Halı-Kilim Sanatı Niçin Önemlidir?

Halı-kilim tarihi ve kültürü Türk sosyal bilimcilerince yeterli düzeyde araştırılmış değildir. Özellikle konu amatör araştırmacılar ya da halk bilimciler tarafında genelde tasvir şeklinde veya bir şehir-bölge esas alınarak kültür tarihindeki yeri dikkate alınmadan incelenmiştir. Ancak bazı önemli sayılabilecek çalışmalar olsa da onlarda da karşılaştırma tekniği kullanılmamıştır.

Bazı valiliklerce hazırlanan kitaplarda bu konu hakkında bolca bilgi bulmak mümkündür. Mesela Hakkari valiliğince hazırlanan bir eserde “Hakkari yöresinde dokunan kilimler onu dokuyan boyun ve aşiretin adını alır. Belli bir aşiretin adını alan kilim bir başka aşiret tarafından dokunsa bile ilk dokuyan aşiretin adıyla anılır. Jirki, Herki gibi aşiret adıyla dokunduğu gibi kişi ismiyle de dokunmaktadır. Gülhanife, Gülsarya gibi. Bazen de kilime işlenen desenlere göre isim alır. Gülhezar, Gülgever, Lüleper gibi” 1 denmiştir.

Gülhezar

Gülhezar

Gülgever

Gülgever

Lüleper

Lüleper

Aynı mantık Şırnak valiliği tarafından hazırlanan broşürde de görülmektedir. Burada sadece “Gülsarya” adı “Gülsariye”, “Jirki” ise “Jirkan” olarak zikredilmiştir.Benzeri anlayışları Türkiye’de bu konuda yapılan araştırmaların hemen hepsinde görmek mümkündür. Her iki eserde de “Gülsariye-Gülsayra” damgası için “bu motif Sariye isimli bir bayan tarafından yapıldığı için adına izafeten bu isimle anılmıştır2 ifadesi kullanılmıştır.

Bazı araştırmacılar ise tarafından da halı ve kilimciliğin “Kürtlere özgü” olduğunu yazmaktadırlar. Mesela Dr. Cemşid Bender, şunları yazar: “Tanınmış halı bilginleri de halı ve kilim dokumacığının Kürtler tarafından icat edildiğini, bu sanatın sonradan ortaya çıkan İranlılarla Türklerin Kürtlerden öğrendiklerini öne sürmektedirler… Halı ve kilimin vatanı Zağros yöresinde. İlk dönemlerde Kürtler Mezopotamya’nın sazlık bölgelerinden kesip işledikleri sazlarla ilk dokuma örneklerini yerlere serdiler. Ancak atın ehlileştirilmesinden sonra aynı halk yünden yapılmış keçe sanatını yarattı” 3.

Bilindiği gibi atın Türkler tarafından ehlileştirildiği konu hakkında çalışan dünya tarihçileri tarafından kabul edilmektedir. Diğer yandan halı-kilim sanatın coğrafyası konusunda tartışma yapılmamaktadır. Çünkü bu konudaki buluntular ve bilgiler herkesin malumu olduğu üzere ilk tarihi halı örnekleri Altaylardaki Pazırık kurganı ile Doğu Türkistan’da bulunmuş olup M.Ö. 5-3. yy.da yapıldıkları tahmin edilmektedir. Ayrıca keçe sanatının vatanı Anadolu değil Asya’dır. Tarihte ilk keçe buluntuları da bugünkü Doğu Türkistan, Moğolistan ve Altaylarda bulunmuştur.

Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanan Güran Erbek ve Mine Erbek tarafından yazılan eserlerde Türkiye’deki halı-kilimlere kimlik veren damgalar Anadolu’da yaşamış tarih öncesi haklarla ilişki kurularak anlatılmaktadır. Mesela her üç eserde de yukarıda söz konusu olan “Güsayra-Gülsayre”nin dokuduğu damga, Anadolu’da yaygın kullanılan adıyla “Elibelinde” olarak adlandırılmış olup Çatalhöyük, Ahlatlıbel, Hacılar kazılarında bulunan “Anatanrıça”dan kaynaklandığı şöyle yazılmaktadır: “Anadolu kilim ve halı dokuma tekniklerinde karşımıza çıkan “elibelinde motifi” bu heykelciklere benzer formdadır. Dokumalardaki tüm motifler kadının kültürel birikiminin bir yansımasıdır” 4 .

Eagleton, ise yazdığı bir eserde Türkiye’de halı-kilimlerdeki damgaları Kürt damgaları olarak ifade etmiştir 5 . Aynı anlayışı bir çok Batılı araştırmacının eserlerinde de görmek mümkündür. Bu konuda bilgisayarda ufak bir araştırma yapmak yeterlidir.

Türkiye ve çeşitli yerlerde dokunan halı-kilimlerdeki damgalar, yöresel kalındığı, yani karşılaştırmalı yapılmadığı için çok zorlama bir mantık ve çizimle “Anatanrıça” ile ya da Kürtleri Türklerden farklı düşünmenin getirdiği anlayışla izah edilmeye çalışılmaktadır.

Ancak ne enteresandır ki halı-kilimlerdeki simetrik “damgalar-semboller” Türk kültürünün hakim olduğu her alanda görülmektedir. Özellikle Sovyetler birliği zamanında Rusların yayınladığı eserlerde Türk halklarının halı-kimlerinde çokça tespit edilmiştir. Hatta Sibirya’nın en ücra yerlerinde yapılan çalışmalarda aynı damgaları görmek mümkün. Üstelik o damgaları zorlama çizimlere gerek kalmadan o insanları bilinen tarihi arkeolojilerinde görebilirsiniz.

Yukarıdaki bilgilerden anlaşıldığı gibi halı-kilim sanatı ve onun araştırılması sadece bir valilik faaliyeti olarak değil daha ciddi amaçlarla yapılmasını gerekli kılmaktadır. Diğer taraftan devletin kuruluşları, eserler yayınlarken, yayınlanmadan önce o konudaki uzmanların bilgilerine ve hakemliğine başvurmalarını zorunlu kılmaktadır.

 Dipnotlar

1 –

Hakkari Kilimleri (Yazarı, yayınevi ve tarih yok. Ancak Vali Nihat Canpolat zamanında yayınlanmış.), s.10.

2 –

“İpek Halı ve Yöresel Kilim Motifleri”, Şırnak, 2000.
Hakkari Kilimleri, s. 10.

3 –

BENDER, C., Kürt Tarihi ve Uygarlığı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000, s 230-231.

4 –

ERBEK, G., Anadolu Motifleri Sergisi, İzmir, 1986.
ERBEK, G., Anatolian Kilims, Ankara, 1995.
ERBEK, M., Çatalhöyük’ten Günümüze Anadolu Motifleri, Ankara, 2002.

5 –

EAGLETON, W., An Introduction to Kurdish Rugs and other Weavings, Buckhurst Hill, 1988.

KAYNAK: Mustafa AKSOY


About this entry