Tuvada Eski Dağ Keçisi Tasvirleri

Dağ Keçisi

Tuva merkezi Asya’nın Arkeoloji bakımından en ilgi çekici bölgelerinden biridir. Geniş coğrafyasında Tuvalıların ataları tarafından yapılan (kaya üstü tasvirler gibi tasvir sanatının önemli yer tuttuğu) çok çeşitli arkeolojik anıtlar bulunmaktadır. Kaya üstü tasvirler yakın bir geçmişe kadar Arkeolog bilim adamlarının gözünden kaçmıştır. Tuva’nın kaya üstü tasvirlerinin toplanması ve incelenmesi üzerine önemli bir çalışma A. D. Graç tarafından yapılmıştır. 1953 ve 1955 yıllarında bu anıtların zengin komplekslerinin odaklandığı yer olan Tuva MSSC’nin güneybatı ve kısmen orta bölgelerinde çok sayıda yazıtı kayda geçirmiştir. A.D. Graç Tuva’nın kaya üstü tasvirlerini sistemli bir hale getirmişti fakat onun bu tasvirlerinin tarihlendirme ve sınıflandırılmasına dair önerisi ciddi olarak tasrih edilmeye ihtiyaç duymaktadır.

Söz konusu anıtların tarihlendirme ve sınıflandırma probleminin çözümü onların ait oldukları tarih döneminin doğru anlaşılabilmesi için büyük önem taşımaktadır. A.D. Graç’ın yorumlamasına gelince yanlış bir kronolojik sınıflandırma üzerine kurulmuş bu nedenle kaya üstü tasvirlerinin yapıldığı tarihi dönemi her zaman doğru yansıtmamaktadır. İnsanlık kültürünün anıtları olması nedeniyle kaya üstü tasvirlerin önemi büyüktür. Onlar geçmişin parlak sayfalarını açarak, farklı tarihi dönemlerde yaşamış eski boyların ve halkların ekonomik faaliyetleri ve ideolojik düşünceleri hakkındaki bilgilerimizi tamamlıyor. Petroglifler tasviri sanatının anıtları olarak özel bir önem taşımaktadır.

Yayınlanmış verilere göre, Tuva’nın kaya üstü tasvirleri Uyuk dönemi kültürüne (MÖ. VII-III.yy) ve Şurmak kültürünün ilk dönemine (MÖ. II. yy- MS. I. yy) aittir. Şüphesiz eski insanların totemist ve Sihir-Kült ile bağlantılı bu tasvirler gerçek hayatı da yansıtmaktadır. F. Engels şöyle yazıyor “Bütün fikirler tecrübeden alınmıştır. Onlar doğru yada tahrif edilmiş gerçeğin yansımasıdır”.

MÖ. VII-I.yy. Tuva kaya üstü tasvirleri arasında genelde çeşitli yabani hayvan tasvirlerine rastlanır. Bunlar gür dallı ve “ağacımsı” boynuzlu geyik, dağ keçisi, mus, maral, yaban domuzu. Kurt, tilki, yılan vs. gibi stilize edilmiş şematik figürlerdir, boğa, at, deve ve keçi gibi evcil hayvanların tasvirlerine de rastlanmaktadır. Özellikle toplu ve tek geyik avı sahneleri ilgi çekicidir. Atlı ya da yaya avcılar ok ve yayla silahlanmışlardır.

Dağ keçisi tasvirlerinin bir çoğu aşağıda da gösterilebileceği gibi M.Ö. VII-I. Yy. ait olup suni olarak bir bütünden ayrılarak A.D. Graç tarafından yanlış bir şekilde eski Türk dönemi diye (kendilerinin tarihlendirdikleri MS. V-VII yy gibi) özel bir kronolojiye dahil edilmektedir. A.D. Graç’ın tarihlendirmesinin dağ keçisi tasvirlerinin üslubu eski Türk kağanlığının damgalarıyla benzerliğine ve onların güney Sibirya’daki halkların şaman davullarındaki mâlum etnografik tasvirlerle karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Yetersiz delillerle yapılan tarihlendirmenin yalnızca karşılaştırılmalı etnografik analizlere göre tertip edildiği aşikardır. Bu yüzden L.R. Kızlosov Tuva’nın Türk anıtlarını inceleyip şunu belirtiyor “ Tuva’daki yazıtlar VI-VIII.yy. ait olsalar da sorunun tamamen çözüme ulaştığı var sayılmaz”. Burada önemli olan bir nokta da tarihlendirme problemi üzerinde çalıştığı sırada A.D. Graç’ın kendisinin adilane şöyle yazmasıdır.” Kaya üstü tasvirlerin, tarihlendirilmesi güvenilir olan metalden, aynı şekilde ağaç ve kemikten yapılan sanat eserleriyle benzerliği belki de tesadüftür”. Şimdilik biz dağ keçisi tasvirlerinin eski Türk dönemine ait olduğu yönünde delil olarak kullanılabilecek güvenilir bilgilere sahip değiliz. Tuva’da, Moğolistan’da olduğu gibi Altayda da bu döneme ait bir çok kurganda yapılan kazılarda üzerinde kayalara işlenenlere benzer dağ keçisi resmi olan hiçbir eşya, takı, sanat ürünü, bezeme bulunamadı.

A.D. Graç kaya üstü tasvirlerinin diğer kısmını yani geyik, mus, maral, yaban domuzu ve benzeri tasvirleri doğru olarak İskit-Sarmat dönemine yani M.Ö.

tab2

Resim 1

1-2-Minusey Vadisi’nde Tagar dönemin savaş rozeti ve keser. (S. V. Kiselev’den. ) 3-Erken dönem Tagar kurganı duvarındaki köşe taşı üzerindeki tasvir. (A. N. Libskiy’den) 4-Minusin Vadisinden Tagar bronz kazan kulpu (E. R. Rıgdılon ve P. P Horoşih’den) 5-Taş asma-mühür Tacikistan’da M. S. döneme ait kabirden (B. A. Litvinskiy’den) 6-Tacikistan’da M. Ö. 1. binyılın ikinci yarısı olarak tarihlendirilen kurgandaki dağ keçisi tasvirli tablo (A. N. Zelinskiy’den) 7-12- Şaman teflerindeki ve Tuva ve Altay’daki ev eşyalarındaki tasvirler (S. V. İvanov’a dan) 13-21-Tuva’nın kaya üstü tasvirleri (A. D. Graç’dan) 22-27- Kırgızistan’da M. Ö. 7-1. yüzyıla ait kaya üstü tasvirler (A. N. Bernştam’dan) 28-37-Kazakistan’da M. Ö. 7-1. yüzyıla ait kaya üstü tasvirler (L. R. Kızlasov’dan) 38-42-Moğolistan’da kaya üstü tasvirler (G. İ. Borovka’dan)

VII-I.yy’a dahil etmiştir. A.D. Graç bu tasvirleri başka bölgelerdeki aynı döneme ait benzeri resimlere göre başta Tagar kültürüne ait (MÖ. VII-I.yy) bronz ürünlerle benzerliğine aynı şekilde Tuva ve Moğolistan’da ki aynı döneme ait “geyikli kayaların” tasvirlerine göre tarihlendiriyor. Bütün bunlar doğru ve ikna edici ama maalesef A.D. Graç Hakasya, Altay, Tuva, Kazakistan, Orta Asya’da ve diğer yerlerde bulunan MÖ. VII-I.yy ait kurganlarda çıkarılan bronz ve seramik ürünlerdeki dağ keçisi figürlerine ya da tasvirlerine dikkat etmemiştir.

Arkeolojik anıtların tarihlendirme ve yorumlama probleminin işlenmesi esnasında etnografik benzerlikler kesinlikle dikkate alınmalıdır. Fakat etnografik paraleller ve gelenekler istikrarlı güçlerinden dolayı farklı dönemlere yansıyabilirler. Bu yüzden onlar tarih kurgular yapılırken maddi ya da yazılı materyallerle desteklenerek yardımcı bilgi olarak kullanılmalı.

Dağ keçisi geyik ve maral benzeri kayalara vurulmuş şematik figür tasvirleri Tuvalarda olduğu gibi Sibirya’daki diğer geri kalmış ekonomik hayatı ve kültürü yaşayan halklar arasında uzun süre korunmuş olabilir. Bu arada, teflerde ve şamanların büyü-kültünün diğer sıfatlarındaki eski totemist düşüncenin yankıları, yazıtlardaki ile olağan üstü derecede benzerdir. (Resim 1,7-12)

Bununla bağlantılı olarak Tuva’da MÖ. VII-I.yy ait resimler arasında şaman şapkalarını hatırlatan boynuzlu maskeler ve kamlan töreni yapan insanımsı figürlere rastlanması durumu oldukça ilginçtir. Eski dinlerden biri olan Tuva Şamanizm’inin kökleri incelediğimiz döneme uzanıyor olabilir. Şaman şapkalarında süs olarak kullanılan maral dişleri ve kauri kabuğu, Tuva’da Uyuk döneminde kötü ruhlardan koruyan muska gibi kullanılmıştı.

Dağ keçisi, geyik ve maral gibi hayvanlar, bir zamanlar yüksek yaylalarda Sayan-Altay boyları arasında oldukça yaygın totemlerdi. Böylece etnografik veriler bizi zamanın derinliklerine, özellikle Uyuk dönemine götürüyorlar. Eski Türk damgalarının ne amaç ne de kavram alanı yönünden Uyuk zamanı dağ keçisi tasvirleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Fakat o zamanlar özel kişilerin mesela kağanların damga ya da mühürü görevini yerine getiren damga tasvirlerinin şüphesiz Uyuk dönemi totemist-kült tasvirleri arasında prototipleri bulunmaktadır.

Totemist düşünce eski Türk döneminde de güçlü ve istikrarlı idi. Bu nedenle eski Türk kağanlarının etrafını saran Uyuk dönemi kaya üstü tasvirleri arasında dağ keçisini kendi damgaları olarak seçmeleri tesadüf değildir.

Dağ keçisi figürlerinin teknik ve stilistik yöntemleri, konu ve kompozisyonun ana fikir yönünden Uyuk dönemi geyik, mus, maral ve yaban domuzu tasvirlerinden pek farkı yoktur. Dağ keçisi, bu hayvanlarla birlikte duvarlarda sıkça yer almaktadır. Aynı komplekste geyikler, muslar, marallar ve diğerleri ile birlikte, tek ya da sürüler halindeki dağ keçisi tasvirlerine de rastlanmaktadır. Bütün bu güçlü stilize edilmiş hayvan tasvirleri (geyikler gibi keçiler de) MÖ. VII-I.yy Avrasya steplerinde yaşayan boyların tasviri sanatın ana konusunu oluşturan İskit-Sibirya hayvan üslubu olan dövme tekniği ile kayalara vurulmuştur.

Uyuk dönemi kaya üstü tasvirlerindeki teknik ve stilistik farklılıklar eski ressamların kendilerine has çizgileri ve MÖ. VII-I. Yy. arasında farklı tarihlerde yapılmış olmaları ile açıklanabilir. Erken Ortaçağ (Eski Türk) kaya üstü tasvirleri stilistik ve teknik özellikleriyle VII-I. yy. tasvirlerinden net bir şekilde ayrılmaktadır. Hakasya ve Altayın doğru tarihlendirilmiş orta asır yazıtları kontürleri oyularak çizilmiş insan, evcil ve yabani hayvanların tasvirlerini ihtiva etmektedir. Aynı şekilde Orhun nehrindeki anıtlarda kağan damgaları oyma tekniği ile yapılmıştır. geyikler gibi dağ keçisi tasvirlerinin de Hakasya, Tuva, Altay, Kazakistan ve Orta Asya’nın MÖ. VII-I yy. Ait metal, seramik ve diğer ürünleri arasında bol miktarda benzerleri, bazen tıpatıp kopyeleri bulunmaktadır.

Hakas-Minusin vadisinde Tagar dönemi kurganlarda ayakta duran dağ keçisi figürlü çan şekilli savaş rozetleri bulundu. (Resim 1), bu rozetlerin tepesinde her dört eğimin üstünde ayakta duran dağ keçisi figürü ayakta duran keçi şeklinde tutacağı olan bronz ayna , iki adet ayakta duran keçi figürü olan keser (Resim. 1-2), keçili bıçak benzerleri

Kaya üstü dağ keçisi tasvirlerinin üslubu birçok Tagar figürlerine çok benziyor. Mesela onlara benzer İskit tipi dikey bronz kazanı kulpunun yerine kullanılan şematik dökme dağ keçisi figürleri (Resim 1-4) Tuva’da Uyuk dönemine ait bir kurganda sadak için yapılan boynuzlu keçi kafası şeklinde bronz dökme kanca bulundu. Çin ve Batı Sibirya’da da ayakta duran keçi tasviri rozet ve keser tepeliği bulundu. Dörtnala koşan yada ayakta duran dağ keçisi figürleriyle Karadeniz kıyılarındaki İskit kurganlarında da karşılaşılmıştır. Ve nihayet Çertomlıkta (MÖ. IV.yy ait) kazanda tamamen ayın şemayla modellenmiş altı keçi şekilli kulp tespit edildi.

Sarımsı beyaz boya ile kahverengi-kırmızı toprak kap üzerine yapılmış boynuzu spiral şeklinde kıvrılan; yürür vaziyetteki dağ keçisi damga figürü çok ilginçtir. Üslup olarak bu tasvir (Resim. 1-6) Uyuk dönemi dağ keçisi tasvirleriyle son derece benzeşmektedir. Kabın bulunduğu kurgan kaya üstü tasvirlerde aynı dönem yani Mö. birinci bin yılın ikinci yarısı olarak tarihlendiriliyor.

Tacikistan’daki kabirde ağaç yanında bulunan ve B.A. Litvinskiy tarafından Ms. Birinci yüzyıl olarak tarihlendirildiği damga şeklinde dağ keçisi tasvirli asma taş mühür (Resim 1-5) oldukça ilginçtir. Bu şematik dağ keçisi resmi dik duran başıyla, vücuda oranla daha büyük kavisli kıvrık uzun boynuzlarıyla Uyuk dönemi dağ keçilerinden hiçbir yönüyle farklılık göstermemektedir. A.N.Lipskiy incelediği erken Tagar dönemi kurganın taş duvarlarının güney batı köşe taşında sırtına doğru kıvrılmış boynuzları ile hak edilmiş dağ keçisi figürü buldu . (Resim 1-3). Bu resim Mö.VII-I.yy kaya üstü resimleri ile aynı şemayla yapılmış Kazakistan Saha dönemi kurganının duvarlarındaki Mengirni tablette bulunan şematik dağ keçisi figürleri belirtilen döneme ait dağ keçisi tasvirleriyle benzerdir.

Kaya üstü resimlerdeki keçiler Aşağı Podanya I.yy. ait Sarmat kabrinde bulunan kenarlarda duran keçi figürleri ile stilize edilmiş halka şekilli tepeliklere son derece benzemektedir.

L. R. Kızlasov’un yönetimindeki MGU (Moskova Devlet Üniversitesi) Arkeolojik araştırma grubunun Tuva’da Sasnovki köyü yakınlarında buldukları “Geyikli Taş” üzerinde de aynı dağ keçisi resmi hak edilmişti. Bu resmin ilginç yönü tabletin yere gömülü olan tarafına yapılmış olmasıdır. Şüphesiz ‘ Geyikli taş’ için kullanılan tablet daha önce Uyuk yazıtının olduğu kayadan oyulmuştur. TİİİYaLİ Arkeolojik araştırma grubu tarafından 1965′te Çırgakı nehrinin sağ kıyısında incelendiği eski Türk dönemi kurganın taşları arasında üzerinde dağ keçisi tasvirleri olan bir tablet bulundu. Bu kurganın yakınlarında çok sayıda Uyuk dönemi kaya üstü resimlerinin bulunduğu küçük bir dağ vardır. Bu durumda anlaşılıyor ki Tuva’nın eski Türk halkı Uyuk yazıtlı tabletleri inşaat malzemesi olarak kullanmıştır. Bununla bağlantı şunu belirtmek ilginç olur. Tuva’da ki birçok eski Yenisey erken orta asır yazıtları Uyuk dönemi ‘Geyikli taşlar’ dan oyulmuştur.

Bilindiği üzere Tuva’nın kaya üstü resimlerinin özellikle Uyuk dönemi keçi ve geyik figürleri (Resim. 13-21) Hakasya, Moğolistan (Resim 1-38-42) Altay, Kazakistan (Resim 1-28-37) Kırgızistan (Resim 1-22-27) Tibet ve diğer bölgelerdeki kaya üstü resimlerle işleme tekniği, üslup ve konu yönünden oldukça benzerdir. Adı geçen bölgelerde inceleme yapan araştırmacılar bu kaya üstü tasvirleri Mö.VII-I.yy. olarak tarihlendiriyorlar . Farklı bölgelerde inceleme yapan araştırmacıların bu konuda hemfikir olmaları çok önemlidir.

Böylece yukarıda verilen delillendirilmiş bilgiler Tuva yazıtlarındaki dağ keçisi tasvirlerini MÖ. VII-I.yy. dahil etmeye imkan tanıyor. Dağ keçisi figürü, Uyuk dönemi kaya üstü resimlerinin sevilen konusudur. Bütün tasvirler aralıksız veya noktalı çizgilerle işlenmiş sülietlerdir. Daha sonraki döneme ait tasvirler ajur tekniği ile işlenmiştir. dağ keçisi figürleri her zaman profilden kah dururken kah koşarken tasvir edilmiştir. Bazı sahnelerde, keçiler atlı ya da yayan, kalabalık ya da bir okçunun av, ayrıca da köpeklerin ve kurtların izleme ve saldırma hedefi olarak tasvir edilmiştir. Eski resimler dağ keçisi çiziminde onların boynuzlarını bazen özellikle mübalağlı çizmişlerdir. Uzun ve geriye kıvrılmış ya da yukarı yönelmiş boynuzları olan figürler var. Bazıları helezoni ya da spiral şekilde kıvrılan sanki bir birine geçmiş boynuzlara sahiptir.

Dağ keçisi sadece Tuva’da MÖ. VII-1. yy’da yaşayan halkların kültüründe değil Avrupa ve Asya’nın birçok halkının kültüründe de diğer totemik hayvanların hiçbir zaman alamadığı önemli yeri vardır. Dağ keçisi totemdi (bizim kayalarda tasvirlerini bolca bulduğumuz) bu büyük coğrafyada yaşayan günümüz halklarının kültü olarak bu güne kadar var oldu.

Orta Asya ve Tacikistan’da keçi tasviri sadece yazıtlarda sevilen bir konu değil XX. asrın başlarına kadar dini-kült düşüncesinin önemli bir unsuruydu . Keçi kültü daha çok Türkmen ve Tacik halkları arasında itibar görmüştür. Türkmen kabile-boy grupları arasında sekiz boyun adının keçi ile ilgili olduğu belirlenmiştir ayrıca büyük boylardan birisi “teke” keçi adını taşımakta . Yakın bir geçmişe kadar Tacikistan’da dağ keçisi figürleri ev duvarlarında tasvir edilmekte idi. Taciklerde keçi kültünü inceleyen N. Kislyakov şöyle yazıyor “Buralarda keçi resmi yapma geleneğinin Müslümanlıktan eski olduğu varsayılmaktadır. Zira İslam da canlı varlıkların tasvir edilmesine hoş bakılmıyordu. Yerli halk keçi tasvirinin saadet ve mutluluk getirdiğine besi hayvanlarının daha çok süt vereceğine inanıyordu” . Yabani dağ keçisi boynuzları ise “türbe-mescitlerde ve evlerde duvarda olduğu gibi içeride de asılıyor ve saadet getiren bir nesne olarak bakılıyor” . İlginçtir ki Tacik halk dilinde “Nakçur” yani keçi kelimesi “av” anlamına gelmektedir .

Keçinin Güney Sibirya ve Merkezi Asya halklarının dini-kült törenlerinde ve dini inançlarındaki anlamı daha tamimiyle incelenmemiştir. Fakat bilgi kırıntılarına göre bu halkların kültüründe hiçten önemsiz sayılmayacak yeri vardır. Daha 1253-1255 yıllarında Moğolistan’a gezi düzenleyen Wilhelm Rubruk şöyle yazıyor “…. evin hanımı, yatağın sağ ayak ucunda yüksek bir yere, yünle ya da başka bir malzemeyle doldurulmuş keçi derisi onun yanına hizmetçilerin ve cariyelerin olduğu tarafa bakan küçük bir heykelcik yerleştiriyor” . Burada biz şüphesiz keçi kültü ile ilgili bir töreni görüyoruz.

G.N. Potanin şöyle yazıyor. Eskiden Buryatlar “yemin yerine siyah keçinin etini yerler ve kanını içerlermiş” . G.N. Potanina ise şöyle yazıyor “Moğollar buğdaylarını doludan korumak için keçiyi öldürüp onu korkuluk olarak ağaca bağlayıp kuleye dikerlerdi” . Tuvalar kızamık hastalarını tedavi etmek için yine keçi kesip onun sıcak kanını içerlerdi. Bu yaygın gelenekler günümüze kadar var oldular. Buryat Şamanlığının yıkanma ve yenilenmeye adanan büyü-kültü, törenleri keçiyle sıkı sıkıya bağlantılıdır .

Uyuk anıtları bir kez daha Uyuk halklarının diğer Merkezi ve Orta Asya halkları ile sıkı kültürel ilişkiler içerisinde olduğunu ispatlıyor. Pamiro-Alay ve Tyan-Şandan- Moğolistan ve Tibet’e kadar geniş bölgedeki aynı döneme ait kaya üstü resimlerinin büyük benzerlik bazen de tamamen benzerlik Mö. VII-I.yy.’da burada yaşayan boy ve halkların hayat tarzlarının benzer olduğunu bundan dolayı da ideolojik düşüncenin umumi olduğunu ifade etmektedir.

KAYNAK: M. H. MANNAY-OOL (Çev.: Leyla DERVİŞYEVA – Sinan DİNÇ)

________________________________________________

DİPNOTLAR

 * Bu yazı daha önce SA, 1 1967, s.140-146′da “Drevneye İzobrajeniye Gornogo Kozla v Tuve” başlığıyla yayımlanmıştır.

* * Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü

Bu makalenin yazarı 1955 yılında Graç’ın arazi araştırmalarına katılmıştır.

A.D.Graç, Petroglifı Tuvı I [Tuva'nın Petroglifleri I (Etnografik geleneklerin tarihlendirme ve yorumlama problemi)] Sb. MAE XVII M: L., 1957 A.D. Graç, Petroglifi Tuvı II [Tuva'nın petroglifleri II (1955'te bulunan komplekslerin yayınlanması)] Sb. MAE XVIII M-L. 1958.

Kültürler hakkında bkz. L.R. Kızlasov, Etapı Derevney İstorii Tuvı [Tuvanın Tarihinin Eski Devirleri] ( v kratkom izlojenii) MGU (Moskova Devlet Üniversitesi), İst. Fil,. Ser,. 1958, 4. Bu arada fırsattan istifade edip bu makalenin yazılması sırasında verdiği danışma hizmetinden dolayı Doç. L.R. Kızlasova teşekkür etmek istiyorum.

F. Engels, “ Anti-Dyuring” in hazırlık çalışmalarından K. Marks ve F. Engels, Yazılar C.20. M. 1961. s..629.

L.R. Kızlasov, Tuva v Period Tyurkskogo Kaganata (VI-VIII vv.) [(VI-VIII yy'da) Türk Kağanlığı döneminde Tuva] VMGU. Seri. 9. ist. Nauki 1960, I. s. 69.

A.D. Graç., Petroglifi Tuvı I [Tuva'nın Petroglifleri I] s. 402-403.

Kauri Kabuğu ve Maral Dişleri uyuk Dönemi Kabirlerde sık elde edilen buluntulardır.

L.P. Potapov, Totemistiçeskiye Predstavleniya u Altaytsev [Altaylıların Totemist Düşünceleri]. S.E. 1935.2.

L.A. Yevtyuhova, Arheologiçeskiye Pamyatniki Yeniseyskıh Kırgızov [Yenisey Kırgızlarının Arkeolojik Anıtları]. Abakan 1948., L.A. Yevtyuhova, K. Voprosu o pisanitsah Altaya [Altayın yazıtları üzerine] KSİİMK. XXXVI. 1951.

A.İ. Minorskiy, Drevniye Naskal’nıye Risunki Gornogo Altaya [Dağlık Altay'ın eski kaya üstü tasvirleri] KSİİMK. XXXVI. 1951.

S.B. Kiselev, Drevnyaya İstoriya Yujnoy Sibiri [Güney Sibirya'nın eski tarihi] M., 1951, s. 331, Tablo XX,3. s. 236. Tablo. XXII, 5-6.

A.g.e., s.231. Tablo XX,13.

A.g.e., s.235. Tablo XX,1

A.g.e., s.241. Tablo. XXIV,6.

E.R. Rıgdılon, P.P. Horoşıh, Kollektsiya bronzovıh Kotlov İrkutskogo Muzeya [İrkutsk Müzesinin bronz kazan kolleksiyonu]. SA. 1959, 1 .s. 253-256.

S.İ. Vaynşteyn, V.P, Dyakonova. Unikalnıye Nahotki iz Raskopok Drevnih Kurganov Tuvı [Tuva'nın eski kurganlarında yapılan kazılarda çıkarılan ilginç buluntular]. Uç. Zap. Tuv. NİİYaLİ, VIII, Kızıl 1960 Tablo 1,9.

S.V. Kiselev, Uk. Soç. [ Eserlerin Özeti ]. S. 243.

a.g.e.,

İ.Ye. Zabelin, Skifskiye Mogilı. Çertomlıtskiy Kurgan [İskit Mezarları. Çertomlık kurganı] M., 1865, s.16. yine bkz. A.S. Strelkov. Bol’şoy Semireçenskiy Altar’. [ ]Cb.: “S.F.Oldenburgu k 50-letiyu nauçno-obşestvennoy deyatel’nosti” [S.F. Oldenburg'un bilimsel çalışmalarının 50. yılı anısına]L., 1934, s492, resim. 5.

A.N.Zelinskiy, Mogilnik Daray-Abharv v Verhovyah Pyandja. [Yukarı Penc Daray-Abharv mezarlığı] SA. 1960, 3, s.296-300

B.A. Litvinskiy, Predmetı iz Pogrebeniya na Stalinabadskih Holmah [Stalinabad Tepelerinde Kabirden Çıkartılan Eşyalar]”Soobşeniya Respubl. İstoriko-Karayevedçeskogo Muzeya Tadjikskoy SSR” [Tacikistan SSC’si Tarihi-Krayeved Müzesi haberler 1958. s. 35-45.

A.N. Lipskiy, Arheologiçeskiye Raskopki v Hakasii. [ Hakasya'da arkeolojik kazılar]. KSİİMK, 64, 1956, s. 120-123.

K.A. Akişev, GA. Kuşayev, Drevnyaya Kultura Sakov i Usiney Dolinı reki İli [İli nehri vadisinde eski Saka ve Usuney külütür] Alma-Ata, 1963. s. 74-75.

V.P. Şilov., İ.P. Zasetskaya, L. Ya. Malovitskaya, Rabotı v nijnem Povolj’ye [Aşağı Povolj'yada çalışmalar].Sb.: “ Arheologiçeskiye Otkrıtiya 1965 g.”. M., 1966. s. 88.

“ Geyikli taş” halen MGU (Moskova Devlet Üniversitesi) Arkeoloji Bölümünün müzesinde bulunmaktadır.

A.N. Beriştam, Naskal’nıye İzobrajeniya Saymalı-Taş [Saymalı-taş kaya üstü tasvirleri]. SE., 1952, 2. s.50-58; A.N. Beriştam, İstoriko-arheologiçeskiy Oçerk Tsentral’nogo Tyan-Şanya i Pomiro-Alaya [Merkezi Tyan-Şan ve Pamir-Alay'ın tarihi arkeolojik notları].Mia, 26, 1952, s. 128-211, 223; S.S.Çernikov. Naskal’nıye İzobrajeniya Verhoviy İrtışa [Yukarı İrtış Kaya üstü tasvirleri]. SA, IX, 1947, s. 251-282; L.R. Kızlasov, Sarı Bulakskaya pisanitsa v Betnak-Dala. KSİİMK, XXXV, 1950, s. 139-143.

B.A. Litvinskiy, Uk.Soç., [Eserlerinin özeti]. S.35-45.

S.P.Tolstov, Perejitki totemizma i Dual’noy Organizatsii u Turkmen [Türkmenlerde Totenizmin kalıntıları ve dualist kurum]. PİDO, 1935, 9-10, s.5-6.

NA. Kislyakov, Burh—Gornıy Kozyol [Burh-dağ keçisi] . SE, 1934, 1-2, s.187.

NA. Kislyakov, Ohota Tadjikov dolinı r. Hangou v bıtu i v folklore [Hangau nehri vadisinde Taciklerde folklor ve günlük hayatta av]. SE, 1937, 4. s.117.

a.g.e., s.17.

Plano Karpini, İstoriya Mongolov [Moğol Tarihi]. SPB., 1911. s. 71.

G.N. Potanin, Vostoçnıye Motivı v Srednevekovom Yevropeyskom Epose. [Orta Çağ Avrupa Destanında Doğu Motifleri]. 1899, s. 514.

A.Potanina, İz Puteşestviy po Vostoçnoy Sibiri, Mongolii, Kitayu i Tibetu [Doğu Sibirya Moğolistan, Çin ve Tibet gezilerinden] 1895, s.109.

S.V. İvanov, K Semantike İzobrajeniy na Starinnıh Buryatskih Ongonah. [Eski Buryat Ongun Tasvirlerinin Kavram Alanı Üzerine] Sb. MAE., XVII. s.121.


About this entry