Divanü Lugati’t Türk’te Kavim Adlarıyla ve Sözlü Tarihle İlgili Efsaneler

Kavim-boy adlarıyla ilgili efsaneler bir boyun nasıl ortaya çıktığı, isminin menşei hakkında bilgiler veren kısmen menşe mitlerine dayanan efsanelerdir. Tarihî vesikaların ulaşamadığı yerde efsane ve destanlar vardır; bu sebepten bir kısım destan, menkıbe ve efsaneler sözlü tarih karakteri taşır.

Divan’da yer alan 12 hayvanlı Türk takvimiyle ilgili efsane Türklerin kullandıkları bu takvimle ilgili olarak bize bu konudaki en geniş bilgiyi vermektedir. Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lugati’t-Türk’te “Bars” maddesinde, 12 hayvanlı Türk takviminden bahseder, takvimin Türkler arasında çok meşhur olduğunu belirttikten sonra aşağıda kısaltarak aldığımız efsaneyi verir: “Türkler on iki çeşit hayvanın adını alarak on iki yıla ad olarak vermişler; çocukların yaşlarını, savaş tarihlerini ve daha başka şeyleri hep bu yılların dönmesi ile hesap ederler. Bunun kökü şöyle olmuştur:

Türk Hakanlarından biri kendisinden birkaç yıl önce olan bir savaşı öğrenmek istemiş, o savaşın yapıldığı yılda yanılmışlar. Onun üzerine bu iş için hakan ulusuyla geneş (müşavere) yapar ve kurultayda ‘Biz bu tarihte nasıl yanıldıksa bizden sonra gelecek olanlar da yanılacaklardır; öyle ise biz şimdi göğün on iki burcu ve on iki ay sayısınca her yıla birer ad koyalım; sağışlarımızı bu yılların geçmesiyle anlayalım. Bu aramızda unutulmaz bir andaç olsun,’ dedi. Ulus, Hakanının bu önergesini onayladı.

Bunun üzerine Hakan ava çıkar; yaban hayvanlarını Ilısu’ya doğru sürsünler diye emreder. Bu, büyük bir ırmaktır. Halk bu hayvanları sıkıştırarak suya doğru sürer. Bu hayvanlardan avlarlar, bir takım hayvanlar suya atılırlar, on ikisi suyu geçer, her geçen hayvanın adı bir yıla ad olarak takılır. Bu hayvanlardan birincisinin adı sıçgan (sıçan) imiş. İlk olarak geçen hayvan bu olduğu için senenin başı bu adla anılmış ve “sıçgan yılı denilmiş. Bundan sonra sırasıyla geçen hayvanların adları yıllara verilmiş:

Ud yılı (öküz yılı),

Pars yılı (bars yılı),

Tavıçgan yılı (tavşan yılı),

Nek yılı (timsah yılı),

Yılan yılı (yılan yılı),

Yund yılı (at yılı),

Koy yılı (koyun yılı),

Biçin yılı (maymun yılı),

Takagu yılı (tavuk yılı),

It yılı (köpek yılı),

Tonguz yılı (domuz yılı),

Sayı tonguz yılına varınca dönülerek yine sıçgan yılına başlar.”15

Kaşgarlı, bundan sonra her yılın ifade ettiği manaya değiniyor, Türklerin her farklı yılda o yılın hayvanının özelliğine bağlı olarak farklı tabiat olaylarının ya da sosyal hadiselerin yaşanacağına inandıklarını ifade ediyor. “inanç merkezli 12 hayvanlı Türk takvimi efsanesinden iki sonuç çıkarmak mümkündür:

a) Türklerin çok eskilerden beri zamanı ölçebildiklerini ve bunu 12 hayvanlı takvimle yaptıklarını,

b) Türk halk inancında hayvanlara atfedilen özelliklerin inanç bağlamında yıllara da yansıması.”16

Ziya Gökalp’e göre 12 hayvanlı Türk takvimine esas olan hayvanlar totem döneminin kalıntılarıdır. Bu takvim Türklerden komşuları olan Çin’e, Tibet’e, Hind-i Çin’e, Mançurilere ve Moğollara geçmiştir.17

12 hayvanlı Türk takvimi hakkında geniş bilgi verilmiş olan bu efsane mitolojik köken taşımakla birlikte sosyal-medenî yaşayışı düzenleyen bir sistemin nasıl oluşturulduğunu anlatmaktadır.

Kaşgarlı, Türkmen, Kalaç ve Çigil boy adlarını halk arasından dinlediği efsanelerle açıklamıştır.

Kalaç, Türkmen, Çigil boy adlarının efsaneleşmiş açılımı şüphesiz sözlü tarih açısından da kıymet ifade eder. Kaşgarlı, Türkmen adının ortaya çıkması hakkındaki efsaneyi anlatırken Oğuz Destanı’nda da mevcut olan Kalaçların ad alması hakkında da bir efsane verir. “Bunlara Türkmen denilmesinde bir hikâye vardır, şöyledir:” ifadesiyle başlıyor. Kaşgarlı efsane için hikaye ifadesini kullanmıştır.

Zülkarneyn’in Türk ülkelerine yürümesini, Türklerin başında Şu adlı genç bir hükümdarın olduğunu, İskender’in seferinin ayrıntılarını, Türklerin hakanlarının gitmesiyle nasıl başsız kaldıklarını uzun uzun hikaye ettikten sonra şu iki efsane metniyle Türkmen maddesini başlıyor:

“Hakan ordusuyla savuşup gittikten sonra orada çoluk çocuklariyle yirmi iki kişi kalmıştı.

Bunlar geceleyin hayvanlarını bulamamışlar ve savuşamamışlar idi. işte bunlar o kimseler ki kitabın baş tarafında adlarını söyledim. Hayvanlarının belgelerini beyan ettim: “Salgur” ve başkaları gibi. Bu yirmi iki kişi yayan çekilip gitmek, yahut orada kalmak üzere konuşurlarken iki kişi çıkagelir; bunlar ağırlıklarını sırtlarına yüklenmişler, yanlarına çoluk çocuklarını almışlardı. Ordunun izine düşerek gidiyorlardı, yorulmuşlar, terlemişlerdi. Bu yirmi iki kişi yeni gelen iki kişi ile tanışırlar ve konuşurlar.

Bu ikiler derler ki: “Zülkarneyn denilen adam bir yolcudur. Bir yerde durmaz, buradan da geçer gider.

Biz de kendi yerimizde kalırız”. Yirmi ikiler onlara Türkçe “kal aç” derler, “aç kal” demektir.

Sonradan bunlara “Kalaç” denilmiştir; asılları budur. Bunlar iki kabiledir. Zülkarneyn gelip bunları saçlı ve üzerlerinde Tük belgeleri bulunduğunu görünce sormadan onlara Türkmanend “Türke benzer” demektir, der. İşte bu ad onlarda bugüne kadar kalmıştır.”18

Türkmen maddesinde birisi Türkmenle, diğeri kalaçla ilgili olmak üzere iki efsane yer almaktadır. Kalaç boy adıyla ilgili Zülkarneyn’e başlanan efsane Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz’un adına başlı olarak yer alır. Oğuz Kağan sefer sırasında yol üzerinde gördükleri bir kalenin kapısını açması ve orada kalması için askeri arasından bir komutanını görevlendirmiş, “Sen burada kal ve aç” demiş, onun kaldığı yerde ondan türeyen boya da Kalaçlar denmiştir: “Oğuz Kağan’ın ordusunda yakışıklı bir kişi vardı. Onun adı Usta Tömürdü idi. Oğuz Kağan ona emir verdi: Sen burada kal, kapıyı aç, açtıktan sonra orduya geri dön. Bundan sonra ona Kalaç adını koydu.”19 Görüldüğü gibi bu efsane Oğuz Destanı’nda farklı bir olaya başlanmıştır. Ancak Oğuz Kağan Destanı’nın İslamî dönemlerde oluşan varyantlarında Kalaç adının verilmesi Kaşgarlı Mahmut’un anlattığı şekildedir, Oğuz’la ilgili olarak verilmiştir. Bu da İslamî gelenekte Oğuzla ilgili efsanelerin zaman zaman İskender-i Zülkarneyn adına aktarıldığını kanıtlamaktadır. Oğuz Kağan Kalaçların yanı sıra Karlukların, Saklapların, Kanglıların da adlarını vermiştir. Ancak kültür etkileşmesi sürecinde Oğuz Kağan’a ait olan birçok olgu Zülkarneyn’e mal edilmiştir.

Türk maddesinde yer alan Türk adıyla ilgili bilgiler çok net olamamakla birlikte efsane karakteri taşımaktadır. Bugünkü anlamda efsane tanımlarımızın dışında kalsa da Türk maddesindeki bilgiler dinî- İslamî olduğu kadar efsane-destan kaynaklı bilgilerdir. Metinde Türk adı ile ilgili 2 rivayet anlatılıyor. Bunlardan birincisi Nuh’un oğlunun adı olmasıdır ki mitolojik destanî metinlerde de bu bilgiye rastlarız. Diğeri ise hadise dayalı bir bilgidir. Bu anlatının Türklerin yurtları olan o yüksek yerde niçin yaşadıklarını ve geri planda da savaşçılık özelliklerinin sebebini açıklıyor. Efsaneye göre Türklerin savaşçılığı Allah vergisidir:

“Türk. Allah’ın selamı üzerine olsun Nuh’un oğlunun adı….”

“Biz diyoruz ki Türk, Allah’ın verdiği bir addır. Bize ehl-i mübarekten şeyh ve İmam el-Hüseyin ibn Halef el Kaşgari dedi, ona da ibn el Garqî demiş: İbn Ebî’d Dünya diye tanınan Şeyh Ebû bekr el Mugîde’l-Cercerâni’nin Ahir Zamana Dair adlı kitabında aktardığı ve isnat zinciri Peygamber’e (s.a.s) dayanan bir hadise göre Allah ü Teâlâ ‘Benim bir ordum vardır, ona Türk adını verdim. Onları doğuya yerleştirdim. Bir halka kızarsam, Türkleri o halk üzerine musallat kılarım’ diyor. İşte Türklerin bütün mahlukattan üstünlüğü şudur: Cenab-ı hak onlara isim vermeyi kendi üzerine almıştır, onları arzın en yüce ve en havadar yerine yerleştirmiştir, onlara kemdi ordum, demiştir.” 20

KAYNAK: Behiye KÖKSEL

Kaynakça:

10 Mahmud el- Kaşgari, a.g.y., s.369

11 Mahmud el- Kaşgari, , a.g.y ,s.236

12 Mahmud el- Kaşgari, , , a.g.y., s.235

13 Mahmud el Kaşgari, , a.g.y., s.201

14 Mahmud el- Kaşgari, , a.g.y., s.195

15 Kaşgarlı, Mahmut, Divanü Lugati’t Türk Tercümesi (Besim Atalay) , TDK Yayınları, C. 1, Ankara 1998, s.344-348

16 Fuzuli Bayat, Büyük Türk Bilgini ve Ansiklopedisti Kaşgarlı Mahmut, Ötüken Yayınları, , İstanbul, 2008, s.126

17 Ziya , Gökalp Türk Medeniyeti Tarihi, Kültür Bakanlığı Yayınları, İst.,1976, s.56

18 Kaşgarlı, Mahmut, Divanü Lugati’t Türk Tercümesi (Besim Atalay), TDK Yayınları, C. 3, Ankara 1999, s.412-415

19 Bkz. Fuzuli Bayat,,Oğuz Destan Dünyası. Oğuznamelerin Tarihi, Mitolojik Kökenleri ve Teşekkülü, Ötüken, Yayınları, İstanbul, 2006.



About this entry