolar için şanlı sıfatını kullanarak sütle beslendiklerini yazar. Homeros metnini tercüme eden Paul Mazon ise Hippemolgolar üzerine düştüğü notta, kısrak, at sütü ile beslendiklerini özellikle belirtir . At sütü ile yani kımız ile beslenen kavim tarihte yalnız Türkler’dir.

Tire-İzmir-Limni Adası yoluyla denizden giden Etrüsklerle ilgili Limni ( Lemmnos) Adasında Kaminia Köyü’nde 1885’de, M.Ö. VII. Yüzyıla tarihlenen bir mezar steli üzerinde Etrüskçe bir yazıt bulunmuştur. İtalya Turin Üniversitesi’nden Prof. Alberto Piazza ‘’ şimdiki Tuscany olan yerde 3.000 sene önce gelişmiş olan parlak medeniyet sahibi Etrüskler Anadolu göçmeniydi ‘’ demektedir . Seneca, Etrüskler’in bir millet göçü oluğunu savunarak; ‘’Tuscos Asia sibi vindicat- Asya Tuscnlara babalık ettiği ‘’ ni iddia eder, Herodotos’a göre Etrüskler Medler ve Mısırlılarla da savaşmışlar, Mısır’dan geri dönmüş olduklarından bahsetmektedir. Sayın Nilüfer Gürsoy bu konuları geniş olarak söz konusu sempozyumda işlemiştir.

İtalya Ferara Üniversitesi Genetik Bilimi Anabilimdalı Başkanı Prof.Barbukjani tarafından Etrurya bölgesinde 80 iskelet üzerinde yapılan DNA araştırmalarında, Etrüskler’in Doğu Akdeniz halklarının genetik şifresi ile bire bir uyuştuğu, Anadolu, Kafkas, Osetik-Gürcü Türk asıllı olmaları gerektiği üzerinde durulmaktadır . Etrurya bölgesinde sığırların yapılan DNA araştırmalarında sonuçlar yine Anadolu ve Orta-Doğu’yu işaretlemiştir. Almanya Hamburg Üniversitesi bilim adamları da yaptığı araştırmalarda aynı kanaati paylaşmaktadırlar . Wikipedia’da aynı yerdeki yazıda Turing Üniversitesinden Alberto Piazza da yaptığı araştırmalarda Türk erkekleri ve Hititler üzerinde durmaktadır.

İtalya’nın Başşehri Roma’nın 85 km. kuzeyinde Turano Çayı üzerinde Turano Baraj Gölü bulunmaktadır. Yani Turano ismi İtalya’da 2850 yıldan beri yaşamaktadır. Lombardia Eyaletinin Brescia ilinde Valvestino köyünün bir Mahallesinin adı Turano Valvestino’dur. Yine Lombardia Eyaletinin Lodi şehrine bağlı 1500 nüfuslu Turano köyü de bulunmaktadır. Turano, İtalyanca signora karşılığı bir hatun-hanım tanrıdır. Yaratıcılık, tanrısallık, doğurganlığı simgelediği, aşk ve üreme tanrısı olduğu, daha sonraları Afrodit karşılığı Venüs adını aldığı, Anadolu’daki Kibele’ye tekabül ettiği görülmektedir.

Lazio Eyaletinin Rieti şehri sınırları içinde vadide Turania (Turan Ülkesi) isminde bir köy olduğu da internetteki araştırmalarda su yüzüne çıkmaktadır..

O dönemlerde insanlar yüksek tepe üzerinde güneşe karşı ibadet eden yüce yaradan, anlamına da kullanılmıştır Turano. Bugünkü Vatikan’nın da kelime anlamı aynıdır. Turano, aynı zamanda Tanrılar Meclisinde Venüs’ün yerini alır ve Etrüskler’in savaş Tanrısı Maris Turano’ya aşık olur.

Dilleri ise henüz çözümlenmemişse de Türkçe runik yazılarla daha çok benzerlik ve yakınlık göstermektedir. Ancak bazı kelimelerde benzerlikler de mevcuttur. Volga Bulgarları, Çuvaşca, Başkurtca’ya benzer bazı kelimelerde Etrüsklerde bulunmaktadır . Rakamlarda :1 = pr=bir, ( burada pr=pir=bir Karadeniz az şivesini de anımsatır). 2=ki= iki. Etrüsk yazıları, soldan sağa değil de sağdan sola doğru okunması daha normaldir. Latin alfabesinin de temelini teşkil etmiştir . Proto-Türk( Ön-Türk) yazıları gibi

Canak-çömlekler üzerinde yapılan araştırmalarda siyah figür tekniği ile kırmızı figür teknikleri Ege adaları süslemesine uyduğu, Etrüsklerin deniz yolu ile geldiği sanılmaktadır

 Etrüskler, kurmuş oldukları medeniyetlerinde Sumerliler gibi 12’li sistemi baz almışlardır. Bugün Bektaşilerin, Alevileri’in 12 terekli tacı, 12 imam, bir veryasyondur.

Belli başlı Etrüsk şehirleri ise, Romanın kuzeyinde , İtalya’nın batısında; Vetluna, Felathri, Fufluna, Velch,Tarchna, Caisra, Veii, Velzna, Cleusin, Perusia, Curtun, Arretium.

Po Ovası civarında; Felsina, Spica, Atria, Mantua. Güneyde ise Campeva, Korsika Adasında Alaia.İtalya’da Etrüsk Çağı, M.Ö. 1200’lü yıllarda Truva Savaşı’ndan sonra başlamış ve M.Ö.265’de son Etrüsk şehri olan Volsini yıkılışına kadar devam etmiştir.Latin kökenlilerin çok kullandıkları ‘’ Vox poluli, vox Dei ‘’ atasözünün kökeni Etrüklerdir. Yurdumuzda ‘’ Halkın sesi, Hakkın sesi’’ şekline kullanıldığını rahmetli Adile Ayda Yazar.Bizanslı T.Gazes ile İtalyan Filelfo arasındaki mektuplaşmalardan da XV.asır Türkleri’nin eski Turuva neslinden geldiğini, Türkler’in İstanbul’u zaptetmeleriyle de de Truva’nın intikamını aldıklarını zikretmesi de bir belge niteliğindedir.

Truva konusu açılmışken, bu konuyu da ele almak, konumuzu daha da güçlendirecektir.

Egeli bir ozan olan Homeros’un 24 bölüm, 16.000 dizelik destanı M.Ö.900’lerde söylenmeye başlanmış, Homeros’un yaşadığı çağ tam olarak bilinmemekte, ve M.Ö. 900 ile M.Ö.550’ler arasında Grekçeye çevrilerek, Grek üstünlüğü üzerine bazı rotuşlar yapılarak Truva Savaşları anlatılır. Aslında destanda Homeros tarafsız davranmakla birlikte, M.Ö. yıllarda yapılan çeviride Yunanistan lehine bazı ilaveler yapıldığı sanılmaktadır. Destan olarak bizim Dedekorkut destanlarını da anımsatır.

Geçtiğimiz yıllarda filmleri de dünya sahnelerinde gösterilen Troya, neresidir? Bugünkü Çanakkale-Hisarlık mevkii mi? Aslında çok şeyi bilmiyoruz da onu da bilemiyoruz ? Priamos’un hazinelerini arayan meşhur Alman Schlieman, Hisarlık mevkiindeki ruhsatlı kazısında , bulduğu eserleri Muze-i Hümayun’a teslim etmeyerek kaçak kazıda bulunmuş eserleri önce Atina’ya götürmüştü. O dönemde Osmanlı Devleti Atina’da gazetelere kaçak kazıdan elde edilen buluntuların iadesi için ilan da vermişti. Bu gün o eserler Rusya-Ermitaj Müzesi depolarında ortaya çıkmıştır. Peki, Sayın Alman Prof.Dr. Manfrried Korfman 1988 yılından beri kazı yaptığı Hisarlık’ta bildiğimiz kadarı ile Luwi dilinde bir bronz mühürden gayri, üzerinde Troy yazılı bir belge bulmuş mudur ? Hayır… Ancak yine de biz Hisarlık mevkiini Truva olarak kabul ediyoruz.

Truva şehrini Grekler’e karşı savunmak üzere Truva Savaşlarına bugün bizim Amasra-Bartın-Kastamonu havalisi olan Paflagonia’lılar da katımış olup, İliada Bölüm II, 851-855’de :

Erkek yürekli Pylaimenes komuta eder Paphlagonialılara,Gelmişler yaban katırıyla ünlü Enetler’in yurdundan,Kytoros’ta, Sesamos’ta otururlar,Parthenios Irmağı çevresinde kurmuşlardır ünlü saraylarını,Kentleri Kromna, Aigialos, yüksek Erythinoi’dur

Yazmaktadır. Erythinoi, bugün Amasra- Çakraz yakınındaki bir bölge, Sesamos’un bugünkü adı Amasra, Parthenios Irmağı kıyısına kurulan saray ise Bartın’dır. Enet yurdu dediği açıkça Paflagonya’dır. Bugünün Enetleri ise; İtalya’nın Veneto bölgesinde yaşayan, Henetler, ya da Venetler’dir .

İliada V. Bölüm 576-580’de ise :

O sırada avladılar Ares’in dengi Pylaimenes’i,Mert savaşcılar Paphlagonialıların önderini,Kargısıyla ün salmış Menealos, Atreus oğlu,Önünde görünce onu boylu boyunca,Bir mızrak attı, deldi kürek kemiğini.

İliada’nın XIII. Bölüm 642-663’de ise :

Ön sırada saldırdı üstüne Harpalion,Kral Pylaimenes’in oğlu,Savaşmaya gelmişti Troia’ya, sevgili babasıyla,Ama bir daha dönmeyecekti baba toprağına,İşte kalkanının ortasından o vurdu Atreusoğlu’nu,Çok yakından vurdu, ama delemedi tunçu,Çekildi geri geri, arkadaşına doğru,Dört bir yanına bakına bakına,Biri etine saplamasın tuncu.Tam o sırada Meriones saldı oku üstüne,Vurdu onu sağ kalçasından,Kemiğin altından geçti ok, deldi sidik torbasını,Olduğu yerde devrildi, arkadaş ellerine,Soludu canını, bir solucan gibi serildi yere,Aktı kanı kara kara, ıslattı toprağı,Ulu yürekli Paphlagonlar çevresine üşüştüler,Koydular arabaya, götürdüler kutsal İlion’a.Hepsinin içi kan ağlıyordu,Babası da gidiyordu göz yaşı döke döke,Hiç bir karşılık alamayacaktı oğlunun ölümüne.Paris görünce Harpalion’un ölüsünü,Yüreğinde büyük öfke duydu,Harpalion, bunca Paphlagonlu arasında konuğuydu onun,İşte bu yüzden içerledi, saldı tunç okunu…

Anadolu’nun Paflagonya bölgesinde yaşayan Enetler, demir atlılar adıyla da ünlü olup, Truvalılar’ın yanında Greklere karşı M.Ö. 1200 yıllarında savaşmışlardır. 10 yıl süren Savaş meşhur tahta at hilesiyle Akhalılar lehine sonuçlanınca, Paflagonyalı demir atlı Enetler, Trakya üzerinden şimdiki Padova kentinin bulunduğu İtalya’ya gelirler ve Roma’nın kuruluşuna önderlik eden Aineias gibi Antenor ailesi de bu grubun içindedir .

Vergillius M.Ö. 29’da yazmaya başladığı destanı L’Enei’de; Aineias I, 242’de bunu şöyle anlatır :

Antenor, Akhalar arasından kurtulan savaşcı,Ulaşmış İlliria Koyuna Libirnus Krallığı içinde,Geçmiş Timavus kaynağından öteye, dağlardan,Gümbürtülerle dökülen, dokuz kaynaktan çıkan,Geniş ovaları kaplayan, sulayan ırmağın uzağına,Orada kurdu Patavium kentini Troialılar için,Bugün onun adıyla anılan, Troia armasını,Taşıyan, mutluluk içinde yaşadığı yeri.

Paflagonyalı Antenor, eşi Theano, oğulları Helicaone, Polidamente ve beraberindeki Enetler ve Trioalılardan oluşan halk; Kral Veleso hakimiyetindeki Euganeliler tarafından hoş karşılanmamı, Antenor’un oğlu Helicaone, yapılan savaşta kılıç darbesiyle ölmüş, buna karşılık ta Antenor, şehri, ölen oğlunun vurulduğu yere şehri kurmuştur . Padova şehri M.Ö. 1184 tarihlerinde kurulduğu söylenir. Şehir ismi önce Patavium-Padua-Padova şeklini almıştır. Aineias soyundan gelen Romus ve Romulus kardeşlerin birbirleriyle çatışmasını Sayın Emel Altan Ege, Helicaone’nin ölümünün Polidamente tarafından gerçekleştirilmiş olma ihtimali üzerinde durur.

Konunun günümüze yansıması ise, Dr.Ugo Silvello önderliğinde 2001 yılında ‘’ Demir atlarıyla ayrıldılar, Bisikletle geri dönüyorlar’’, parolası ile Padova şehri Rotary Klübü ile Bartın Rotary Klübü kültür-spor faaliyeti düzenlemiştir. 21 Temmuz 2001’de 2974 km.lik bisiklet yolculuğu başlamış, Fontaniva’dan törenle Padova’ya doğru yola koyuldu. İlk durak Antenor’un mezarıydı. Ardından 155 kilometrelik etap tamamlanıp, Bologna’da gecelendikten sonra, 175 kilometrelik Volterra, 222 kilometrelik Terni, 200 kilometrelik Pescara, 165 kilometrelik San Severo, 160 kilometrelik Bari ve 120 kilometrelik Brindisi etapları tamamlanarak 4 Ağustos 2001 günü saat 16.00’da Çeşme’ye giden feribota binildi. 06.08.2001’de Çeşme törenle karşılanmışlardır. Bundan sonra, konakladıkları her noktada onları bölgenin Rotary Kulüp üyeleri misafir etmiş. 89 Kilometrelik Çeşme-İzmir etabının ardından ekip üyeleri Anadolu topraklarındaki ilk gecelerini burada geçirdiler ve ertesi sabah 182 kilometrelik Edremit etabını tamamlayarak, 8 Ağustos günü kendileri için en heyecan verici yere, 3200 yıl önce atalarının yıllarca savaştıktan sonra bir daha asla dönmemecesine Anadolu’dan ayrıldıkları son noktaya, Troia’ya ulaştılar.Kazı Başkanı Prof. Dr.Manfred Korfman misafirleri karşılamış ve Cincinnati Üniversitesinden C. Brian Rose misafirleri kazı alanını gezdirmiştir. Çanakkale Truva Oteli’nde verilen akşam yemeğinden sonra , ertesi sabah 159 Km.lik Balıkesir, ardından 110 km.lik Bursa, 174 Km.lik İznik-Adapazarı, 114 Km. Bolu, 13 Ağustos 2001’de 189 Km.lik Amasra etabı ile ana vatana gelinmiş, 139 Km.lik İnebolu 93.Km.lik Kastamonu, 105 Km.lik Safranbolu, 71 Km. Bartın turu ile sefer 17.08.2001’de tamamlanmıştır. Törene zamanın Kültür Bakanı İstemihan Talay ve Bartın Milletvekilleri katılmışlardır .

01.10.2001 Tarihinde Bartın’dan bir heyet Fontaniva’yı iade-i ziyaret etmişlerdir. Amerigo Sartore ve eşi tarafından verilen davete Veneto bölgesinde bulunan Rotary, Lions ve Panathlon Kulüplerinin üyelerinden oluşan 170 kişinin yanı sıra, bu kulüplerin başkanları, Rotary Kulüp Triveneto Guvernörü Dr. Alvise Farina, milletvekili Flavio Rodeghiero, Fontaniva Belediye Başkanı Luciana Bertoncello, Padova Müzesi Müdürü Dr. Girolamo Zampieri, Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu, Müjdat Yeşildağ, Emel Altan Ege, katıldılar. Projeyi başarıyla tamamlayan Dr. Ugo Silvello ise inandığı bir araştırmayı, hakikate dönüştürmenin hazzını yaşamıştır..

Bartın ile Podova iki şehir kardeş şehir ilan edilmiştir. 13.12.2002 tarihinde Padova il Başkanı Vittorio Casarin ile Bartın Valisi arasında Kültürel işbirliği protokolü imzalanmış olup, ilişkiler halen devam etmektedir.

Netice olarak; M.Ö. 2000’li yıllarda Anadolu’daki çeşitli yönlere göçler, Anadolu kültür ve medeniyetine bir hareketlilik vermiş, çeşitli kavimler iklim değişikliği sebebiyle yer değiştirmişlerdir. Bu arada Girit, Miken ve Adalarda da çeşitli göçler olmuştur. Yunanistan’dan Anadolu’ya bir kadın kaçırma hikâyesinden su yüzüne çıkan ve Yunan tanrılarının karıştığı hizip, savaşa dönüşmüş, Agamemnon komutasındaki Homeros’un verdiği bilgilere göre Greklerden 27 bölgeden 1297 geminin iştirak ettiği, her gemide 50 kürekçi ve mızrak kullanan gemicilerden ayrı her gemide en az 50 askerin de bulunduğu dikkate alınırsa ve kuşatma ile savaşın dokuz yılı tamamlayıp onuncu yıla sarktığı da dikkate alınırsa, Truva’nın nasıl bir sağlam kale ve Anadolu halkı tarafından şiddetle müdafaası düşünüldüğünde savaşın asıl boyutları ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında savaşta üstünlüğünü gösteremeyen Grekler, Truva atı hilesi ile savaşın kazanıldığı 2650 yıldan beri batı dünyası edebiyat literatüründe hâlâ klasikliğini korumaktadır.

Diğer taraftan Anadolu’dan İtalya’ya M.Ö. 1200 yıllarında gelip Kuzey İtalya’ya yerleşen Etrüskler, Enetli demir atlılar, kuzeyde İtalya’da Padova , Orta İtalya’da Roma şehrini de kurarak İtalya’da parlak bir devir yaşamışlar, diğer şehirlerden kovulanları Roma vatandaşlığına alarak zamanla çoğunluklarını kaybetmişler, M.Ö. IV. Yüzyıldan itibaren de Grek medeniyetinden etkilenerek iki medeniyetin karışmasından dünyanın üç önemli imparatorluklarından biri olan Roma İmparatorluğu vücut bulmuştur. Dolayısıyla Rönesans ve reform hareketlerinin, aydınlanma hareketinin doğumunda, Sumer medeniyeti, Anadolu medeniyeti, Türkler’in ve İspanya’daki Endülüs Emevi Devletinin rolü büyüktür, unutulmamalıdır….

KAYNAK: Emel ( Altan ) Ege, İliada’nın İzinde – Düş ve Gerçekler

DİPNOT: Prof.Dr.Laslo Rasonyi ; ( Çeviren Hamit Zübeyr Koşay ), Tarihte Türklük, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1971. Latif Çelik; 130 Bin Kilometrelik Tarih Yolculuğundan Derlenen Almanya’da Türk İzleri Tarih Meraklısı Okuyucularını Bekliyor, Neue Ekonomi, Deutsch-türkischen Wirtschaftsmagazin, 2008, s.80-83Dr. Adile Ayda; Etruskler Türk mü idi? Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Yayınları, Ankara,1974Emel (Altay) Ege, http://www.ikiem.com.Dr. Hamit Zübeyr Koşay, Dünyada Bir Bask Davası Var, Önasya Mecmuası, C.VI, s. 64; Aralık 1970, Ayyıldız Matbaası, Ankara, s. 6-7. Fransa’nın Kuzey-Batısı ile, İspanya’nın kuzey doğusunda yaşayan Basklar’ın kendi geleneklerine göre, Yafes’in oğlu Tubal’ın ahfadı olduklarına inanmaktadırlar. Mes’udi , Nurucu eI-Zehep adlı eserinde İskitler olduğunu kaydeder. K. Bouda Baskça’nın Sumer, Batı Kafkasya dilleri ile mukayese edilebileceğini 1938’de açıklar. J.B. Lisearrangua, Japonca ile Baskça’nın mukayese edilebileceğini R. Lafon, Kafkas dilleri ile Lucian Bonaparte Fince ile, A Winkler, Ural-Altay dilleri ve Türkçe ile Jose AIemany Ural-Altay dilleri ve Kafkas dilleri ile mukayese eder, Avrupalılar Baskonen adını verdikleri, kendilerinin ise Euzko, Euzkodi adını verdikleri Basklar’ın İspanyollarla soyca ilgileri bulunmamakta olup, Basklar’ın Orta Asya Göçleri ile Hunlar’a yenilen Alanlar’ın göçleri ilgili olabileceği belirtilir.Prof.Dr.Övün Ahmet Ercan; Amerikan Kızılderilileri Soydaş Mı? Bağlarımız Nedir?, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, S.232, Nisan 2006,, s.30-31.Ethel G.Stewart, ( Çeviren. Eşref Bengi Özbilen ) Dene ve Na-Dene Kızılderilileri- Cengiz Han’dan Amerika’ya Kaçan Türkler M.S. 1233, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını, İstanbul 2000.Doç.Dr. Hayati Aktaş; Anadolu’dan Apalça’ya: ‘’ Amerika’da Yaşayan Melucanlar Türk Mü ? ‘’ Tartışması, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, S. 245, Mayıs 2007, s.35-39.; David L.Arnett , ( ÇeV.Aslıhan Sipahioğlu), Melucan Topluluğunun Türk-Amerikan İlişkilerindeki Önemi, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, S.238, Ekim 2006, s.47-49.Sadi Bayram; Anadolu Selçuklu Vakfiyeleri, Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırmaları Merkezi IV. Milli Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Semineri, 25-26 Nisan 1994, Konya, Selçuk Üniversitesi Yayınları, Konya 1995, s. 135-147.Sadi Bayram; Merzifon Ulu Camisinin Yeri: Merzifon’da Türk İslâm Eserleri, Kültür ve Sanat, T.İş Bankası Yayınları, Yıl.2, S.5, Ajans-Türk Matbaası, Mart 1990, s. 69-77; The Location Of The Merzifon Muiniddin Pervane Mosque And Turkish Period Buildings In Merzifon, s.95.Prof.Dr.M.Yılmaz Önge; Anadolu’da XII-XIII. Yüzyıl Türk Hamamları, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Önder Matbaası, Ankara, 1995Sadi Bayram, Kervansaraylarımız, Milli Kültür, S.8, Ağustos 1977, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ongun Kardeşler Matbaası, Ankara, s.40-45.Yılmaz Önge-İbrahim Ateş-Sadi Bayram; Divriği Ulu Camii ve Dar’üşşifas’ının Yapılışının 750. Yılı Hatıra Kitabı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1978, ; Max van Berchem-Halil Edhem;Materlaux pour un Corpus Inscriptionum Arabicarum, I, Cairo 1910, s.70-86., Pl..V-XLVI.; Albert Gabriel; Monuments Tuscs d’Anatolie, C.II, Paris 1934, s. 174-188.PL. LXIV-LXXVII.; Ali Saim Ülgen; Divriği Ulu Camii ve Dar’üşşifası, Vakıflar Dergisi C.V, Ankara 1962, s.94-98.; Celal Esat Arseven, Türk Sanatı Tarihi, İstanbul 1956, s.102-105.; Suut Kemal Yetkin, Divriği Ulu Camii, İslam Mimarisi, Ankara 1949, s.169-175.; Doğan Kuban, The Mosque And Hospital At Divrigi And The Orgin of Anatolian-Turkish Architecture, Anatolica, II, 1968, pp.122-129.; Yollande Crowe , Divrigi:Problems of Geoegraphy History And Geometry.The Art of Iran And Anatolia From The 11 the to 13 th Centruy A.D. Colleques on Art And Archaeology in Asia, No.4, 1974., s.28-39.; Semavi Eyice, Anadolu’da Türk Mimarlık Sanatının Değişik Bir Eseri Divriği’de Ulu Cami, İlgi Dergisi, S.20, 1975, s. 7-12.; Hilmi Arel, Divriği Ulu Camii Kuzey Portalinin Mimari Kuruluşu, Vakıflar Dergisi S.V, 1962, s.99-111. ; Sadi BAYRAM; Sağlık Hizmetlerimiz ve Vakıf Gureba Hastahanesi, Vakıflar Dergisi, S.XIV, Önder Matbaası, Ankara, 1982, s. 101-118.; Prof. Dr. Yılmaz Önge, “Çankırı Darüşşifası”, Vakıflar Dergisi, Sayı: 5, Ankara, 1962, s.251-252.

Amasya Bimarhanesi Kitabesinin tercümesine göre: Büyük Sultan, en büyük hakan, dinin ve dünyanın yardımcısı , Sultan Olcaytu Muhammed ( Allah, onun saltanatını ve büyük hatun, büyüklerin kraliçesi Ildus Hatun’un şeref günlerini ebedi kılsın ve devletini arttırsın)’in devletinin zamanında bu mübârek dar’üş-şifa’yı imar etmekle saltanatının yüceliğini muvaffak kılsın. Zayıf kul Anber bin Abdullah Allah ondan yaptıklarını kabul etsin.yıl.708 H. Dolayısıyla eserin yaptıranı, eşini ve mimarının adını da kitabeden öğreniyoruz. 1385-1426 tarihleri arasında yaşayan Sabuncuoğlu Şerafeddin, Çelebi Sultan Mehmed’in hekimbaşısıdır. O tarihlerde yapılan ameliyatlar ve tedavi şekilleri için bakınız; Şerafeddin Sabuncuoğlu; Cerrahiyyetü’l-Haniye ( Ed. Kritik. Prof.Dr. İlter Uzel), C.I ( metin tercümesi )-II.( tıpkıbasım ), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1992.

Sadi Bayram; Sultan II.Bayezid’in Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde Bulunan Vakfiyelerindeki Tezyinat ve Kültürümüzdeki Yeri, IX.Türk Sanatları Kongresi, Kültür Bakanlığı Ankara 1995, Cilt 1, s.345-163.; Sadi Bayram; “Kanuni Sultan Süleyman’ın Oğlu Şehzade Mehmed’in, Şehzade Külliyesi Vakfiyesi ve Türk Sanatındaki Yeri”, Milletlerarası XII. Türk Tarih Kongresi, Ankara 12-17 Eylül 1994, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2000, s.1017-1039, Lev.129-139.

Sadi Bayram-Ahmet Hamdi Karabacak Sahip Ata Fahrüddin Ali’nin Konya İmaret ve Sivas Gök Medrese Vakfiyeleri, Vakıflar Dergisi. S.XIII, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 1981, s.31-70, (20 res).

Prof.Dr.Yılmaz Önge, Türk Su Mimarisi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1996.Sadi Bayram; Amasya-Taşova-Alparslan Beldesi Seyyid Nureddin er-Rufai’nin 655 H./ 1257 M. tarihli Arapça Vakfiyesi Tercümesi ile 996 H./1588 M. Tarihli Seyyid Fettah Veli Silsile-nâmesi, Vakıflar Dergisi, S. XXIII, Tisamat Matbaası, Ankara 1994, s.31/74.Baron Carra de Veaux, la langue etrusque, sa place parmi les langues, Paris 1911. Dr.Reşit Galip, Türk Irk ve Medeniyet Tarihine Umumi Bir Bakış, I.Türk Tarih Kongresi, 1932, s. 124. Prof. Yusuf Ziya ( Yörükoğlu), Dil Tetkiklerinden Samiler- Turaniler, C.2, Birinci Kısım, İstanbul 1934, s.18.Dr. Adile Ayda; A.g.e, Kur’an-ı Kerim 100. Adiyat SuresiSadi Bayram, Kaynaklara Göre Proto-Türkler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını, İstanbul 1990,s.58.Akile Gürsoy,Tarihten Bir Kesit:Etrüskler, Türkiye Türk Tarihini İncelemede Antropolojinin Katkısı, Tarihten Bir Kesit Etrüskler, 2-4 Haziran 2007, Bodrum, Sempozyum, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2008, s.42.Akile Gürsoy, A.g.e.s.43. Kur’an, 12 Yusuf Suresi 43-49 âyetler Mısır’daki yedi sene bolluk-bereket ve yedi sene kıtlığı anlatan âyetler Heredot’u desteklediği gibi Anadolu’da da kuraklığın oluğunu bize anımsatmaktadır. İlgili âyetler , âyet numarası ile birlikte aşağıya alınmıştır:42 Yûsuf o iki kişiden, kurtulacağını düşündüğüne şöyle dedi: “Rab edindiğin kişi yanında beni an.” Ama şeytan o adama, rab edindiği kişiye hatırlatmayı unutturdu. Böylece Yûsuf yıllarca zındanda kaldı.

43 Kral dedi ki: “Düşümde yedi semiz inek görüyorum. Bunları yedi cılız inek yiyor. Ayrıca yedi yeşil başak, yedi de kuru başak görüyorum. Ey bendelerim! Eğer rüya tabir ediyorsanız, bu rüyam hakkında bana bir fetva verin.”

44 Dediler ki: “Bunlar, demet demet hayallerden ibarettir. Biz, hayal ve kuruntuların yorumunu bilenler değiliz.”

45 Zındandaki iki adamdan kurtulanı, uzun bir zamandan sonra eskiyi hatırladı da şöyle dedi: “Onun yorumunu size ben haber veririm. Siz beni zındana gönderin.”

46 “Yûsuf, ey özü-sözü doğru insan! Şu rüyayı yorumla bize. Yedi semiz inek var, yedi cılız inek bunları yiyor; yedi yeşil başak, bir yedi tane de kuru başak. Umarım buradan insanların yanına giderim, onlar da öğrenirler.”

47 Yûsuf dedi: “Alışılageldiği şekliyle yedi yıl ekin ekeceksiniz. Biçtiklerinizden yiyecek kadar az bir miktar alır, geresini başağında bırakırsınız.”

48 “Bunun ardından yedi kurak yıl gelecek. Bu yıllar, saklayabileceğiniz bir miktar ekin hariç, önceden biriktirdiklerinizi yiyip tüketecek.”

49 “Bunun arkasından bir yıl gelecek ki, halk onda bol yağmura kavuşup rahat edecek; meyve suyu sıkıp süt sağacaklar.” 42 Yûsuf o iki kişiden, kurtulacağını düşündüğüne şöyle dedi: “Rab edindiğin kişi yanında beni an.” Ama şeytan o adama, rab edindiği kişiye hatırlatmayı unutturdu. Böylece Yûsuf yıllarca zındanda kaldı.

43 Kral dedi ki: “Düşümde yedi semiz inek görüyorum. Bunları yedi cılız inek yiyor. Ayrıca yedi yeşil başak, yedi de kuru başak görüyorum. Ey bendelerim! Eğer rüya tabir ediyorsanız, bu rüyam hakkında bana bir fetva verin.”

44 Dediler ki: “Bunlar, demet demet hayallerden ibarettir. Biz, hayal ve kuruntuların yorumunu bilenler değiliz.”

45 Zındandaki iki adamdan kurtulanı, uzun bir zamandan sonra eskiyi hatırladı da şöyle dedi: “Onun yorumunu size ben haber veririm. Siz beni zındana gönderin.”

46 “Yûsuf, ey özü-sözü doğru insan! Şu rüyayı yorumla bize. Yedi semiz inek var, yedi cılız inek bunları yiyor; yedi yeşil başak, bir yedi tane de kuru başak. Umarım buradan insanların yanına giderim, onlar da öğrenirler.”

47 Yûsuf dedi: “Alışılageldiği şekliyle yedi yıl ekin ekeceksiniz. Biçtiklerinizden yiyecek kadar az bir miktar alır, geresini başağında bırakırsınız.”

48 “Bunun ardından yedi kurak yıl gelecek. Bu yıllar, saklayabileceğiniz bir miktar ekin hariç, önceden biriktirdiklerinizi yiyip tüketecek.”

49 “Bunun arkasından bir yıl gelecek ki, halk onda bol yağmura kavuşup rahat edecek; meyve suyu sıkıp süt sağacaklar.”

Heredot, (Perihan Kuturman Tercümesi), Hürriyet Yayınları, İstanbul 1973, s. 43.;Herodotos, Herodot Tarihi, ( Müntekim Ökmen Tercümesi), Remzi Kitapevi, Üçüncü Baskı, İstanbul 1991, s.47.( Birinci Kitap,94.kısım).

Heredotos, Herodot Tarihi,( Müntekim Ökmen Tercümesi), Remzi Kitapevi, 3. Baskı, İstanbul 1991, s.68-69. ( Birinci Kitap. 163,165,166,167. Kısım).Heredotos, A.g.e. s. 69. ( Birinci kitap 167. kısım). Günümüzde Suudi Arabistan , Taliban ve İran’daki recm cezasını hatırlatıyor.Herodotos, A.g.e. s.69 ( Birinci Kitap. 168.).Heredot, A.g.e.s.62, ( Birinci Kitap Klio. 142.)Ömer Çapar; Homeros Destanlarında Anadolu Kavimleri, IX.Türk Tarih Kongresi, 21-25 Eylül 1981, Ankara 1986, C.I, s.333-348.Homeros, A.g.e.s.115-117. ( İkinci Bölüm.811-878.)Dardanialılar, Çanaklale ve civarı.Zeleia’da oturanlar, Likyalılar. Ömer Çapar, A.g.s. s.334Apaisos ülkesi, Adresteia, Pityeia, Treia’da oturanlar. Ömer Çapar, A.g.s. s.334Prof.Dr.Ekrem Memiş; Etrüsk Kavminin Oluşumunda Troyalılar’ın ve İskitler’in ( Sakalar) Rolü, Tarihten Bir Kesit Etrüskler, Sempozyum Bildirileri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2008, s.109-111.Kitab-ı Mukaddes, Yesu, 19.29; 2 Samuel 5.11; 24.7; 1Kral 5.1, 7.13;7.14, Chronikler,14.1. www Biblegateway .com.Polat Kaya; Heritage Central Asia ( Project year 2000): Etruscan/Carthaginian/ Turkish Connection Chapter III, Reading of The Etruscan Pyrgi Tablets ( A preliminary report), Türk Dünyası Araştırmaları, S.119, Nisan1999, s.119-120.M.Ünal Mutlu, Tarihten Bir Kesit Etrüskler- Sumerian and Etruscan are Archaic Turkish Languages, s.119-159.İsmail Doğan; Tarihten Bir Kesit Etrüskler, Etrüsk yazısının kaynağı : Türk ( Göktürk) Yazısı, s. 161-172.Nilüfer Gürsoy; Tarihten Bir Kesit Etrüskler- Homeros ve Heredotos’ta Etrüsk İzleri, s.175.Nilüfer Gürsoy, A.g.e.s. 176.Nilüfer Gürsoy, A.g.e.s. 177.Nilüfer Gürsoy, A.g.e.s. 179.Akile Gürsoy, A.g.e.s. 46.; Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi ( Çeviren Em. Büyükelçi Metin Sirman- Türkçe Baskıya Önsöz ;Kemal Ermetin-Hamza Gündoğdu;) , 2005, s. 11.WWW.Wikipedia, Etrucan Civilisation.www.google.com/Wikipedia, TuranoPolat Kaya; Etruscan/ Turkish Connectionn Chapter I, Etruscan Numeral names On The Tuscania Dice, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, S. 116, Ekim 1998, s. 9-20.; Chapter II, The Etruscan Orator Incription, Türk Dünyası Araştırmaları, S. 118, Şubat 1999, s.115-120.Doç.Dr.Haluk Berkman; Ön Türkler’in Yazısı,Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, S.233, Mayıs 2006, s.22-24.Homeros; İlyada, ( Azra Erhat-A.Kadir Çevrisi), Can Yayınları, 23.Basım, İstanbul 2007, s. 116, II. Bölüm, 851-853.www.ikiem.com, Emel ( Altan ) Ege, İliada’nın İzinde-Düş ve Gerçekler. İstanbul 2003, http://www.Gezi Yorumları İnternet Sitesi, İliada’nın İzinde-Düş ve Gerçekler.Homeros, İlyada, s.164.Homeros; İlyada, s.320.Emel Altan Ege. İliada’nın İzinde-Düş ve Gerçekler.www.ikiem.com


About this entry