Karakilise’deki Soy Damgaları ve Gotik Yazıya Türk (Runik) Yazısının Tesirleri

Öncelikle Türk (Runik) yazısı hakkında bildiklerimiz bir hatırlayalım. ‘Sır, giz, esrar’ anlamına gelen Runik kelimesi okuryazar insanların çok az olduğu dönemlerde eski İskandinav alfabesini ifade etmektedir. İskandinav sahası üzerine yapılan araştırmaların Türkoloji çalışmalarından önce başlaması sebebiyle ilmî terminolojide yerini almıştır. 1800’lü yıllarda Göktürk işaretli yazılarla karşılaşan ilim âlemi, benzerlikleri sebebiyle bu yazı sistemini de Runik yazı olarak adlandırmıştır1. Önceleri bu tür eserleri İskandinav yazı sistemine göre okuma denemeleri de yapılmıştır. İskandinav yazı sistemiyle olan benzerliği sebebiyle bazı ilim adamlarınca Göktürk yazısının kaynağı olarak İskandinav yazısı olduğu düşünülmüştür. Bugün bu yazının Türk kaynaklı olduğu özellikle Ahmet Cevat Emre’nin yayınından sonra2 çoğunlukla kabul görmüştür3. Elimizdeki kaynaklara göre Orhun metinleri, döneminde edebi bir metin yazma durumuna kadar da gelmiştir. Ancak bu süreçte Türk yazısının nerede başladığı hakkında net bilgiler yoktur. Tarafımızca yapılan bazı değerlendirmelerde Türk yazısının yayılma sahasını belirledik. Bunu yaparken yine bir kısmı tarafımızca tespit edilen (bk. Resim 1., 2., 3.) yazıtları da dikkate aldık.

Resim 1

Resim 2

Resim 3

Bu doğrultuda çerçeveyi Kuzeyde İdil-Don yakınlaşma havzası, Güneyde İran ortaları, doğuda Hazar çevresi ve batıda bugünkü Türkiye sınırlarının doğu ve iç bölgeleri ile Karadeniz’e kıyı bölgeleri arasında diye tanımlayacağımız bir şekilde çizdik. Bu oldukça geniş bir coğrafyaya tekabül eder (bk. Resim 4.).

Resim 4

Bu yazının yayılma sahası ile kullanan milletler dikkate alındığında çeşitliliği görülmektedir. Bu kullanımlar sırasında yararlanan uluslar kendi ses özelliklerine göre bazı tasarruflarda bulunmuşlar kimi işaretlerin yönleri ya da ses değerlerini farklı vererek, bazen mevcut işaretler yanında bunlardan mülhem yeni işaretler de kullanmışlardır. Türk yazısı bölgede Ermeni yazısının gelişiminde de etkili olmuştur. Bu konuda Kafesoğlu ve Kırzıoğlu’nun çalışmaları da bulunmaktadır. Hatta Kırzıoğlu, Ermeni Alfabesindeki ‘B’, ‘E’, ‘İ’, ‘DZ’, ‘K’, ‘N’, ‘Ç’, ‘R’, ‘V’, ‘NG’ gibi harflerin Türk oyma yazısından alındığını ifade eder4. Benzeri tesiri Gürcü yazısının gelişiminde de görürüz5. Hem yazının eski örnekleri, hem yayılma sahası ve bölgede yaşayan halkların oluşturdukları yazılara kaynaklık etmeleri Türk yazısının uzun yıllar ve oldukça geniş bir coğrafyada kullanıldığını da göstermektedir. Türk yazısının kullanımları olarak biz, Hun, Avar, Etrüsk, Futhark, Sekel, Kafkasya, Güney Sibirya, Yenisey, Orhun, Talas, Hazar, Proto-Bulgar olarak adlandırmaktayız. Gürcü ve Ermeni yazısına olduğu gibi oluşmasında tesiri olan yazılar da vardır. Yukarıdaki kullanımlardan Proto-Bulgar da tesir altında gelişmiştir. Fakat yoğunluk Türk yazı işaretleri olması sebebiyle kullanımlar arasında değerlendirdik. Ayrıca, Türk yazısının gelişimi (bk. Resim 5.) ve çeşitliliğini tasnif ederek muhtelif yayınlarımızla ilim âleminin hizmetine sunduk.

Resim 5

Türk yazısının bu kullanımları ile tesiri altında gelişen yazılar hakkında şimdiye kadar sistemli olmasa da benzerlikler üzerinde bazı yayınlar olmuştur. Ancak, bugün Türk yazısının tesirinin olduğu ve bildiğimiz kadarı ile daha önce dikkati çekmemiş olan Gotik yazının gelişiminde Türk yazısının tesiri hakkında duracağız. Gotik sözü karşılığında karşımıza ilk Gotlarla ilgili olan anlamı çıkar. Hatta ayrı bir mimari tasarımı, sanat eserlerinin adlandırmalarında ve hatta psikolojide bile adeta bir marka adı gibi kullanılmıştır. Yazının tesirine geçmeden konunun açıklığa kavuşması açısından önce Gotlar ve sonra da kültür etkileşmesi olabilecek yakınlıkları, birliktelikleri gösterip böyle bir etkileşmenin olup olmayacağı kararını okuyucuya verdirmek istiyoruz. Gotlar, bugünkü Alman halkını oluşturan etnik unsurlardan biridir ve İskandinavya’nın Gotland bölgesinde oturan bir Cermen kavmi olarak bilinmeleridir.
Gotlar 2. yüzyıldan itibaren Scythia, Dacia ve Pannonia’da yaşamışlar, 3. ve 4. yüzyıllarda Bizans’ı yağma etmişler ve Aryanizmi benimsemişlerdir. 5. ve 6. yüzyıllarda Vizigotlar ve Ostrogotlar şeklinde ikiye bölünmüşler İberya ve İtalya’da Roma İmparatorluğunu yıkmışlardır. Bugünkü Almanya diğer bir deyişle Germen ırkının oluşumunda önemli bir etnik unsur olan Gotlar, Kuzey Avrupa kavimleri içinde akrabalık açısından İskandinavlarla Germenler arasındaki halka olarak görülebilir6. Gotlar MS 1. yy.da nüfus artışı nedeniyle kabileler halinde güneye sıcak ülkelere Baltık denizini aşarak inerler. Bugünkü adıyla Ukrayna’yı istila eder, Kırıma kadar gelirler ve 3. yy.da Kırım’da bir Got Krallığı kurarlar7. Got ve Hun coğrafyasına baktığımızda (bk. Resim 6.) etkileşmenin doğal olacağı da görülecektir. Ancak bu etkileşmenin yönü de önemlidir. Got kültüründen Türk’e doğru etkiler olduğu gibi Türk kültüründen de Got’a yönelik etkiler de bulunmaktadır.

Resim 6

Bu etkileşme içerisinde özellikle Türk (Runik) yazısının doğrudan alınıp fonetik tercihler ve bazı değişiklikler yapılarak kullanılan, günümüzde Futhark yazısı olarak bilinen yazının kullanımı dikkat çeker8. Almanca sagen ‘söylemek’ (* sög › sagen), bogen ‘eğiliş’ (* bogun › bogen) gibi muhtemelen Hun-Got münasebetleri zamanında verilen benzeri kelimeleri de dikkatinize sunduktan sonra tebliğimizin asıl başlığının ‘Karakilisede’ki Soy Damgaları’ bahsine geçebiliriz. Kara Kilise, Romanya’nın Transilvanya bölgesinde Braşov şehrinde bulunmaktadır. Braşov Almanların Kronstadt adıyla söyledikleri bilinen tarihiyle en az 800 yıllık bir şehirdir9. Karpat havzası ile aşağı Danube’yi bağlayan tarihi ticaret yollarının üzerinde, Karpatların eteğindeki konumu ise yalnız Transilvanya’nın değil güney doğu Avrupa’nın tamamında önemli bir din, kültür ve sanat merkezidir. Braşov, aynı zamanda Gotik mimarinin adeta sergilendiği klasik bir Got şehridir10. Bu bölge Osmanlının Erdel vilayeti olarak da bilinir.

Trampa dağı eteklerindeki bu ‘Taç Şehir’ Transilvanya Saksonlarının görkem ve gösterişte adeta birbirleriyle yarışan bina ve heykelleri ile süslüdür. Bunlar arasında Kara Kilise hem mimari hem dini ve ticari hem de tarihi açıdan ayrı bir yere sahiptir. 1383’te Thomas Sonder adlı papaz tarafından daha eski tarihli bir kilisenin temelleri üzerine yapılmaya başlanır. Gotik tarzdaki yapı 1421’de büyük ölçüde tamamlanmıştır. Çelebi Sultan Mehmet döneminde başlatılan Erdel seferi sırasında ilk çatışmalar Braşov civarında olmuştu. Bu çatışmada Macar olarak bilinen Sekeller ve birlikte aynı coğrafya’da yaşayan Saksonlar yenilgiye uğramıştı. Bu savaştan Kara Kilise de nasibini almış, tahribata uğramıştı. 1477’de onarılan yapı Hz. Meryem’e ithaf edilmiştir11. Alman teolog Martin Luther’in başlattığı Hıristiyanlıktaki Protestan reform hareketlerinin de ilk başladığı yer bu kilisedir. Kara Kilise mimari açıdan oldukça zengindir. İç kısımda bulunan 1696’da Barok sitilinde yapılmış ahşap kürsü ile C. A. Bucholz tarafından 1839’da Berlin’de yapılan org da Avrupa kiliseleri arasında en büyüğü olarak da bilinir12. Kilisenin 1421’de yapımı sırasında Alman taş ustaları tarafından yeniden yapıldığı13 ifade edilmektedir. 2004 yılında bölgede yaptığımız araştırmalar sırasında kilisenin giriş kapısının üst kısımlarında bulunan soy damgaları tarafımızca tespit edilmiştir. Türklerdeki taş, ağaç oyma ve demir ustaları tarafından kullanılan soy damgaları geleneğini ve soy damgalarının Türk (Runik) yazısının kaynağı olan damgalardan olması da ilgimizi çekmiştir (bk. Resim 7., 8., 9., 10.).

Resim 7

Resim 8

Resim 9

Resim 10

Eski Türklerden özellikle Köktürk döneminden bu yana taş, demir, ağaç ve çanak çömlek ustalarınca kutsal yazı olarak da kabul edilen ve yaptıkları işlere de bu yazı geleneğinden kalma soy damgalarını kazıma işi yalnız Türklerde bulunmaktadır. Kara Kilisenin giriş kapısının dış tarafında üst kısımda tespit ettiğimiz bu soy damgaları şüphe götürmez bir şekilde Türk (Runik) soy damgalarıdır14. Bu durum bize ya Alman usta olarak bilinen taş ustalarının Gotlar içinde yaşayagelmiş ve atadan kalma soy damgasını bilen Hun bakiyesi ya da Gotlar içinde kalan Kuman taş ustalarının oldukları fikrini düşündürmektedir. Tabii, Gotlara yine Türkler tarafından taş ustalığının öğretildiği ve bu damgaların da bir gelenek olarak sürdürüldüğü düşünebiliriz15. Bu durum Türk (Runik) yazısı ya da işaretlerinin Gotlar tarafından bilinip kullanıldığını göstermektedir. Gotik yazıya gelince, ortaçağda geliştirilmiş köşeli ve keskin hatlardan oluşmuş bir genel yazı karakteri olarak tarif edilmektedir. 4. yüzyılda Vizigotların dini lideri olan Piskopos Wulfila tarafından (MS 311-383) icat edilmiştir. Bu alfabe Yunan, Latin ve Runik karakterlere dayanır. Bugün yazma sanatında Gotik yazı ayrı bir yer almıştır (bk. Resim 11.). Bilgisayarda da yazı çeşitleri arasında Gotik türleri bulunmaktadır.

Resim 11

Türk, Futhark ve Gotik yazısı işaretlerini yan yana getirdiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkar (bk. Resim 12.).

Resim 12

1. Yazının kaligrafik gelişimine dikkat ettiğimizde, Gotik yazıdaki Türk Yazısı tesirinin, Türk yazısının bir versiyonu kabul ettiğimiz Futhark yazısı üzerinden etkilendiği anlaşılmaktadır.
2. Türk yazısının daha çok Kafkas versiyonunda kullanılan işaret ve ses değerlerinin esas alındığı görülmektedir16.
3. Tarih içerisinde birlikte yaşanılan coğrafyanın göstergesi olarak, Türk (Runik) yazısının Gotik yazı üzerinde etkisinin hem Futhark hem Kafkas versiyonlarının kullanılması ile de görülmektedir.
4. Bunların dışında bir başka dikkat çekici unsur ise Gotik yazıda kullanılan Türk yazı sisteminin imlası ile ilgilidir. Türk yazısında kelime bitimini gösteren ayraç olarak üst üste iki nokta kullanımıdır. Bunun en güzel örneğini İstanbul’daki ‘Alman Çeşmesi’ olarak bilinen çeşmenin kitabesinde görürüz (bk. Resim 13., 14.).

Resim 13

Resim 14

Sonuç itibarı ile Türk (Runik) Yazısının hem şekil ve seslenmesinde hem de imlasında tesirli olmuştur. Bugün Avrupa’nın asli ve medeni halkı sayılan Almanların etnik yapısındaki Got unsurun Türk medeniyetinden etkilendiği alfabe yönünden de görülmektedir.

KAYNAK: İsmail DOĞAN

1 Doğan, İsmail, Kafkasya’daki Göktürk (Runik) Ġşaretli Yazıtlar, TDK Yay.,736,Ankara,2000, s.1.
2 Emre, Ahmet Cevat, Eski Türk Yazısının Menşei, Türk Dili, seri II/18-20, TDK Yay., Ankara, 1943, s. 78-81.
3 Doğan, İsmail, a.g.e. s. 4.
4 Kalafat, Yaşar, Türk-Ermeni İlişkilerinde Kültürel ve Siyasi Boyut, Ermeni Araştırmaları, 12-13. Sayı Kış- Sonbahar 2003 (www.eraren.org/index)
5 Bilgi notu. Bunlar üzerindeki görüşlerimizi daha sonraki bilim ortamlarında ele alacağız.

6 Heather, Peter, The Goths, Blakwell, 1998; Heather, Peter and Jhon Matthews, Gots in the Fourth Centruy, Liverpool Üni. Pres, 1991.
7 Vasiliev, Aleksandr A. The Goths in the Crimea, Cambridge, MA: The Mediaeval Academy of America, 1936.
8 Doğan, İsmail, Runik Yazının Gelişim Coğrafyası ve Yayılma Sahası, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 2000, 151-173, Ankara (2001).
9 Dumitraşcu, Ion-Mariana Maximescu, O istorie a Braşovului (‘A history of Brasov’) Phoenix, Braşov, 2001
10 Costea, F1, Fortificatia dacica de la Braşov-Pietrele lui Solomon (‘The Dacian citadel from Braşov- Pietrele lui Solomon’) Cumidava XX, Braşov, 1996, s. 38.

11 Costea, Fl., a.g.e., s. 53.
12 Oldenburg, Konrad Gündisch, The History of Transylvania ant The Transylvanian Saxon, Germany, 2004.
13 Court J., Brasov, Transylvania, Romania: Black church – Gothic architecture Honterus, Bükreş, 1989, s. 19-27.
14 Geniş bilgi içim bkz Gülensoy, Tuncer, Orhun’dan Anadolu’ya Türk Damgaları Damgalar -Enler -Ġmler, TDAV yay., İstanbul, 1989.
15 Doğan, İsmail, Karakilisenin Ak İlmekleri, 2. Uluslararası Balkanlarda Türk Varlığı Sempozyumu, 13-15 Mayıs 2010, Celal Bayar Üniversitesi, Manisa, 2010.

16 Bayçorov, Soslanbek,Y., Drevne-Turkskie Runiçeskie Pamyatniki Evropı, Stavropolskoe, 1989, s. 90-91.

Kaynakça
Bayçorov, Soslanbek,Y., Drevne-Turkskie Runiçeskie Pamyatniki Evropı, Stavropolskoe, 1989.
Costea, F1, Fortificatia dacica de la Braşov-Pietrele lui Solomon (‘The Dacian citadel from Braşov-Pietrele lui Solomon’) Cumidava XX, Braşov, 1996.
Court J. ,Brasov,Transylvania,Romania:Black church-Gothic architecture Honterus,Bükreş, 1989.
Doğan, İsmail, Kafkasya’daki Göktürk (Runik) Ġşaretli Yazıtlar, TDK Yay., 736, Ankara, 2000.
Doğan, İsmail, Runik Yazının Gelişim Coğrafyası ve Yayılma Sahası, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 2000, 151-173, Ankara (2001).
Doğan, İsmail, Karakilisenin Ak İlmekleri, 2. Uluslararası Balkanlarda Türk Varlığı Sempozyumu, 13-15 Mayıs 2010, Celal Bayar Üni. Manisa, 2010.
Dumitraşcu, Ion-Mariana Maximescu, O istorie a Braşovului (‘A history of Brasov’) Phoenix, Braşov, 2001.
Emre, Ahmet Cevat, Eski Türk Yazısının Menşei, Türk Dili, Seri II/18-20, TDK Yay., Ankara, 1943
Gülensoy, Tuncer, Orhun’dan Anadolu’ya Türk Damgaları Damgalar -Enler -Ġmler, TDAV yay., İstanbul, 1989.
Heather, Peter, The Goths, Blakwell, 1998.
Heather, Peter and Jhon Matthews, Gots in the Fourth Centruy, Liverpool Üni. Pres, 1991.
Kalafat, Yaşar, Türk-Ermeni İlişkilerinde Kültürel ve Siyasi Boyut, Ermeni Araştırmaları, 12-13. Sayı Kış- Sonbahar 2003.
Oldenburg, Konrad Gündisch, The History of Transylvania ant The Transylvanian Saxon, Germany, 2004.
Vasiliev, Aleksandr A. The Goths in the Crimea, Cambridge, MA: The Mediaeval Academy of America, 1936

Reklamlar

About this entry