Kut 1

Tuğİbrahim KAFESOGLU, Türk Milli Kültürü, İstanbul, 1996, s. 236.

Devlet, hukuki bakımdan emretme hak ve yetkisine sahip ve o emri icra kudreti de olan bir yüksek sosyal nizâmdır. Fakat bahsedilen bu emretme hakkının itaat eden halk tarafından “mesrû” kabul edilmesi gereklidir. Nitekim bu durumun aksi söz konusu oldugu zaman devlet yok, zorbalık var demektir. Mesrulugu tanınan devletlerde, topluluklara göre çok çesitli olan hakimiyet sekilleri arasında; gelenekçi, karizmatik ve kanunî hakimiyet olmak üzere ortak vasıfta üç tip görmek mümkündür. Eski Türk hâkimiyet telakkisi ise; hakimiyet yetkisinin Tanrı tarafından verildigi “karizmatik tip” olarak kabul edilmistir.

Resat GENÇ, Karahanlı Devlet Teskilatı, T.T.K., Ankara, 2002, s. 33.

Karizmatik iktidar tipi olarak kabul edilen Türk hâkimiyet telakkisine göre; Türk hükümdarlarına idare etme hak ve selâhiyeti bizzat Tanrı tarafından bir ilahi lütuf olarak verilmis; Türk hükümdarı Tanrı irade edip, kendisine kut ve kısmet verdigi için devletin basına geçmistir.

Yani siyasi iktidarının kaynagı kendisine “kut” veren Tanrıdır ve hâkimiyetinin menseî ilahidir. Bu açıdan Türk hükümdarı adeta gögün yeryüzündeki temsilcisi gibidir. Bu hâkimiyet anlayısının Asya Hun Devleti zamanından beri, asırlar boyunca Türk Devlet idaresinin temel unsuru olarak kaldıgı da malumdur.

İbrahim KAFESOGLU, “Kutadgu Bilig ve Kültür Tarihimizdeki Yeri”, İstanbul Ünv. Edebiyat Fakültesi, Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı: 1, İstanbul, Ekim 1970, s. 24.

“Türklerdeki bu kut telakkisi, hukukî tabiri ile imperium’dan baska bir sey degildir. İmperium idari, askeri ve kazaî sahalarda hâkimiyet hakkı manasında olup, topraga da ancak idare edilen insanlar vasıtasıyla râci olunur. Buna göre, idareci ile tebânın müstakil bir ülkede ve onun üzerindeki kuruluslarda ortak hak ve sorumlulugunu tazammun eden imperium anlayısının, Türklerde milattan önceki yüzyıllara kadar giden bir kıdeme sahip oldugu görülüyor.

Bahaeddin ÖGEL,Türklerde Devlet Anlayısı (13. Yüzyıl Sonlarına Kadar),Ankara, 1982, s. 175

Kut ve kutlulugun; bir baska ifade ile devlet, ikbâl ve ululugun, Türk kaganlarına Tanrı tarafından verildigi kuskusuz olmakla birlikte; ancak bu kutlamanın hangi yollar ve vasıtalar ile yapıldıgı bilinmemektedir. Ayrıca Tanrı sadece “kut” vermekle kalmıyor, aynı zamanda kutla beraber; Yarlıg (emir ve istek), ülüg (baht ve talih), güç ve digerlerini de bagıslıyordu. Bu nedenden dolayı “kut” anlayısı incelenirken, birbiriyle çok yakından iliskili olan bu Tanrı vergilerini de göz önüne almak gerekmektedir.

Kut inancı, Türk düsünce hayatının temel ilkelerinden biri olarak; tarihin baslangıcından günümüze kadar süregelmis, güçlü bir devlet düsüncesi ve felsefesi olusmustur. Daha sonra da olgunlasarak, büyük devletler kurmus olan Türklerde halk kitlelerinin ruhlarına kadar inmis ve onların günlük hayatlarını bir düzene sokmustur.

Cengiz BALCI, Destanlardan Kutadgu-Bilig’e Türk Devlet Gelenegi, (Yayımlanmamıs Yüksek Lisans Tezi), İnönü Ünv., Malatya, 1999, s. 79.

Kut’un anlamı ile ilgili degisik görüsler mevcuttur: “Ziya Gökalp’e göre, Kut Samanizm’in kalıntısı ve “ruh”tur. Klan halinde yasayan ilkel topluluklardaki “mânâ” denilen esrarlı ruhun aynıdır. Doerfer’e göre “kut”, insanın bir çesit otonom ruh gücüdür ki, özellikle hükümdar bakımından, gök ve yer bakımından desteklenmeye muhtaçtır. Kasgarlı Mahmud’da “kut” tabirine “devlet” anlamını vermistir. Kutadgu Bilig’in isminde de bulunan “kutadgu” ibaresi, kutadmak fiilinden yapılmıs masdar olup, kut’a eristirmek, kut sahibi kılmak demektir. Vambery ve Radloff “kut”u, “saadet” diye niteleyerek, Kutadgu Bilig’i Almancaya “Saadet verici ilim” diye tercüme etmislerdir. S. M. Arsal’ın kanaatine göre; kut sadece “saadet” degil, “talihlilik”, “ikbal” mânâlarının yanında “siyasi hakimiyet” anlamlarını da ifade etmekteydi”.

B. ÖGEL, a.g.e., s. 182.

Kut, sans ve talih degil, Tanrı’nın vermis oldugu bir lütuf ve keremdir. Yani talih ve rastlantı degildir. Sonucu ise basarı olarak görülür. XI. yy’da Kasgarlı Mahmud ile digerleri kut’u, Arapça devlet karsılıgı ile anıyorlardı. Devletli olan, ikbâl ve saadet sahibi olmalıdır. Ancak o günkü saâdet sözü bugünkü mesut olmak ile aynı anlamda söylenmiyordu. Kut ve kutluluk; halkın anlayısı ile bir devlet kusu gibidir.

R. GENÇ, a.g.e. s. 34.

Resat Genç’e göre kut; “baht, iyi talih, ugurluluk ve saâdet manalarından baska asıl siyasi hakimiyet kudreti yani devleti idare kudret ve selahiyeti anlamında görmek gerekmektedir”.

İ. KAFESOGLU, a.g.m., s. 26.

“Sadri Maksudi Arsal tarafından tespit edildigi ve simdiye kadar da görüldügü gibi kut, aslında siyasi hâkimiyet mefhumunu ifade etmektedir. Talih, saadet, bahtiyarlık ikinci planda kalan ve ancak sonraları ortaya çıkan tâli mânâlar durumundadır ki, daha çok Batı Türk lehçelerinde görülen bu mânâ degisikligi veya mânâ genislemesinde İslâmi çevrenin tesiri rol oynamıs görülmektedir. Kut’un “mübarek” mânâsıda Tanrı ile olan ilgisinden dogmaktadır”.

Abdülkadir İNAN, “Yusuf Has Hâcib ve Eseri Kutadgu Bilig Üzerine Notlar”, Türk Kültürü, Sayı: 98, Yıl IX, Ankara, 1970, s. 117.

M.Ö. II-I. yüzyıllarda Hunlar’ın kaganları bu kelimeyi “tengri kutı” seklinde bizzat ünvanlarında kullanmıslar ve bu kelimeyi Türklerin temas ettigi dinler dahi ortadan kaldıramamıslardır. İslam döneminde “kut”, “talih, baht, saadet” anlamlarına gelmisse de, İslam’dan önceki manası ve ifade ettigi dini kült XI. asırdan sonra İslâm edebiyatında da pek çok yerde zikredilmistir.

İ. KAFESOGLU, T.M.K, s. 237.

Vesikalar Türk hakanına devlet idare etme hakkının Tanrı tarafından verildigini göstermektedir. Asya Hun İmparatorunun ünvanı “Gök Tanrı’nın, günesin, ayın tahta çıkardıgı Tanrı Kut’u Tanhu idi. Hsia Hun Devleti tanhusu Helien Po Po söyle diyordu: “Benim hükümdar olmam Tanrı tarafından kararlastırıldı…” Avrupa Hun Devleti’nde Bozkır menseili olan “Tanrı’nın kılıcı” hikâyesi ile Sofya’da Hun ve Bizans elçileri arasında çıkan tartısma da Atilla’nın da ilahi kudretle donatılmıs olacagının belirlenmesi ve Akatir kralının Atilla’yı Tanrı’ya benzetmeside aynı anlayısı gösterir. Gök Türk kaganları da aynı telakkiye sahipti: “Tanrı’ya benzer, Tanrı’da olmus Türk Bilge Kagan…”, “Babam kagan ile anam hatunu Tanrı tahta oturttu…”, “Tanrı irade ettigi için, kut’um oldugu için kagan oldum.” Uygur hakanlarının unvanları da bunu gösterir. Tuna Bulgarlarında da öyle. Hazar hakanı, halktan tecrit edilmis tanrısal bir hayat yasıyordu. Görüldügü gibi Bozkır Türk hakanı, Tanrı tarafından kut ve kısmet ile donatıldıgı için devletin basına geçebilmekte idi.


About this entry