Dağ Keçisi Damgası

Dağ keçisi damgası için Cengiz Alyılmaz şu görüşleri ileri sürmektedir: “Dağ keçisi/teke damgası, Türk dünyasının en eski ve ortak damgalarından biridir. Bu damga, yüceliği, erişilmez yerlere erişilebilirliği, bağımsızlığı, özgürlüğü, kararlılığı, asaleti ve cesareti sembolize eden bir damgadır. Tanrı‟nın yeryüzündeki temsilcisi olduğuna inanılan kağanı simgeler. Bu sebeple Doğu Türkistan‟daki, Moğolistan‟daki, Tuva‟daki, Saka Eli‟ndeki, Hakasya‟daki, Kazakistan‟daki, Kırgızistan‟daki Saka, Hun, Avar, Köktürk, Uygur, Kırgız… dönemlerine ait kurganlarda, mezarlarda, dikili taşlarda, yazıtlarda, kayalarda, heykellerde, taşbabalarda kağanı temsilen veya kağana bağlılığı belirtmek için dağ keçisi damgasına/teke damgaya yer verilmiştir.

Köl Tigin, Bilge Kağan, Çoyr, Karabalgasun, Deel-Uuul, Hotuuv-Us yazıtlarında; Koçho Tsaydam, Şivet-Ulaan, Töv Aymag, Bayan Ölgey ve Gobi Çölü‟ndeki pekçok insan ve hayvan heykellerinde, taşbabalarda bulunan dağ keçisi/teke damgası, bu damganın eski Türk anıt ve yazıtlarında kağanı temsilen kullanılan ortak bir damga olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Türk milletinin var olduğu, ulaştığı her yerde dağ keçisi damgasının izine rastlamak mümkündür. Bu damgayı, bu damganın yansıttığı, taşıdığı kültürü inkâr etmek: önce Köktürk ve Uygur dönemlerinin Avar, Hun ve Saka dönemleriyle ilgilerini; sonra da Altaylar‟dan Kafkaslar‟a, Kafkaslar‟dan Anadolu‟ya; Anadolu‟dan da Avrupa‟nın içlerine kadar uzanan Türk kültürü ve medeniyet zincirini/varlığını göz ardı etmek anlamına gelir. Hem bu damganın varlığını inkâr etmek, Türk kültür ve medeniyetine zarardan başka bir şey de getirmez. Zira damgalar, yaşayışın ve inanışın kristalize olmuş şekilleridir. Ait oldukları milletlerin kültür ve medeniyetini geçmişten hâle hâlden istikbâle taşırlar. Dağ keçisinin (dolayısıyla bu damganın) Türk mitolojisinde, Türk yaşayış ve inanışında/Türk kültür ve medeniyetinde apayrı bir yeri ve önemi vardır.”

KAYNAK: Cengiz Alyılmaz, Bir Asparagas Haber ve Kurt, Dağ Keçisi, Geyik Sembol ve Damgaları, Orkun Dergisi, Sayı 37, Mart 2001


About this entry