Türklerde Takvim ve Zaman Ölçüsü

1. Güneş esaslı 12 Hayvanlı Takvim:

Gün, yani güneşe bağlı zaman birimi, en eski ve temel zaman ölçüsüdür. Çünkü, Güneş, muntazaman doğar, batar ve böylece gün birimi, Türk insanının da temel ölçüsü olarak ortaya çıkmıştır. Ağaçlardaki çiçeklerin açması veya çemenlerin yeşermesi, geniş anlamıyla zamanı, yıl=seneyi belirleyen bir başka temel unsurdur. Böylece yeşil=yaşıldan “yaş” kavramı ortaya çıkmıştır. Ancak yaş da, yeşillenmeyi görme esas olduğundan, genellikle dolu dolu yaşanan bir sene esas alınır. Şu halde olduğu gibi, Türklerin de en eski takviminin güneş yılı esaslı olduğu anlaşılıyor. Yıllan sıralarken, bunların her birisine bir hayvan ismi verilmiştir. Türkler bunu kendi millî takvimleri olarak da benimsemişlerdir. Kaşgarh Mahmud bu takvimin ortaya çıkışını Türk Hakanına bağlamaktadır. Bununla ilgili bazı efsaneler Türkler (meselâ Kırgızlar) arasında hâlen de yaşamaktadır. Ancak İç ve Uzak Asya kavimlerinin hemen hepsinin bu takvimi bilmekte ve halen de kullanmaktadırlar. Sıçan ile başlayan Oniki hayvanlı takvimde yıllar şöyle devam eder: sığır, pars, tavşan, ejder, yılan, at=koyun, biçin=maymun, tavuk, it, tonguz=domuz. Ejderin yerini “balüY’da alabilir. Yıl isimleri on iki yılda bir devretmesine bir “müçel” denilir. Bu arada 60 lı, (yani 5×12) esası olan bir sekili de varsa da bunun hesaplanması yeterince bilinmektedir. 60 sayısı, hem çift, hem tek sayılara bölünebildiğinden, üçe bölünemeyen yüz (100)’e göre üstün bir tarafı olduğundan, erken bin yıllarda kullanılmıştır. Bir güneş yılında, gökyüzündeki ay yaklaşık 12 defa şekil değiştirdiğinden, büyük zaman biriminin içinde 12 ay vardır denilir. Ayların adı, sıra ile verilmektedir: Birinci ay, beşinci-ay vb. gibi. Son iki ay ise “aralık” ve “küçükay” diye bilinir. Türk takviminde yılın başı, ocak ayı sonlarına rastlanırdı. Türkiye Türklerinde yaşayan bir hâtıra, karakışın 27 gününü belirtmektedir ki, 18 Ocak ayına rastlar. Sonraki zamanlarda, yılbaşı geceyle gündüze, yani 21 Mart=Nevruz’a getirilmiştir.

2. Mevsim esaslı takvim:

Güneş esaslı takvimde, Türklerin yaşadığı coğrafyada iki zaman, güneşin en aşağıda ve en yukarıda olduğu zamanlar, çok
kesin olarak bilinebilmektedir. Bu ikili zamanın tam ortası da, geceyle gündüzün eşit olduklan zamandır. Böylece dört zaman, ve aralanndaki mevsimler kesinlikle güneşin hareketlerine göre bilinebilir:
Kış, güneşin en alt düzeyde oluşu ile, 22 Aralık’ta başlar.
Yaz, ilk geceyle gündüzün eşitliğinde, 21 Mart’da başlar.
Yay, güneşin en yukarıda olduğu 21 Haziran’da başlar.
Güz, ikinci geceyle gündüzün eşit olduğu 22 Eylül’de başlar.
Bu dört mevsim, ortalama 90 günlük süreleriyle Türk takviminde de bir başka temeli oluşturur. Çünkü yukarıdaki isimler, Türklerde mevsim adlan olarak kullanılır. Mevsim adlanndan, sadece Batı Türklerinde, XV. Yüzyıldan itibaren, “yay”, öteki anlamıyla (ok-yay) kanştığından olsa gerek kaybolmuş, yerini “yaz” almış, yaz’ın bıraktığı boşluğu ise Farsça “bahar” doldurmuştur. Öteki Türklerde halen de bu isimler kullanılmaktadır. Her mevsim, kendi adıyla anılan üç aya bölünmüştür: İlk (ön), orta ve son (geriki) ay. Meselâ Kışın ön (ilk) ayı, Kışın orta ayı ve Kışın son (geriki) ayı gibi. Timur’un Kazakistan kitabesinde görülen bu esaslı takvimin ay isimleri yüzyıllar boyunca Türkler arasında yaşamıştır. Mevsimler 3 aya değil, kimi zaman 45′e günlük iki aya da bölünmüştür. Bununla birlikte 40+50 türünde de bölünme görülebiliyor (erbainhamsin gibi).

3. Ay esaslı takvim:

Türkler, kısmen Çin’in kısmen de sonradan girecekleri İslâmiyetin etkisiyle, ay yılı esaslı takvimleri de kullanmışlardır. Ay yılı 354 gün, 8 saat 48 dakika, güneş yılı ise 365 gün, 5 saat 48 dakika 14 saniye olduğundan arada 10 gün, 21 saatlik bir fark vardır. Çin takvimi ay yılı esaslı olduğundan, üç senede bir, yılı 13 ay yaparak tabiat hadiseleriyle çakışmayı sağlıyorlardı. Türk takviminin de yıl başı, komşu ülke ile birleşmek amacıyla bu yolu takip etmiş olmalıdır. Çünkü bilinen yıl başı, Ocak sonlannda olmakla birlikte, tarihî kayıtlarda kesin bir gün bilinemiyordu. Fakat böylesine dağınıklık, belirli bir dönemden sonra giderilmiş, yıl başı, 21 Mart aynı zamanda Türk millî takviminin, yani Oniki hayvanlı takvimde de yeni senenin başlangıcı sayılmıştır. Günümüzde Türklerin bir kısmı eski hayvan takvimini kullanmaktadırlar. Önemli bir kısım öteki takvimlerin etkileriyle kendi takvimlerini oluşturmuşlardır. İslâm Devleti 17.VII.622 tarihinde başlayan ay esaslı takvimi Hicrî takvim kullandığından, Türkler Müslüman olduktan sonra bunu da benimsemişlerdir. Ay isimleri muharrem, safer, rebiyül-evvel, rebiyül-ahır, cemaziyel-evvel, cemaziyel-ahır, receb, şaban, ramazan, şevval, zilkade ve
zilhicce olup, bazıları kişi ismi olarak kullanılmışlardır (Muharrem, Receb, Şaban ve Ramazan gibi). Bununla birlikte, Türk Devleti’nde, hicri takvimle yanyana, iktisadî gereklilikten sonra güneş-yılı esaslı takvim de kullanılmıştır.

4. Gün içindeki zamanın bilinmesi:

Türkler geçmişte günü, kün ve tün olarak ikiye ayırmışlardır. Gün, yani aydınlıkta, gündüz güneşin durumu, bu hususta en açık işarettir. Tün, yani gece içindeki zamanı, genellikle gökyüzündeki yıldızların hareketiyle bilmişlerdir. Türkler arasında yıldız isimlerinin ortak oluşu, bu türden bilgilerin çok erken zamanlarda edinilmiş olacağını gösterir. Manas’da Tan ağarıp atkanda, Terezi yıldız batkanda ifadesi, Batı Türklerinin de çok iyi bildikleri “terezi”lerin zaman belirlemedeki önemini gösterir. Gökyüzündeki öteki yıldızlar (çoban yıldızı gibi) gece içindeki zamanı belirler. Vakti bilmek ve belirlemekte horoz da işe yarıyordu. Saat, muhtemelen bilinmesinden hemen sonra, erken zamanlardan itibaren Türkler arasında da, Türk esnafı arasında da yayılmıştır. Türk esnafı arasında saatçi ustalarının varlığını, XV. Yüzyıldan itibaren kesinlikle bilmekteyiz.

KAYNAK: Tuncer BAYKARA – Türk Kültür Tarihine Bakışlar

About these ads

About this entry