Truva Anıtı Kime Neler Anlatıyor?

Truva’yı bilirsiniz; hani dünyanın en eski ve ünlü savaşının yaşandığı coğrafyayı ve aslında I. Dünya Savaşı* olarak da tarihe geçmesi gereken kıyımları. En eski “Doğu-Batı” savaşının yaşandığı bu toprakları çoğunuz gezmişsinizdir; ilk çağların Dardanos’u, günümüzdeki adıyla Türk tarihinin en anlamlı kara parçalarından biri olan Çanakkale’yi… Anadolu’nun en güçlü kahramanı, Truva’nın koruyucusu Prens Hektor’u, babası yaşlı kral Priamos’u… On yıl süren Truva Savaşını, Paris’i, Helena’yı; Hektor’un ve Truva’nın hazin sonunu okumuş ya da filmlerde izlemişsinizdir.

http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRVsv5lfafrGXGA4-fL8PWohGHNL_oWN_218acAEA6_ziAoKx4ipQ

İzmirli “kör” destancı, bilge Homeros’un Anadolu yiğitlerinin kahramanlığını ölümsüzleştirdiği ve “bir Anadolu destanı” olarak düzenlendiği halde Yunanlıların Anadolu’yu birinci işgallerinde Zeus’la birlikte tüm Anadolu tanrılarını da “zimmetlerine geçirirken” bir çırpıda kendilerine mal ettikleri ve bizim ders kitaplarımıza bile “Yunan Destanı!” olarak not düşülen ünlü İlyada Destanı’nı da bilirsiniz.
Bu yakınlarda Çanakkale’de meşhur Truva anıtını gezerken daha önce dikkatimizi her nasılsa çekmeyen bazı ayrıntılarla karşılaştık: Tahta at önünde, mermer kırık iki sütun arasında bir çeşme var. Bu çeşmenin kaidesi 25–30 cm tabanlı bir mermer altlık üzerine yerleştirilmiş. Sağ ve solda özenle işlenmiş iki aslan ayağı bulunuyor (!?)
Daralan gövde üzerinde kullanılabilir durumda bir çeşme var. Tarihi mekânlarda özellikle Osmanlı’ya ait anıtlarda bu tür çeşmelerin suyu nedense (!) akmaz; ama burada akıyor… Çeşmenin hemen üzerine denk gelen alınlıkta “bir kum saati ve iki yana açılmış melek kanatları” kabartması işlenmiş. Üzerinde bir “zafer kupası”, zafer kupası (!) üzerinde sıyrılmaya yüz tutmuş bir örtü…
Arka planda ise Odyseus’un meşhur hilesi “tahta at” görülüyor.
Anıtı yorumladığımızda şu ilginç ayrıntılarla karşılaşıyoruz; kum saatinden iki yana açılan melek kanatları, burasının “işaretlenmiş bir zamanda” bir “ölüm yeri” olduğuna işaret ediyor.
“Altı çizilen işaretlenmiş bir zaman” olduğu şuradan da bellidir ki 1915’te Çanakkale’yi kuşatan Müttefik donanmasının Amiral gemisinin adı da “Agamemnon” dur! “Kupa” ise bir “zaferi” simgelemektedir. Nevar ki kupanın üzerinde bir örtü var(?)
Bu örtü de neyin nesi, dediğimizde 1915’te Çanakkale Savaşlarında Türklerin Mustafa Kemal önderliğinde buradaki “unutulmaz Çanakkale Zaferi” geliyor aklımıza.
Demek ki anıtı koyanlar (?) Helenlerin, yani çağlar öncesindeki Batı’nın buradaki zaferinin! bir sebeple gölgelendiğini düşünüyor olmalı (!)
Ama dikkat çeken bir ayrıntı var, örtü sıyrılmaktadır…
Truva anıtını gezmeye gelen ziyaretçiler bu savaşın neresindedir?
Savaş alanını kimin gözüyle gezmektedir?
Türk ya da yabancı ziyaretçiler kendini kiminle özdeşleştirmektedir?
Bilindiği gibi Asya seferine çıkarken bu savaş alanını gezen Büyük İskender, buraları Agamemnon ve Aşil’in gözüyle gezmişti.
Pers Hükümdarı Daryus ise bu kıyım alanını gezerken Prens Hektor’un gözüyle baktı.
Efsane komutan Anibal de Hektor’un gözüyle gezmişti gözleri hüzünle dolu olarak.
Fatih Sultan Mehmet de bu alanı gezmiş ve o da Hektor’un gözüyle algılamıştı yanmış yıkılmış Truva’yı…
Çanakkale Savaşlarının arkasından Mustafa Kemal’in de bu savaş meydanını gezdiği ve uzun uzun bu araziyi inceledikten sonra yanındaki arkadaşlarına :
“ Bu zaferle Hektor’un da intikamını aldık.” dediği not düşülmüştü günlüklere.
Peki, şimdi bu anıt bu haliyle kime hizmet ediyor?
Ve bu “anıt” kimin ve neyin anıtıdır?
Her gelen “tahta at”ın içine girip fotoğraf çektirdiğine ve Helenlerin “kurnazlığına” bugün bile şapka çıkardığına göre bu anıt açıktır ki Yunanlıların değirmenine su taşımaktadır!
Truva savaşlarına Hektor’un ve Mustafa Kemal’in gözüyle değil, Agamemnon komutasındaki Helenlerin ve Çanakkale Boğazı’na dayanan İngilizlerin gözüyle bakan bir “anıt”tır bu!
Çeşmenin arkasında “Çeşmeyi destekleme amaçlı!” bir demir üçgen ve üçgenin içine de özenle yerleştirilmiş bir “haç!” olması da başka bir ilginç ayrıntı…
Üstelik çeşmeden akan su, bugün de mermeri oymaya devam ediyor…
Ne yapılabilir?
Bu anıta bir ekleme yapılmalıdır: Tahta attan daha büyük iki genç; biri Hektor, biri Mustafa Kemal’i temsilen, ellerinde bir büyüteçle Truva’ya ve tahta ata bakarlarsa bu “anıt” giderek “bizim anıtımız” olur diyebiliriz. Yoksa -bu haliyle- tarihe ve insanlığa karşı savaş kışkırtıcılığı yapan (batılı) Truva anıtı bir suç anıtıdır.

II: Dünya Savaşı olarak tarihe “Haçlı Seferleri” not düşülmelidir; zira o zamanın “bilinen Dünyası” bu kadardı… III. Dünya Savaşı 1914- 1918… IV. Dünya Savaşı 1940–1945, V. Dünya Savaşı ise Bush’un İkiz Kulelerle başlayan Asya seferidir diyecek yarın tarihler.

KAYNAK: Sedat DEMİRKAYA (Şair – Eleştirmen)

Reklamlar

About this entry