“Güneşin Oluşu” ile İlgili Efsaneler

Aşağıda özet olarak vereceğimiz bir Altay efsanesi, yine Altay Türklerinin“Türeyiş”efsaneleri ile yakından ilgilidir. Altay türeyiş efsanelerinde de, önceleri sonsuz bir denizden başka bir şey yoktu. Aşağıdaki efsaneye göre ise, ay ile güneş bir ayna (Toli) dan başka bir şey değil idiler. Cengiz Han’ın en küçük oğlunun adı da“Toluy”, yani“Ayna”idi. Bu inanışa göre,“Ay ile güneşin kendi kendilerine, sahip oldukları bir güç veya kudretleri yoktu. Bunlar, yalnızca Tanrı’nın verdiği ışık ve sıcaklığı yansıtmaktan başka, bir iş yapmıyorlardı. Nihayet bir maden parçası olan aynadan başka bir şey değil idiler. Bu sebeple, Şamanların ayna ile fala bakmalarını, bu inanışlarla ilgili görenler olmuştur.”Şamanlara göre, dünyada ne olmuş ve ne olacaksa, her şey ve her olay, bu aynaya vururdu. Tabiî olarak Şaman’ın elindeki ayna da, ay ile güneşin bir sembolü idi. şaman, elindeki bu güneşe bakarak falını açar ve gelecek hakkında fikirlerini söylerdi.

Batı Sibirya kavimlerinden Ostyak’lar ise, ellerine bir ayna bile almağa lüzum görmeden güneşe ve üzerindeki lekelere bakarak fallarını açarlardı. Şamanlar elbiselerinin üzerinde, ay ile güneşin resimleri bulunan madenî pil’kalar da taşırlardı. Bunlar da hep, fal açma ve sihir yapmağa yarayan, aynı zamanda ayna yerine de geçen aletlerdi. Artık bu eşyaların nevileri, Şaman’ın zenginliğine ve büyüklüğüne göre değişirdi. Yanlarında yerli aynalar taşıyan Şamanlar olduğu gibi; Çin’den getirilmiş ve üzerinde, gökteki“Oniki burcun”resimleri bulunan ithal mallarına sahip olan Şamanlar da vardı. Güneşin oluşu ile ilgili Altay efsanesi şöyledir:

“Ne ay, ne güneş varmış, insanlar uçarlarmış,

Uçanlar ısı verir, ışıklar saçarlarmış.

Nasıl olmuşsa birgün, bir insan hastalanmış,

Tanrı bir şey göndermiş göğün içinde yanmış.

Aynaya benzer şeyler, büyümüş büyümüşler,

Onların ışıkları, gökleri bürümüşler.

Bunlar göklerde yanan, ayla güneş olmuşlar,

Yeryüzünde yaşayan, insana eş olmuşlar”.

Altay Türklerinin yukarıdaki efsanelerini, Kalmuk’lar biraz daha değiştirerek, şöyle anlatırlar:

“İnsanoğlu yaşarmış, Tanrı’nın göklerinde,

Ne suç ne günah varmış insanın köklerinde.

İhtiyaç duymazlarmış, ne ay, ne de güneşe,

Tanrıyla yaşarlarmış yokmuş gerek bir eşe.

Tanrı onlara kızmış, insana şekil vermiş,

Dünyaya gidin demiş yeryüzüne göndermiş.

Ne ısı, ne de sıcak, insan saçamaz olmuş,

Tanrıya güneş için, insanoğlu yalvarmış,

Tanrı güneşle aya, buyurmuş hep parlamış”.

Türk mitolojisine göre,“Gökte bir güneş ve bir tane de ay vardı”. Kuzey-Doğu Asya ve Moğol’larına gidildikçe, onların mitolojisinde, güneşin sayıları daha da çoğalır. Bu, daha ziyade Budizm’in ve Güney Asya kültürlerinin tesiri ile meydana gelmiş bir inanç olmalıdır. Meselâ, Çin mitolojisine göre 10 ve Hint mitolojisine göre 7 güneş vardı. Asya’nın kuzey-doğu uçlarında yaşayan iptidaî kavimler, önceleri genel olarak“Üç güneş”in var olduğuna inanırlardı. Bu bölgede yaşayan Gold’lara ait bir efsaneyi burada vermeden geçemeyeceğiz:

Yer ile gök imişler, ta ezelden akraba,

Ayla güneş demişler:

Ah bunlar da ne kaba!

Hücum edip almışlar, ayla güneşi gökten,

Yerde zindan yapmışlar hapse koymuşlar kökten.

Zalimmiş yer nedense, onları hep ezermiş,

İyi kalpli gök ise, kendini hep üzermiş.

Gök hemen kirpi olmuş, göklerden yere inmiş,

Yerle bahse tutuşmuş, bahiste yeri yenmiş.

Demiş: “Bana bir at ver ayna gibi çok parlak,

Yer aramış denemiş, mızrak at bulamamış,

Güneşle ayı vermiş, daha çok tutamamış.

KAYNAK: Bahaeddin ÖGEL

Reklamlar

About this entry